Sivas-Kayseri faciası: Neden?


26 Ekim 2017 03:03

17 Eylül 1967’de 2. Lig’de oynanan Kayserispor-Sivasspor maçı, Türkiye tarihinin en büyük futbol faciasına tanıklık etti. Tribünlerde karşılıklı gerginlikle başlayan olaylar, taşlaşma ve nihayetinde deplasman tarafındaki Sivaslıların panik halinde kapalı kapılara yönelmesi sırasında yaşanan izdihamla 41 ölüme sebebiyet verdi. Büyük travmalara yol açan bu acı olay, tüm vahametine karşın Türkiye medyasında, spor yazınında hak ettiği ilgiye mazhar olamadı. Yazı ve haberlerini Radikal’den sonra Hürriyet’te takip ettiğimiz Kenan Başaran, önemli bir gazetecilik olayına imza atarak hadisenin tanıklarıyla konuştu, dönemin yerel ve ulusal basınını taradı. İletişim Yayınları’ndan çıkan kitap, okuyucuya geç kalmış bir “Neden” sorusunu sorduruyor.

Şehir rekabeti mi, mezhepsel gerginlik mi, futbol fanatizmi mi, “3-5 kendini bilmez” mi, tedbirsizlik mi, altyapı yetersizliği mi?

Neden “futbol için” 41 kişi can verdi?

1960’LAR VE ‘FUTBOL PATLAMASI’

Hikayenin başına dönelim…

1960’lar Türkiye futbolu için önemli bir dönüm noktasıydı. Profesyonel 1. Lig (bugünkü adıyla Süper Lig), 1959’da kurulmuş, 2. Lig’in kuruluşu için çalışmalar dönemin Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Orhan Şeref Apak’ın öncülüğünde başlatılmıştı. İlk yıllarda 1. Lig, yalnızca İstanbul, Ankara ve İzmir takımlarından oluşuyordu. Bir başka deyişle lig, Türkiye’nin tamamını temsil etme konusunda yetersizdi. 

Bursaspor, Eskişehirspor ve Mersin İdman Yurdu ile 3 büyük kent dışında 3 şehrin haritaya birlikte dahil olduğu 1967/68 sezonuna kadar yalnızca Adana Demirspor (1960/61) ve Eskişehirspor (1966/67) 1. Lig’de kendine yer bulabilmişti.

Anadolu kentlerinde futbol seviliyordu ve her kentte pek çok takım bulunuyordu ancak bu takımlar şehirlerini temsil edecek hüviyette değildi. Bununla birlikte Türkiye, Demokrat Parti döneminde güçlenmiş bir Anadolu burjuvazisine sahipti. Federasyon Başkanı Orhan Şeref Apak’ın görevi, Anadolu burjuvazisini kentlerindeki futbol iradesini tekleştirecek takımlar oluşturmaya ikna etmekti. Bunda başarılı da oldu. Trabzonspor, Bursaspor, Denizlispor, Gaziantepspor, Sivasspor, Kayserispor, Manisaspor, Samsunspor, Erzurumspor, Çanakkalespor, Malatyaspor, Elazığspor vs. gibi pek çok takımın kuruluşunun 1960’larda gerçekleşmesi bir tesadüf değil siyasi iktidar, futbol yönetimi ve burjuvazinin ortak iradesinin sonucudur.

‘FUTBOL PATLAMASI’NA HAZIR MIYDIK?

1963’te deplasmanlı 2. Lig’in oluşturulması ve arka arkaya kent kulüplerinin meydana getirilmesiyle futbol, gerçek manada tüm Türkiye’yi kapsayan bir hal almaya başladı. Ancak bu geçişin ne kadar kontrollü olduğu ya da böylesi önemli bir adım için altyapının yeterince güçlü olup olmadığı soru işaretidir.

