Başkumandan fetih istiyor, medya neden vermesin?


22 Ocak 2018 06:24

Türkiye medyasında “saldırgan ve tehditkar düşmana karşı meşru müdafaa” gibi çerçevelenen Zeytin Dalı Operasyonu, aslında Suriye’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne karşı açık bir ihlal ve düpedüz bir işgal. Bu saldırı bir meşru müdafaa değil, çünkü operasyonu başlatan hükümet yetkilileri halka Afrin’de barış içinde yaşayan Kürtlerin ve iç savaştan kaçarak bu bölgeye sığınmış Suriyeli göçmenlerin ülkemize karşı tam olarak ne tür bir tehdit oluşturduklarını net olarak açıklayabilmiş değil. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: “Tehditler geliyor” diyor, ama ne tehdidi, onu açıklamıyor. Afrin’den Türkiye sınırları içine atılmış bir taş, bir top, düşman olarak gösterilen YPG veya YPJ tarafından yapılmış bir silahlı saldırı yok. Onlara göre tehdit, bölgedeki Kürt varlığı. Uluslararası anlaşmalara göre böyle keyfi bir savaş nedeni olamaz.

Olsun… Suriye’nin şu anda en sakin, en barış içinde ve çevresindeki ülkelere karşı silahlı tehdit oluşturmayan bir bölgesi olan Afrin’e Türkiye ordusu canı isterse girer. İsterse bunu Suriye’de rejimi devirmek için yıllardır mücadele eden ve Suriye rejiminin terörist ilan ettiği cihatçı milislerle birlikte yapar ve buna kimse karışamaz. Böyle bir mantaliteyle savaşa girdik.
Başkumandan fetih istiyor. Savaş, kahramanlık ve zafer anlatısına ihtiyaç var. Bunca Osmanlı dizisi, bunca kurmaca fetih anlatısından sonra, neden AKP’nin şanlı tarihini gerçek bir fetihle taçlandırmayalım?

Yeni Şafak Afrin operasyonu manşetiSavaşçı medyamızda Afrin üzerine kurulan fetih anlatısı, İslam sosuyla harmanlanmış militer bir söylem üzerine kuruluyor. Mehmetçik, dualarla ve “Muhammed’in ordusu geliyor” nidalarıyla işgale yollanıyor. Diyanet, operasyon boyunca sabah ve yatsı namazlarında 90 bin camiden Fetih Suresinin okunacağını müjdeliyor. Savaşı, kan ve gözyaşını kutsayan AKPgiller sosyal medyadan kes yapıştır yöntemiyle aynı mısraları paylaşıyor: “Şüphesiz biz sana apaçık fetih bir fetih verdik. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. Yarabbi bizleri müjdene mazhar eyle, ordumuzu muzaffer eyle.” Barış içinde yaşayan insanların olduğu bir bölgeyi işgal ediyorsanız, önce kendi ülkenizde halkın kalbini ve beynini kazanmak zorundasınız. Bunu biliyorlar. Vatandaş sabah namazında camilerde buluşmaya davet ediliyor. “Bu ruha ihtiyacımız var. Mahallelerimizin camilerinde sabah namazı öncesi ve sonrasında Fetih Suresi okuyalım. Ordumuza destek olalım.”
Bu ruha birilerinin (ya da birinin) ihtiyacı olduğu ortada… Nitekim yine sosyal medyada bir kahraman başkumandan anlatısı almış başını gidiyor. Amerikan savaş filmlerinin posterlerini hatırlatan görseller, tek bir savaş kahramanına işaret ediyor. Komando kıyafetiyle ufuklara bakan Recep Tayip Erdoğan, arkasında kendisini takip eden F-16’larla ve önünde kendisinden emir bekleyen tanklarla resmedilmiş bir posterde. Posteri hazırlayanlar üzerine de şu başlığı koymuşlar: “15 Temmuz müdafaası ve el-Bab Harekatının yapımcılarından” Evet, bu film vizyonda ve baş kahramanı da belli.

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar açıklama yapıyor: “Harekat meşru müdafaadır. Siviller hedef alınmamaktadır. İnşallah alnımızın akıyla çıkacağız.”
Oysa bölgeden haber geçen gazeteci kaynaklar Hulusi Akar’ı yalanlıyor.  Bölgeden bildiren gazeteci Jake Hanrahan, “Türkiye Afrin’in kuzey batısında, Suriyeli göçmenlerin yaşadığı köyü bombaladı” diye haber geçiyor. Hemen hemen tüm kaynaklar, Afrin’de 500 bin civarında sivil Kürt’ün ve Suriye’nin çeşitli bölgelerinden kaçıp buraya sığınan Suriyelilerin yaşadığını doğruluyor. Bölgedeki bağımsız kaynaklardan gelen ilk fotoğraflarda da yaralı siviller, hatta çocukların olduğu görülüyor. Daha giriş böyleyse, çıkış nasıl alın akıyla olacak, ciddi bir soru işareti.

