Meşruiyet meselesi


28 Şubat 2018 05:17

Turgut Özal iki buçuk partili bir Meclis hayal etmişti. Sağdaki dört eğilimi çatısı altında bileştirmiş bir ANAP, sosyal demokrat bir parti, bir de artık herhalde buçuk varlığıyla Kürtlerin partisi olsa yetecekti. Bu siyaset tekelleşmesi hayali 12 Eylül döneminden kalan miraslardan biridir. Buna göre, zaten cuntanın ezdiği sosyalistler ile ana eğilimlerden nüansla ayrılan, baraj mağduru siyasi programların vb. temsiline gerek yoktur.

Menderes’ten devralınmış kutuplaştırma siyasetiyle Özal’ın hayalini birleştiren AKP ittifak düzeneğiyle parlamentoda siyasi tekelleşme düzenine bir adım daha attı. İttifak içinde olduğu parti ya da partileri baraj engeline takılmaktan kurtarırken aynı zamanda fazladan 3-5 milletvekilini de kapmayı hedefleyen, seçime belli bir süre girmeyen partilerin otomatik olarak kapanmasının yolunu açan düzenlemeye gelinceye kadar yapılan her şey, çıkarılan her yasa da hesaba dahil edildiğinde önümüzdeki seçim bir seçimden başka her şeye benzeyecek görünüyor. 

Seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınmasının bir temayül haline getirilmesiyle yerel seçimler anlam kaybına uğratıldı. 2015 seçim sonuçlarını beğenmeyip yeniden seçim yapan iktidar, Referandumdaki YSK skandalıyla sandıktan ne çıkarsa çıksın sonucun hep aynı olacağı mesajını vermek suretiyle de geniş bir seçmen kitlesinde zaten seçim meşruiyeti konusunda bir kuşku yaratmış durumda.  

İktidar nedenini sandık sonuçlarıyla açıklamak zorunda olan AKP oy kullanma ve sayım sürecini şaibeli hale getirmekten kaçınmıyor. AKP’nin sandıktan çıktığı hiçbir seçim, bir öncekiyle aynı yasal ve idari düzenleme içinde yapılmadı.  Böylece meşruiyet sağlama yöntemleri gayrimeşruluğu üretmekten başka bir işe yaramadı. Gönül rızasını ölçmekten çok eksikliğini telafi etmeye yarayan, onay ölçmeyi değil bunu sadece göstermeye ayarlı yasalar iktidara giderken yola çıkacak muhtemel pürüzleri gidermeyi hedefledikçe meşruiyet kaybı derinleşti. 

Meşruiyet eridikçe rızanın yerini cumhurbaşkanını ya da siyasi iktidarın politikalarını eleştirmenin ağır pahası olarak sürümde tutulan gözaltılar, işten atmalar, para militer güçlerin “Evde zor tutulan” gölgesi altında kesifleştirilen korku pompalaması alıyor. Seçmenlerin bu ortamda kullanmaya zorlandığı oydan, diğer siyasi yapıların söz hakkının sınırlandığı bir ortamda yine de meşruiyet devşirilecek! Buna iktidarın inanması yeterli sanılıyor. 

Öte yandan AKP’nin meşruiyet derdinin çözümü kendisi açısından sadece oy miktarının yükseltilmesine bağlı değil. Meclisteki ve dışındaki muhalefete kendi kültürel değerlerine, siyasi söylemlerine yakınlıkları ölçüsünde alan tanımak, sürekli olarak onlara siyaset dikte etmek de bu sürecin parçası. Çünkü AKP’nin aradığı meşruiyet yürürlükteki politikalarına her türlü icraatına siyasi bir onayın sağlanmasından geçiyor aynı zamanda. Ana muhalefetin Hükümete sağladığı onaya, zorla sağlanmış suskunluğa, eleştiri ve propagandadaki sınırlamalara AKP’nin ihtiyacı var.  Bu ona yetmiyor o ayrı. AKP’nin en yakın destekçileri için baraj sorununu ortadan kaldıran, diğerlerini öteleyen ittifak yasası, seçim düzenlemeleri göz göre kendine yontmalar bu yetersizlikten başka bir şeyin kanıtı değil.  

Bu düzenlemeler Turgut Özal’ın hayalinin de aşılarak 1.5 partilik, aslında diğerlerine kapatılmış, dolayısıyla işlevsiz bir Meclis gerçekleştirme çabasıdır. Bütün yetkilerin tek adama verildiği bir düzen zaten parlamentonun bir ofise dönüşmesinden başka neye yol açabilir ki. 

İttifak yasası mevcut haliyle bile son derece yetersiz demokratik temsil mekanizmalarının ilgası yolunda bir adımdır. Ancak bu süreçten illa oyunu kuranlar kârlı çıkacak diye bir şey yok. Muhalefetin bu dayatmadan imkanlar yaratarak çıkması da mümkündür. İktidarda kalabilmek ve varlık sorununu çözebilmek için böyle dolambaçlı yollara tevessül edenlerin düzenlemesi bir hesap hatası olarak tarihe geçebilir.

www.evrensel.net