Ana haber bülteni ya da aslın sureti


14 Şubat 2018 04:51

Hadi 30 dakika kadar ana haber bültenini izleyelim…

-İlahiyatçı İlhan Şenocak, “Genç kayınvalide şehvet uyandırır, bu erkekler için haramdır”… dedi.

- Köpeğin boynuna ip bağlayarak tecavüz eden yaşlı adam tutuklandı.

- Adana’da bir düğünde üç yaşında bir çocuğa tecavüz etmek üzere olan adam, linçten tutuklanarak kurtarıldı.  

- Bisiklet çalarkan MOBESE kamerasına el sallayan pişkin hırsız yakalandı…

- Dün gece yapılan operasyonlarda, sosyal medyada yaptıkları paylaşımlar yüzünden gözaltına alınan sayısı 600 küsura yükseldi.

-Tutuklu gazeteci sayısı 152 oldu.

- Akit gazetesi sunucusu: Cumhuriyet gazetesini, sizin gibileri katletmek mübahtır diye tehdit etti… 

-Furkan Vakfı operasyonunda yakalananlardan birinin cep telefonunda çocuk pornosu bulundu. Adam

‘Müstehcen yayınların üretiminde çocukları kullanmak”la suçlanıyor.

Bu kısa özet memleketin her günkü hali. Bir haberin şokunu atlatamadan ekrana yenisi geliyor. Ana haber bültenlerinde yer alabilen haberlerin gazetelerde, internet sitelerinde, sosyal medyada yayınlanan muadillerini de eklediğinizde dejenerasyonun derinliği baş döndürücüdür.  

Bunu yeni fark eden AKP Sözcüsü Mahir Ünal “Ana haber bültenlerini 30 dakika izleyin. Zannedersiniz ki bu millet hırsızlıktan, tacizden, çocuk istismarından, çirkin işlerden başka sanki hiçbir şey yapmıyor… Yarım saat içinde kendinizden ve milletinizden nefret eder hale gelirsiniz” demiş. Tam, isabet buyurmuş, ne güzel tespit etmiş diyecekken yine “Herkes bize düşman, bizi çekemiyorlar” goygoyuna bağlamış sözcü: “peki niye yapıyorlar bunu… Uyuyan dev uyandı, şimdi onun öz güvenine saldırıyor. Onun erdemlerine onun ferasetine onun cesaretine saldırıyorlar. Biz bunun farkındayız” diye noktalamış. 

Bir gecede bir KHK ile bir dizi muhalif radyo ve televizyon kapatılırken, farklı bir manşet bulmak için bile kendisini yormayan; birbirinin tıpkısı televizyon ve gazetelerin sesinden başka bir şey işitilmeyen bir ortamda bunları diyebiliyor bir sözcü. Halbuki AKP sözcüsünün bizi kıskanıyorlar, komplo kuruyorlar diyebileceği televizyon sayısı yoktan az! 

Ama Ünal’ın yakındığı çirkin işlerin ortaya çıkmasında yandaş medyanın büyük payı var. Tartışma programlarına katılanlardan, yaşam koçu ilahiyatçılara, haber bültenlerinden eğlence ve kadın programlarına kadar her yerde üretilen değerlerin verdiği sonucu herkesin gözünün önünde.    

Öte yandan AKP Milletvekili Metin Külünk’ün günah işleme özgürlüğünden söz ettiği televizyon konuşması, Yeni Şafak Yazarı Hayrettin Karaman’ın “Yolsuzluk da ayıptır günahtır ve suçtur ama bu suç hırsızlık suçu değildir…” içerikli yazısı arşivlerde duruyor. Başkaları da. Yani derin çürümüşlüğün emarelerinin ekranlarda haberleştirilmesi “uyuyan devin uyanması”nı çekemeyenler onun erdemine falan saldıranlar tarafından yapılan günlük bir komplo değil. Neyin suç neyin günah olduğu, neyin teşvik edilmesi gerektiği siyaset-medya ilişkisi aracılığıyla bizzat suyun başındakiler tarafından tanımlandığından beri bunun sosyal bir karşılığı da oldu. Evin içinde babayla kızı, damadıyla kayınvalidesi, oğulla annesi arasına nifak sokan şer kaynağı Mahir Ünal’a çok uzak bir yerlerde değil. Suretle uğraşmaktansa gerçeğine  bakıp sormalı. Neden böyle yapıyorlar?!  Çünkü düzen böyle oluştu. 

Bu haberlere konu olan olaylar yokmuş da bunlar uyduruluyormuş gibi davranmak, bir düşman karşısındaymış gibi gard almak veya pis işleri halının altına süpürünce görünmeyeceğini zannetmek bir alışkanlık haline geldi son zamanlarda. Ama halının altına süpürülenler eninde sonunda kokmaya başlıyor. 

Bu kokudan rahatsız olmayıp, memlekette her şeyin güllük gülistanlık olduğunu düşünebilmek için “Bu ülkede kimse baskı altında değil, bilakis herkes fazla özgür, iyi ki üçüncü havaalanı yapıldı…” diye zırvalayan bir Hülya Koçyiğit olmak gerekiyor. “Çirkin şeyler”in uyanan devin ferasetini ve cesaretini çekemeyenler tarafından servis edildiğini iddia eden Mahir Ünal, Koçyiğit gibi “3. havaalanını kıskandıkları için” dememiş. Eksik bırakmış. Ekleseydi, şu habere işaret edilebilirdi: Önceki gün Cumhuriyet’te yayınlanan, 3. havaalanı inşaatında çalışan bir hafriyat kamyonu şoförünün tanıklığına dayanan bir haberde inşaatın “işçi mezarlığı” haline geldiği, 400 işçinin öldüğü ve bunların kamuoyundan gizlendiği yer alıyordu. 

Ana haber bültenlerinde yer bulmayan bir haber bu. Ama işte gerçek böyle bir şey işte, halının altında kalmaz… Cesaret feraset goygoyunu takmaz kokar. 

www.evrensel.net