AKPgil medyadaki savaş anlatısı da evlere şenlik. AHaber, “Afrin’de sıcak çatışma” başlığı altında, Azerbeycan-Ermenistan savaşına ilişkin eski görüntüleri yayınlıyor. Bu yalancılık ortaya çıkıyor. Rezil olurlar sanırsınız, ama nerede o günler. TGRT ana haberde daha enteresan şeyler oluyor. Ana haber sunucusu Zeytin Dalı Operasyonunu anlatırken, üzerinden uçan üç boyutlu uçaklar stüdyoyu bombalıyor; stüdyoya girmiş gibi etki yaratan tank imgeleri sunucunun yanında top atışı yapıyor ve ortalık toz duman oluyor. Sunucu dumandan boğulur gibi olup öksürmeye başlıyor. Allah önce bu insanlara akıl fikir versin demek geliyor içimizden.

Kilis’ten otobüsler ve silahlarla yola çıkıp Suriye sınırını geçen ÖSO milislerini hepimiz medyada gördük. Kimse Suriye’de terörist kabul edilen bu cihatçı milislerin ülkemiz topraklarında ne aradıklarını, neden Türk ordusuyla birlikte Suriye’nin işgaline giriştiklerini, bu milislere ödenen paraların kimin cebinden çıktığını filan sormuyor. Türkiye kendince terörist ilan ettiği YPG ve YPJ’yi vursun da, gerisi önemli değil. Peki, rejimin düşmanlarıyla birlikte Türkiye’nin ülkesine girme girişimine karşı Suriye’nin nasıl bir tepki vereceği, Türkiye sınırındaki sivil halkın muhtemel karşı saldırılardan nasıl korunacağı gibi konular haber değeri taşımıyor mu? Reyhanlı’da yaşayan halk soruyor: “Bizi kim koruyacak, korkuyoruz.” Boş verelim onları. Tanrılar fetih ister; kahramanlık anlatısı ister. Gerisi boş.
Aralarında Noam Chomsky, David Harvey, Michael Hardt, Todd Gitlin, David Graeber gibi tanınmış akademisyenlerin olduğu bir grup barış aktivisti bu hafta bir bildiri yayınladı. Şöyle diyorlar bildiride: “Aşağıda imzası bulunan akademisyenler ve insan hakları savunucuları olarak bizler, Rusya, İran ve ABD’nin liderlerinin, Suriye’nin sınır egemenliğinin Türkiye tarafından ihlal edilmemesini garanti altına almasında ve Afrin halkının barış içinde yaşamasına izin verilmesinde ısrarcıyız.

Nüfusunun büyük çoğunluğu Kürt olan Afrin, Suriye’nin en istikrarlı ve güvenli bölgelerinden biri. Afrin son derece az bir uluslararası yardımla, son beş yılda o kadar çok Suriyeli mülteciyi kabul etti ki, nüfusu iki kat artarak 400 bine çıktı. Afrin şu an düşmanlar tarafından çevrilmiş halde: Türkiye destekli cihatçı gruplar, El Kaide ve Türkiye.
Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ABD ordusunun Kürt ortaklarına -ABD’nin IŞİD’e karşı ittifak kurduğu YPG’ye- saldırı tehdidinde bulundu. YPG’nin uzun süredir IŞİD’den kurtardığı kasabaların her birinde yerel demokratik konseyler kurmasına ve Türkiye’de bir çıkarı olmadığını, sadece Afrin’in de içinde bulunduğu, ‘Rojava’ adıyla bilinen Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu’unda yaşayan Suriyeli Kürtler ve diğer etnisitelerden insanlar için bir savunma gücü olarak çalışmak istediğini tekrar tekrar beyan etmesine rağmen, Türkiye onu ‘terörist’ olmakla suçluyor.

Türkiye Afrin sınırına devasa bir askeri güç yığdı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan sadece Kürtlerden öc almak için barışçıl bir bölgeyi yok edecek, binlerce sivil ve mülteciyi riske atacak şekilde Kürtlerin kontrolündeki bu kantona topyekûn güçle saldırmaya and içiyor.
Afrin’in barışçıl vatandaşlarına karşı bu tür bir saldırı, barışçıl ve demokratik yollardan yönetilen bir bölgeye ve halka karşı açık bir saldırganlık eylemi olacaktır.”

Dünya olan bitenin farkında. Savaş ve yıkım yerine, barışı, diyalogu ve sivillerin huzur içinde yaşama hakkını savunan herkes işgale karşı. Bir tek bizim “Allah Allah” nidalarıyla savaşı ve işgali İslamileştirerek meşrulaştıracaklarını sanan cahil halk kitlemiz bu kötülüğe destek veriyor. “İnlerinde vurduk”, “Hadi Ya Allah”, “Gazamız mübarek olsun”, “Hainleri vurduk”, “Türk milleti arkanızda”, “Sırada Menbiç var” başlıklarıyla işgali kutsayan medya, kendilerinden bekleneni başarıyla yerine getiriyor. Fetihle bir savaş kahramanı yaratma yolunda, kanlı manşetler atmaya devam ediyor.

www.evrensel.net