Tarihini bilmenin önemi


02 Kasım 2017 04:59

Ekim’deyiz ve Eylül’ü geride bıraktık. Eylül büyük bir savaşı, Ekim büyük bir devrimi anımsatır. İkisi de tarihin büyük ve değiştirici gelişmeleri içindedirler. Onlarla birlikte dünyamız ve insan toplumu, eskisi gibi olmaktan çıkmış; ya da eskisi gibi devam edememiştir. İkisi de sınıf savaşımıyla, sömürü olgusuyla ilişkilidirler. Ekim Devrimi sömürüye son vermeye koyulmanın adıyken, Eylül 1939-45 sömürüyü sürdürmenin, pazar ve etki alanlarını paylaşma ve yağma siyasetinin ürünüdür. Ancak ikisi de büyük tarihi gerçekliklerdirler, ve tarihten her sınıf kendi yararları yönünde öğrenir.

Tarihin sınıf karakteri taşıması, insanın belirli gelişmişlik aşamasından başlar. Ondan itibaren sınıflar arasındaki mücadelenin tarihi olarak yaşanır ve sınıflar ortadan kalktıklarında da başka biçimler alarak sürer gider. Geçmişten bugüne gelen tarihten öğrenmeye en fazla ihtiyacı olanlar, sömürülen ve ezilen sınıf ve kesimlerdir. Baskı ve boyunduruk altında tutulanların ondan kurtulmak için ne yapmaları gerektiğini düşünür ve onu gerçekleştirmenin eylemlerine girişirken geçmişte yaşananlardan öğrenmeleri, mücadelenin başarıları ve yenilgilerinden sonuçlar çıkarmaları, yaşamsal önem gösterir. Mücadelenin deneyimleriyle ilerleyip şekillenmiş ve toplumsal büyük alt-üst oluşlara neden olmuş devrimler ise, bu bakımdan onlarca-yüzlerce kat daha fazla öğretici ders içerir.

İşçi sınıfının burjuvaziye karşı mücadelesinde 1831-32 Lyon işçi eylemleriyden başlayarak Avrupa ölçeğinde burjuvaziye karşı gerçekleşen devrimci ayaklanmalar, 1871 Paris Komünü, onun uluslararası etkisiyle birlikte enternasyonal işçi sınıfı örgütlenmelerinin genişlemesi ve Doğu’da Rusya başta olmak üzere demokratik devrimlerde işçilerin en ön saflarda yer almaları, proletarya-burjuvazi çelişkisi  ve çatışması tarihinin önemli gelişmeleri ve göstergeleri oldular. Ekim 1917’de Çarlık artıklarıyla Rus burjuvazisinin saltanatına son verilmesi ise, yeni, ve öncesinde hiç görülmedik “ulusal” ve uluslararası sonuçlar doğurarak yeni bir dünyanın kapısını açan bir gelişmeydi.

Bu tarihten öğrenmek, bütün başkalarından daha fazla, ve esas olarak işçi yığınlarının, işçi sınıfının, onun az-çok uyanmış ileri kesimlerinin yararınadır. Kendi tarihlerinden öğrenmeyenlere çünkü, başkalarının, özellikle de sömürücü sınıfların burjuva gerici ve şoven tarihi öğretilir. O tarihte ise, boyun eğmek, sömürülmeyi kabullenmek, çıkarları için rekabeti ve başkalarını ezmeyi kural bilmek vardır.

