Yanlışlıkla gazeteci


15 Aralık 2017 04:55

Dünya üzerinde yapılabilecek bunca iş varken, sen gel gazeteci ol. 

Kimileri gazeteciliği bilerek, isteyerek, hayatının mesleği olarak seçiyor. 

Kimileri tesadüfen, kimileri de yanlışlıkla gazeteci oluyor. 

Yanlışlıkla gazeteci olmuş insanlardan biri, geçenlerde bir televizyon programında terörden tutuklu mahkumları konuşturmak için işkence ve cinayeti savundu. Milyonların gözü önünde, hiç çekinmeden şöyle dedi canlı yayında: “Sallandır ayağından camdan aşağıya. Bak sana bir tane MOSSAD tekniği anlatayım, Gideon’un Casusları kitabında vardı. Ajan yapmak istiyor mesela Filistinlilerden birisini veya Ürdünlü veya Mısırlı olmuyor mesela, ajan olmuyor adam kabul etmiyor. Gidiyor ailesinden birini tak diye öldürüyor. Gene yapmıyor, gene öldürüyor. Ondan sonra mecburen… Kaç tane böyle ajanı var. Adam canı pahasına...”

Normal koşullar altında bir gazetecinin işkenceyi ve cinayeti değil, insan hakkını ve yaşamı savunması gerekir. Aklı başında bir gazeteci için gözaltındayken veya tutukluyken işkence gören şahıs, hakkı savunulması gereken kişidir. Çünkü gazetecilik, doğası gereği, devletin vatandaşa karşı işlediği suçları ortaya çıkartma işi. Cem Küçüklerin tamamen yanlış anladığı gibi, devleti suça teşvik etme mesleği değil. 

Ama bizde devletin kirli işlerini sorgulayan gazeteciler ya hapiste, ya da işlerini yapamaz hale getirilmiş durumda. İyi gazetecilerden boşalan yerlere bu işkenceyi savunan zevat oturtulmuş. Medya meydanı, yanlışlıkla gazeteci olmuş bu işkenceci, katil ruhlu insanlara kalmış. 

İşte yanlışlıkla gazeteci olmuş bu insanlar, cezaevindeki tutukluları konuşturmak için Amerikan filmlerinde gördükleri ve casusluk romanlarında okudukları işkence yöntemlerini öneriyorlar. Yere yatırılan tutukluya ıslak havluyla boğulma hissi ve korkusu yaşatmak… Veya tutuklu kişinin dışarıdaki akrabalarını öldürerek onu konuşmaya teşvik etmek… İzleyende, okuyanda bir böğürme hissi… Nefessiz kalma duygusu… Sanki biz işkenceye maruz bırakılıyoruz. Bu derece gaddar bir insan, bu derece insan hakkı ve adalet duygusundan yoksun bir insan, nasıl gazeteci olabilir? Olsa olsa büyük bir hatayla olur. Guantanamo’da işkenceci olacağına, gazeteci olmuş. Akıl alır gibi değil. 

İnsan hakları hukukçusu Kerem Altıparmak şöyle diyor: “İşkence, Türk Ceza Kanun’na göre suçtur. İşkencenin sistematik veya yaygın bir şekilde işlenmesi ise insanlığa karşı suça vücut verir. Bu adamlar insanlığa karşı suç işlenmesini savunuyor. TCK’de düzenlenen suç işlemeye alenen tahrik suçunun (214) daha açık bir örneği az bulunur.”

Bugüne kadar işkenceyi ve işkencenin sistematik olarak uygulanmasını savunan bu gazetecilere karşı dava açmış tek bir savcı yok. Twitter’da 52 saniye kalıp, hemen düzeltilen masum bir haber başlığı için gazeteci Oğuz Güven’e 3 yıl hapis istemiyle dava açan, onu içeride tutan savcılar, işkenceyi savunan Cem Küçük’e karşı en ufak bir yasal girişimde bulunmuyor. Anlaşılan ülkemizde yanlışlıkla bazı mevkilere gelmiş olanlar sadece insanlık suçunu savunan gazeteciler değil. 

Gazetecinin işkenceyi ve cinayeti övmesi, önermesi, Türkiye’deki bütün gazetecilik örgütlerinin ayağa kalkmasını, olan bitene karşı isyan etmesini gerektiren gereken bir durum. Nitekim DİSK’e bağlı Basın-İş Sendikası bir açıklama yaparak işkenceyi ve cinayeti bir sorgulama tekniği olarak savunan gazetecileri eleştiriyor. Basın örgütlerini bu gazetecileri -eğer üyesi oldukları bir örgüt varsa- üyelikten çıkarmaları için uyarıyor. Şöyle diyor Basın-İş açıklamasında: 

“Gazeteci işkenceyi savunmaz!

CIA’nın, Mossad’ın işkence tekniklerini salık veriyor.

Bunu ‘FETÖ’ ile mücadele adı altında yapıyor

Ve kendisini ‘gazeteci’ olarak tanımlıyor.

Daha vahimi; ‘gazeteci’ olarak muamele görüyor; televizyonlara konuk oluyor, köşe yazıyor. Program partneri Fuat Uğur da onaylıyor.

Hak haberciliğine karşı olduğunu çok iyi bildiğimiz Cem Küçük’ün işkenceyi savunan sözlerini milyonlar duydu izledi. Ona söyleyecek bir sözümüz yok. Zira bilerek, isteyerek işkenceyi savunmuştur.

Bir kez daha hatırlatalım: İşkence insanlık suçudur. İşkenceyi savunmak da suçtur. Küçük’ün asla kabul edilemez sözlerine karşı bütün basın örgütlerini tavır almaya davet ediyoruz. Varsa üyeliğinin iptali için gerekli sürecin başlatılması gerektiğini savunuyoruz.”

Basın-İş’in bu haklı çağrısını yürekten destekliyorum. 

www.evrensel.net