Yaşasın savaş!


26 Ocak 2018 04:50

Dostlar Tiyatrosunun savaş karşıtı bir tiyatro oyunu vardı, ironi yaparak oyunun ismini de “Yaşasın savaş” koymuşlardı, dahası konuyu bu yönüyle ele almış oldukları oldukça başarılı bir oyundu.

Yaşadığımız ortamda savaş karşıtı olmanın ve barış savunuculuğu yapmanın yasak olduğu, “savaşa hayır” diyerek tweet atanların, “Yaşasın barış” diyerek Facebook’ta yazı yazanların kapısında polisi karşıladığı günlerden geçiyoruz. 

Savaşı isteyenler, destekleyenler, alkışlayanlar kendilerini vatansever olarak tanımlayıp, savaşa karşı çıkanları ise vatan haini ilan ediyorlar. Bu köşede “Vatan haini kimdir?” isimli yazımda; yaşadığımız toprakları yani satıp savanların, doğasını, suyunu tahrip edenlerin, halkları bir birine düşman edenlerin, ülkenin zenginlikleriyle elde edilen kaynaklarını ve finansmanını talan edenlerin, vatansever olamayacağını tam tersine bu değerlere sahip çıkanların vatansever olabileceğini yazmıştım. 

Aynı şekilde savaş isteyenler değil savaşa karşı çıkanlar vatanseverdir. Savaşlar kini, nefreti, düşmanlığı körükleyip kalıcı hale getirmektedir. Üstelik de “Afrin’i yıkacağız, Kürtlerin kökünü kazıyacağız” diyen ÖSO çetelerini sahaya sürmek ortak vatanda yaşadığımız halklar arasında da kalıcı hasarlara yol açacaktır. 

Sınırların hiçbir zaman savaş ve düşmanlık politikaları ile korunamayacağını defalarca görmüş ve yaşamış bir ülke olarak, bu Afrin savaşından da bir sınır güvenliği çıkmayacağını maalesef ki kan, göz yaşı ve büyük acılar yaşayarak göreceğiz. 

Biz savaş karşıtları, ülke güvenliğinin öncelikle yaşadığımız vatanın halklarına, inançlarına, kimliklerine, renklerine, cinsiyetlerine demokratik ve özgür bir ortam sağlayarak olacağını söylüyoruz. Bunun delili de demokrasiyle yönetilen ülkelerdir. Kendi ülkende iç barışı tesis ettiğin zaman dışarıdan senin içine yönelik hamlelerin olması da mümkün değildir, çünkü hamle yapacağı bir yara bulamayacaktır. İç barışın tesisi ile birlikte kendi sınırlarının dışında yaşayan halkların kendilerini yönetme hakkı ve kaderlerini tayin hakkına saygı duyup barış elini uzatacaksın. 

Bin yıldır Türklerin her dara düştüğünde imdadına koşan Kürt halkının yaşadığı topraklara ne idüğü belli olmayan tecavüzcü katil ÖSO çetelerinin salınması, tarihimizin hiçbir döneminde dostane ilişkimizin olmadığı ve çok sayıda savaş yaşadığımız Ruslarla bedellerini sonradan göreceğimiz ittifaklara girişilmesi, çıkarları için gittiği her coğrafyaya kan ve gözyaşı götüren ABD gibi emperyalist katillere kolunu kaptırmaya gerek yoktur. 

Ayhan Bilgen’in dediği gibi Hükümet, Kürtlere elini uzatmak yerine Ruslara kolunu kaptırmayı tercih etmiş durumdadır. Bu kaptırılan kolun bedelini henüz bilmiyoruz ama Rusların öyle kaptığı kolla yetinmeyeceğini tahmin edebiliyoruz.

Konu ile uzmanların değerlendirmesine göre bu işin öyle kolay olmadığı ve bu savaşın çetin geçeceği söylenmektir. Oysa ki yanı başımızda kurulacak olan Suriye devleti içerisindeki bir özerk yapıyla, yani Kürtlerle dostane ilişki kurulup, her halükarda var olan askeri gücümüze güvenip komşularımızın kendi kendilerini yönetme hakkını bu öz güvenle karşılasaydık, ne içte ne de dışta bu kadar gerginliğe ihtiyaç duyacak ve savaşa hayır diyen insanları yani yurttaşlarınızı da terörist ilan etmek zorunda kalmayacaktınız. 

Zaten zurnanın zırt dediği yer de burası, belki de iddia edildiği gibi zaten ihtiyaç duyulan bu gerginliktir!
 

www.evrensel.net