Kudüs şarlatanları


08 Aralık 2017 04:15

Larry Collins ve Dominique Lapierre tarafından kaleme alınan “Kudüs... Ey Kudüs” kitabı Ortadoğu’nun bu önemli kenti üzerinde 3 bin yıldır süren kavgayı anlatıyor. Farklı dinlerin kesişme noktası olan kent, yazarlarının tanımlamasıyla “Dünyada Kudüs’ten başka, tüm konulara tek başına cevap verebilecek bir şehir yok. Kudüs bir şehirden çok daha ötesi olduğu gibi çağlar öncesini ve sonrasını kendinde buluşturan başlı başına bir medeniyet.”

Hal böyle olunca kent üzerinde geçmişten bu yana nice savaşlar yürütüldü. Krallar, Kayzerler, Halifeler, Emirler, Padişahlar... hepsi Kudüs’ü kendi inançları için “kutsal” ilan edip ele geçirmek istedi. Eskiden sömürge savaşları din adına “kutsal kenti” ele geçirmek olarak tarif edildiği için dini semboller ve değerler savaşlarda büyük bir önem taşıyordu. 1948’de İsrail devletinin kurulmasıyla birlikte Kudüs’ü ele geçirmek için yürütülen savaşlar daha da şiddetlendi. Kentin bazı bölgeleri harabeye döndü...Tarih boyunca önemi “sıra dışı” olan Küdüs’ün ABD Başkanı Donald Trump tarafından, bir kararnameyle İsrail’in başkenti ilan edilmesi, Filistinlileri yok sayması zaten gerilimli olan bölgeyi daha da germiş durumda. İki gündür hem Filistin’den hem de diğer ülkelerden yapılan açıklamalara bakılırsa daha da gerecek gibi görünüyor.

1995’ten sonra iş başına gelen ABD başkanları Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilan edeceklerini söylemekle birlikte, göreve geldiklerinde bunu yapmamışlardı. Zira, bunun çok riskli bir hamle, büyük bir provokasyon olacağının farkındaydılar.

Önceki başkanlara göre “sıra dışı” özellikler taşıyan Trump, bu özelliğini Kudüs konusunda da gösterdi. Bölgeyi sarsan, Müslüman-Yahudi düşmanlığını körükleyen bir provokasyonun altına imza attı. Elbette, Trump ve ABD yönetimi tek taraflı olarak Kudüs’ün dünya genelinde geniş bir protesto yaratacağını, tartışma başlatacağını biliyordu.

Bu nedenle, “Kudüs provokasyonu”yla Trump ve ABD yönetimin içeride ve dışarıda neler amaçladığı daha büyük önem taşıyor. Denilebilir ki, “Kudüs hamlesi”yle asıl olarak iç politikaya oynanmıştır.

Göreve gelmeden önce verdiği pek çok vaadi yerine getiremeyen Trump, Kudüs kararıyla en azından vaatlerinden birisini yerine getirerek içerideki baskı karşısında beklentilere yanıt vermeyi tercih etmiştir. Bazı Müslüman ülkelerden gelenlerin ABD’ye giriş yapmasını engelleme yönündeki tartışmalı kararı daha sonra mahkemeler tarafından iptal edilmişti. İslam ve göçmen düşmanlığı konusunda Avrupa’daki sağ-popülist ırkçı partilerle aynı çizgide olan Trump’ın, Müslümanlar açısından tarihsel önemi olan bir kenti açıktan İsrail’in başkenti ilan etmesi bu ırkçı zihniyetin devamı olarak görülmeli.

Kararla ayrıca, Rusya bağlantıları nedeniyle süren soruşturmaların üzeri de örtülmek isteniyor. Başka bir değişle iç politikadaki sıkışmışlık karşısında “Kudüs hamlesi” yapılmıştır. Zamanlama bunu gösteriyor. Ne var ki, bu da Trump’ı kurtaramayacaktır. Çünkü, birkaç günlük tartışma ve eleştiriden sonra ibre yeniden içe dönecek.

Süddeutsche Zeitung’dan Stefan Konrelius önceki dünkü yazısında önemli bir saptamada bulunuyor: “Kudüs şarlatanlar ve daha büyümek isteyenler için kusursuz bir yer. Dünyanın hiç bir yerinde cüceler bu kadar hızla devleşemez, büyük yangınlar basit bir kibrit çöpüyle çıkarılmaz. Kudüs, Donald Trump için bulunmaz bir şehir. Danışmanlarıyla yaptığı bir saatlik toplantıdan sonra kararını verdi. ABD’nin on yıllarca süren dış politikasını yıkmak için bir saat yetti ve dünyanın en önemli kriz bölgesinde, az da olsa düzeni güvence altına alan dayanaklar yok edildi” (06.12.2017)

İki gündür hem İslam dünyasından hem de Batı ülkelerinden yapılan açıklamalara bakıldığında, Trump’un kararının meşru olmadığı ve olma imkanının bulunmadığı açık olarak görülüyor. İsrail gericileri ve Başbakan Netanyahu’dan başka sevinen yok.

İsrail’e karşı “tarihsel sorumluluk” taşıyan Avrupa ülkeleri bile Kudüs’ün tek taraflı İsrail’in başkenti ilan edilmesinin bölge ve İsrail-Filistin barış sürecine yardımcı olmadığını açıkladılar. Büyükelçiliklerini Tel-Aviv’den Kudüs’e kaydırmaları şimdilik söz konusu değil.

Karar bundan sonra uluslararası siyasette önemli tartışmalara ve cepheleşmelere yol açacak gibi görünüyor. Birincisi; ABD’nin İslam dünyası içindeki müttefiklerini zor durumda bırakmıştır. Bugüne kadar İsrail ve ABD ile iyi ilişkiler içinde olan ya da onların dediklerini yapan ülkeler ve liderleri artık eskisi gibi rahat hareket edemeyecektir. İkincisi: Kudüs’ü suistimal edecek olan radikal dinci örgütler güçlenmeye devam edecek.
Filistin halkının kendi kaderini belirlemesi, Kudüs’ün iki devletli çözümde başkent olmasına giden yol açılmadıkça, bu sorunu suistimal eden şarlatanlar hep olacaktır.

www.evrensel.net