Galatasaray'ın sorunu


05 Aralık 2017 04:11

Ligin 2. haftasındaki Osmanlıspor maçının 2. yarısından beri Galatasaray’ın zayıf karnını herkes biliyor. Rakibi ön alanda boğmayı, ribauntları alarak baskıyı devamlı kılmayı hedefleyen, bunu yapabildiği zaman başarılı olan Galatasaray, topu ileriye taşıyamadığında sıkıntı yaşıyor. Bunun için rakiplerin yapması gereken belli: Savunma hattında oyunun esas kurucusu olan Fernando’nun üzerinde baskı kurmak. Sıkışan oyunda pas becerisi son derece kısıtlı olan Badou Ndiaye’ye dripling imkanı tanımamak ve böylece Igor Tudor’un öğrencilerinin oyunu 3. bölgeye taşımasına engel olmak.

Osmanlıspor sezon başındaki kötü görüntüsüne rağmen ikinci yarıda bunu yaptı, 1 gol buldu, başka goller de bulabilirdi. Sezonun sonraki haftalarında Rıza Çalımbay (Hem Antalyaspor hem Trabzonspor’la Galatasaray’ı durdurdu) dışında bu stratejiyi hayata geçirebilen olmadı. Ya Bursaspor gibi nefesleri yetmedi ya da yetenekleri. Ama Fenerbahçe beraberliği, Trabzonspor ve Başakşehir mağlubiyetleri Galatasaray’daki sıkıntıları inkar edilemez biçimde ortaya koydu. Sarı kırmızılılar ön alanda pres yediği her maçta oyun hakimiyetini kaybeder. Oyun hakimiyetine sahip olmadığı maçlarda kalesinde çok sayıda duran top, yan top (Bunlar modern futbolda tali ofans unsurları ama Galatasaray’ın büyük zaaf yaşadığı bir alan olduğu için yarattığı sorun normalden fazla oluyor) görür. Geriye düştüğü maçlarda oturmuş, beraber oynama anlamında tecrübeli bir takım olmadığı için yeterli organizasyonu oluşturamaz ve hızlıca dağılır. Başakşehir’den sonra Beşiktaş maçı ve öncesinde puan kaybedilen maçların senaryosunu hatırlarsanız tüm bunların net bir biçimde ortaya konduğunu görürsünüz. Ve tüm bu sebeplerden dolayı mevcut Galatasaray özellikle de büyük maçlarda başarısız olur. Sadece şampiyonluk potasının dışındaki takımları yenerek şampiyon olunabilir mi peki? Matematiksel olarak mümkündür ama futbol, matematiğe sığmaz. Büyük maç performansı en çok bir takımın karakterine dair bilgi verir. Beşiktaş’ın Şampiyonlar Ligi karnesi ya da Galatasaray önündeki futbolu “Şampiyon” karakteridir. Bu “karakter”in anlamı “Kaliteli, birbirini tanıyan, kolektiviteyi sahaya yansıtabilen, disiplinli, oyun içerisinde darbelere, karşı taktiklere yanıt verebilen takım”dır. Bu yüzden ligin ilk yarısında ne kadar konsantrasyonu düşük maçlar çıkarıp puan kayıplarına uğrasa da Beşiktaş, gerektiğinde vitesi artırabileceği bilindiği için zirvenin en büyük favorisidir.

Gelinen aşamada Galatasaray, 14 maç sonunda 29 puanla ikinci sırada yer alıyor. Camiadan “Igor Tudor istifa” sesleri yükseliyor. Tudor’un teknik direktörlüğü dahil tüm kulüp politikalarının arkasındaki isim Başkan Dursun Özbek ise “Tudor kalıyor” diyor ama kulüpten sızdığı düşünülen dedikoduları da önlemiyor. Peki ne olacak? “Galatasaray bir kez daha sezon ortasında teknik direktör mü değiştirecek” sorusu halen güçlü bir şekilde varlığını koruyor.

Sezon başında yazdığım yazıda Galatasaray’ın Dursun Özbek’in transferde yaptığı harcamalar sebebiyle çok kritik bir süreçte olduğuna değinmiş ve “Şampiyonluğun tek çıkar yol haline getirildiğini”, Igor Tudor’un ise takımı şampiyonluğa taşıyacak bir konumda olmadığı kanaatinde olduğumu söylemiştim.

Ancak bu, sezon başı için geçerliydi. Tudor’un performansından memnun olduğum için değil ancak sezon ortasında teknik direktör değişikliğinin Galatasaray’daki istikrarsızlığı, kargaşayı yalnızca daha da artıracağı için bugün Hırvat hocanın kalması taraftarıyım.

Elbette yönetim, teknik direktöre karşı Terim kılıcının sürekli sallanmasını kışkırtarak Tudor’a güven veremez, futbolcuların da Tudor’a ikna olmasını sağlayamaz.

Velhasılıkelam, sorun Tudor’dan çok Galatasaray’ın yönetilme biçiminde. Bu tarz Galatasaray’a ’80’lerin ikinci yarısı sonrası elde edilen başarılarla inşa edilen “Kazanan” ve “Avrupa’da başarılı olan takım” kimliğini kaybettirdi. Yola bu yönetim anlayışıyla devam edilmesi kulübü 1973-1987 dönemine benzer bir yere götürür.

www.evrensel.net