‘Yargı bağımsızlığı’nı asıl kim tehdit ediyor?


07 Mart 2018 04:55

Yargı bağımsızlığı tartışmasının son yılların en önemli tartışması olduğu, kimsenin inkar edemeyeceği bir gerçek. Çünkü AKP iktidarı, “güçler ayrılığı”ndan 16 yıllık iktidarı boyunca rahatsız olduğunu hep söylemiştir. Nitekim son yıllarda “FETÖ ile mücadele” bahane edilerek yargıyı yürütmeye bağlayacak yasal düzenlemeler yapıldı. Dahası fiilen bu düzenlemeleri de aşan girişimler yapıldı; yargının partizanlaştırılmasında çok ciddi adımlar atıldı!

Önceki gün bin hakim ve savcının atanma töreninin iptal edilmesi ve Yargıtayın kuruluşunu 150. yılı vesilesiyle Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit’in sözleri, yargı bağımsızlığında gelinen yeri göstermesi bakımından önemliydi.

5 Mart’ta yapılacağı söylenen, bin hakim ve savcının atanmasının yapılacağı törenin iptali için resmi bir gerekçe öne sürülmedi. Ancak, atanacak bin kişiden 173’ünün FETÖ ile bağlantılı olduğu bilgisi gündeme düştü. MİT ve polis istihbaratının yaptığı soruşturmada böyle bir olgu ortaya çıkmış ve bu nedenle atama töreni iptal edilmiş!

FETÖ BAHANESİYLE KADROLAŞMAYA DEVAM!
Bu gelişmeleri yakından izleyen CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, “HSK’de bazı üyeler, ‘Partizan hakim olmaz, bu kişiler bir partiyle özdeşleşmiştir’ deyince tartışma çıkmış. Atamalar da bu yüzden iptal edilmiş” şeklinde bir bilgi paylaştı. Daha önce yapılan hakim ve savcı atamalarında en büyük yoğunluğun AKP ve MHP’nin il ve ilçe yöneticilerindeki avukatlar olduğu dikkate alındığında, Barış Yarkadaş’ın iddiasının inandırıcı olduğu görülüyor.

Çünkü, yargıda yürütmenin müdahalesi;

* Mahkemelerin tahliye kararlarını iptal ederek, tahliye edilenlerin başka bahanelerle tutuklanması,

* Anayasa Mahkemesinin kararlarının yerel mahkemeler tarafından yürütmenin isteği gözetilerek tanınmaması,

* AKP’li olmayan avukatların hakim ve savcı olarak atanmadığına dair şikayetlerin artması,

* Cumhuriyet gazetesi davası, gazeteci tutuklamaları, HDP’li vekillerin dokunulmazlığının kaldırılması ve HDP’ye yönelik siyasi operasyonda yargının açıkça rol alması, 

* Die Welt Muhabiri Deniz Yücel’in tutuklanması gibi tahliyesinin de tamamen siyaseten ve bir “yargı skandalı” olarak gerçekleşmesi, yargıdaki kadrolaşmanın (AKP’lileştirmenin) nerelere geldiğini göstermektedir.

YARGININ ASIL SORUNU BU MUDUR?
Bu yüzden de 5 Mart’ta yapılacağı ilan edilen “Hakim ve savcı atama töreninin” iptali, HSK’de bir tartışmaya yol açtığı için ertelenmiş olduğu iddiasını güçlendirmektedir. 

Aynı süreçte Yargıtayın 150. kuruluş yıl dönümüyle ilgili etkinlikler kapsamında, Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit’in gazetecilerle kahvaltısı vardı. 

Kahvaltıda yargının sorunlarıyla ilgili bir konuşma da yapan Cirit, yargının bilinen sorunlarına değindi. Gazetecilerin sorularıyla birlikte Cirit, yargıyla ilgili sıcak konulara değinmek zorunda kaldı. 

Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit konuşmasında “yargı bağımsızlığına” da değindi; “Hakimler Herkül gibi güçlü olmalıdır. Güç odaklarına karşı, ekonomik bakımdan güçlü olanlara, yeraltı dünyasına, birçok baskı grubuna karşı bağımsızlığı ifade ediyorum. Hakimler her türlü güçlü olmalı ve hiçbir yerden talimat almamalı...” dedi. 