Ekim 1917 ile başlayan, başarıları ve gerçekleştirdikleriyle olduğu kadar yenilgisiyle de ideolojik-kültürel-sosyolojik-iktisadi gelişmelerle tartışmaların konusu olan sosyalizmin inşaası süreci, eskiyle yeni ve gelecek olan arasındaki kıyasıya bir savaş olarak yaşandı. Bu gerçekliğe göz kapayanlar, kolaycı yolları seçerek ya da burjuvazinin uluslararası kara propagandasının etki alanına girerek burjuvaziye ve onun kapitalist sistemine karşı kazanılamayacağını ileri sürdüler ve sürüyorlar.  Bu söylem, işçi sınıfının ya olmadığı ya da eskisi türden savaşma yeteneği, gücü ve bilincini artık taşımadığı iddiasını dayanak edindi. Pratikte olan, göz önünde yaşanan görmezden geliniyordu. Ama “ne gariptir ki”, işçi ve emekçileri; proleter ve yarı proleterleri “Ekmek, barış ve toprak” talebiyle, savaş karşıtlığı, siyasal özgürlük, ulusal hak eşitliği, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, daha kısa çalışma süresi, ücretlerin artırılması, çiftlik sahiplerinin topraklarında kölece çalışma koşullarının değişmesi talepleriyle çok sayıdaki grev eylemine, ayaklanmalara ve devrim için kalkışmaya yönelten koşullar daha da ağırlaşmış halleriyle gözönündeki nesnel gerçeklerdi. Gelir eşitsizliği devasa boyutlara ulaştı. Teknolojik ilerlemeyi daha fazla kâr için kullanan burjuvazi, işçilerin yaşamını işkenceye çevirdi. Fabrikalarda işçilerin birbirleriyle konuşması, tuvalete gitmeleri ‘demir disiplin’e bağlanırken, düzenin silahlı güçleri, hak istemlerine karşı silah başındaydı. İşçilerle kapitalistlerin sınıf kavgalarına polis gücünü devreye koyarak, yasal yasaklar ilan ederek, sermayeden yana aracı kurumları güçlendirip giderlerini işçilere yıkarak burjuva cephesinin tahkimiyle müdahale arttı, eksilmedi. Ancak, gelişmeler tekyanlı olamazdı ve değildirler. İşçi sınıfı gerçekliği açısından bugüne baktığımızda görülen başlıca iki en önemli olgu şudur:

a-) İşçi sınıfı artık dünyanın, sınıf olarak en kalabalık kesimini oluşturuyor. Sayısı toplamda milyarlara ulaştı. Eski köylü ülkelerin kapitalistleşmesiyle sanayi ve diğer sektörlerde milyonlarca ve milyonlarca yeni işçi, sınıfının saflarına katıldı. Emek-sermaye çelişkisinin sosyal güçleri iki zıt kutupta daha çok biriktiler. Çelişki ve çıkar karşıtlığı gösterenleriyle daha da belirginleşti. Bu gelişmenin burjuvazi ve hükümetlerini korkutmaması mümkün değildi. Yoğunlaştırılan saldırılar, yanıltma ve yedekleme amaçlı kara propaganda bombardımanı bundandır. b-) Ancak tekelci burjuvazi ve temsilcilerinin bir de “güvenceleri” var! İşçi ve emekçilerin dağınıklığı, güçlerini birleştirmemeleri, sendikal ve politik örgütlerde biraraya gelerek kendi çıkarlarını savunma ve kendi iktidarlarını kurmak üzere harekete geçmedeki zayıflıkları, bir sınıf halinde ve sınıflarının çıkarları ve kurtuluşları fikri ve eyleminde birleşmedeki ciddi eksiklikleri…

Bu ise, işçi-emekçi hareketi ve mücadelesinin bu ayak bağlarından kurtulması ihtiyacını en önemli sorun haline getiriyor. Ekim Devrimi ve sosyalizmi, kapitalist dünyanın içerdeki ve dışardaki temsilcileriyle savaşın ateşi içinde inşa etme çabasından öğrenmeye, en çok bu bakımdan ihtiyaç var. Yoksa, işçileri nefes aldırmaz performans uygulamalarıyla çalıştıracak, ölmeyecek kadar “gelir”le idare etmelerini dayatacak, ulusal-etnik ve dini inançsal farklılıklarla bölmeyi sürdürecek, birbirleriyle işçi-işsiz olarak ya da ücret farklılığı, siyasal-ideolojik görüş farklılığı üzerinden çatıştıracak, ve sermaye saltanatının, asalaklarının ve işbirlikçilerinin mevki-makam ödülleriyle birlikte sürdürülmesi için daha fazla sömürülmeyi dayatacaklardır. 

Oysa, işçi sınıfı ve ezilenler, burjuvaziye karşı kazanıldığını tarihte birçok kez kanıtladılar. Ekim Devrimi, emekçilerin kendi iktidarlarını kurmasını ve yaşamın her alanında daha ileri düzeyde olanaklara kavuşmasını Rusya kent ve kırında sağlamakla kalmadı; dünyanın her tarafında işçilerin, ezilen ulusların, yoksul ve topraksız köylülerin hayatını da değiştirdi, iyileştirdi. Baskıdan kurtuluşun yolunu açtı ve nasıl kazanılacağını gösterdi. İnşaasına ön adım olduğu sömürünün tarihten silinmesi savaşında yenilgiye uğratılmış olsa da, 100. yılında ondan öğrenilecek çok ama çok şey; alınacak çok ders var. Bu derse en çok gereksinimi olanlar, işçiler ve işçi sınıfıdır. Kazanmak isteyen kendi tarihinden öğrenmelidir.

www.evrensel.net