Cirt’in bu konuşması iki günden beri, “İşte yargıç ve yargı bağımsızlığı böyle olmalı. Bravo başkan...” övgüleri alıyor. 

İlk bakışta, “Yargıtay Başkanı gerçekten de önemli sorunlara da değinmiş” denebilir. Ama gerçek, yargının gerçekleri Yargıtay Başkanının söylediklerinden ibaret değildir.

Elbette ki her sınıflı toplumda, “yargının bağımsızlığı”nın savunulmasında; varlıklı olanların, güç sahiplerinin baskılarına karşı duracak bir ahlak ve gelenek oluşturulması, yasalar karşısında yargıçların bağımsız karar verebilmesini güvenceye alması önemlidir.

CİRİT, YARGI BAĞIMSIZLIĞINA TEHDİDİN KAYNAĞINI GİZLİYOR
Ancak bugün Türkiye’nin içinden geçtiği süreçte yargı bağımsızlığını asıl tehdit eden şey, mafya ya da güç sahibi kimi kesimlerin yargıda “İşlerini bitiriyor olmaları” değildir. Bu, bugün karşı karşıya olduğumuz yargı bağımsızlığı konusunun “en önemsiz” yanıdır. 

Bugün yargı bağımsızlığı dendiğinde; en önemli sorun iktidarı elinde bulunduranların, yargıyı bir yandan yaptıkları yasal düzenlemelerle yürütmeye bağlama, öte yandan da özel mahkemeler ve özel savcılıklar üstünden yargıyı yürütmenin istekleri doğrultusunda karar veren bir zemine çekmiş olmasıdır. Şimdi bu durum, yargının partizanlaştırılmasıyla daha da ileri taşınmaktadır. 

Nitekim, iş, geçtiğimiz günlerde Adalet Bakanlığı tarafından yayımlanan bir “kitapçıkta” yargıçların tutuklamalar ve tutuklananların serbest bırakılması gibi konularda, karar oluşturmadan önce, Hakimler Savcılar Kurulu (HSK) ile istişarede bulunmasını istemesine kadar geldi.

Bu konu gazeteciler tarafından Yargıtay Başkanı Cirit’e de soruldu.     

CİRİT, SANKİ BAŞKA BİR ÜLKENİN YARGITAY BAŞKANI? 
Cirit bu soruyu; “Bu sorunun muhatabı ben değilim aslında. Konuyu basından gördüm, bir anlam veremedim. HSK Başkan Vekili Mehmet Yılmaz’a, ‘Bu mesele nedir?’ diye sordum. HSK Başkanı, ‘Yargılamaya konu hakim ve savcıların teminatı için, onların yargılamalarındaki teminat için biz bunu düşünmüştük’ dedi. Bizde en ufak bir baskı, talimat, telkin yoktur” şeklinde yanıtladı.

Cirit, “Ne şekilde olursa olsun böyle bir talimat verilmesi doğru mu?” sorusu üzerine de “Bu sorunun muhatabı ben değilim. HSK’ye sormanız lazım” diye konuştu.

Yaptığı açıklamalara bakınca, sanki Cirit Türkiye’nin değil de Patagonya’dan Türkiye’yi ziyarete gelmiş yabancı bir Yargıtay Başkanı gibi konuşuyor! Zira Yargı bağımsızlığına asıl tehdit bugün iktidarın “güçler ayrılığı”nı tanımayan tutumundan gelmektedir. Bu yüzden de Yargıtay Başkanı, “yargı bağımsızlığı”ndan söz edecekse, asıl bu konuya dikkat çekmesi gerekirken tersine, “Bize bir baskı yok. 16 Nisan referandumuyla yapılan anayasa değişikliği yargı bağımsızlığını güçlendirdi...” gibi, gerçeklerden tamamen uzak ve siyasi iktidara mesaj vererek söylediklerini de tartışmalı hale getirmektedir.

Açıktır ki, yargı bağımsızlığı için hakimlerin “Herkül” olması yetmez, yargı kurumları ve onu başında bulunanların da “yargının bağımsızlığı” için mücadele etmesi gerekir. Ki, bugün en önemli sorunlardan birisinin Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi gibi kuruluşların ve onların başındaki kişilerin, “yargı bağımsızlığı”nı savunmak yerine iktidarın yedeğine giren bir çizgiye çekilmiş olmalarıdır.

www.evrensel.net