Futbol gibi dünyayı kasıp kavuran, kitleleri peşinden sürükleyen, büyük bir coşku ve bağlılık yarattığı kadar rekabet ve düşmanlığa da neden olabilen bir fenomenin eriştiği alanı büyütürken atılan adımlar yeterli idari bilince sahip miydi?

MİLLİYET’İN TARİHİ UYARISI

Kenan Başaran’ın kitabından öğreniyoruz ki, Milliyet gazetesi bu sorulara olumsuz yanıt verdiği bir haber/analizi 29 Ağustos 1967’de yani katliamdan 3 hafta evvel yayımlamıştı.

“2.Lig’de tehlike çanları” haberine ek olarak “Bu gidişle sahalardan ceset toplanır” başlıklı ‘Milliyet’in görüşü’ imzasıyla yayımlanan yazıda tarihi uyarılarda bulunuluyor:

“…İkinci Lig’in daha ikinci haftasında Türkiye bir iç savaş meydanına döndü. Ne oluyoruz? Nereye gidiyoruz? Karşımızda taşa tuttuğumuz kim?… İçişleri Bakanı Dr. Faruk Sükan, futbol sahalarında doğan bu olayların bazı bölgelerdeki kan gütme davalarından daha az önemli olduğunu mu sanıyorsunuz?… Çıkacağını tahmin etmek için müneccim olmaya lüzum göstermeyen bu olayları önlemek hususunda Valilerimiz, Emniyet Müdürleriniz hangi tedbirleri almışlardır? Koca şehrin göbeğinde insanlar birbirini vurmaya kalkıyor… Acele ve kesin tedbirler bekliyoruz… Bakanlar, Genel Müdürler, Valiler, Emniyet Müdürleri, Spor teşkilatı yetkilileri, Futbol Federasyonu ortaya çıkıp varlığınızı gösteriniz. Aksi halde iki, üç hafta sonra sahalardan ceset toplanırsa, bunu kimse sürpriz karşılamayacaktır.”

Türkiye gazetecilik tarihine geçecek denli isabetli bu uyarılar maalesef 3 hafta içinde gerçeğe döndü. 

FACİANIN NEDENİNE DAİR 3 NOKTA

Faciayı yaratan koşullara dair kitabı okuyan herkes, kitapta görüşlerine yer verilen tanıklar gibi farklı farklı fikirlere sahip olabilir. Benim açımdan öne çıkanlarsa şunlar:

1-Federasyon ve devlet kurumlarının tedbirsizliği: Kayseri’deki maç öncesi Sivas 4 Eylül-Kayseri Hava Gücü karşılaşmasında çıkan olaylara, Kayseri’ye müsabaka için gelen binlerce Sivaslı içerisindeki bazı grupların “deplasmancı taşkınlığı”na (Lokantalarda para ödememe, alkol alma vs.) rağmen maç günü 20 bin kişinin bulunduğu statta güvenlik gücü sayısının 30-40 civarında olması… Kayseri Valisinin uyarılara ve İçişleri Bakanı Faruk Sükan’a açılan telefona rağmen maç günü kent merkezinde bulunmaması…

2-Stadyum ve çevresinin, 20 bin kişiye ev sahipliği yapacak bir organizasyona hazır olmaması: Olaylara dair en büyük gizemlerden biri taraftarların birbirine attığı taşların hangi tribünden kaynaklandığı ve belki de daha önemlisi nereden çıktığı. Bazı iddialara göre girişte yeterli arama yapılmadı ve stadyum çevresindeki inşaattan alınan taşlar, meyve satılan kese kağıtlarının dibinde içeriye sokuldu. Bir diğer iddiaya göre ise taşlar, stadın dışından Sivaslıların üzerine atıldı. Her halükarda böylesi gerginlik potansiyeli içeren bir maç öncesi, stadyum çevresinin moloz yığınlarıyla dolu olması büyük bir ihmal.

3-Sivassporluların bulunduğu tribünün kapısının kapalı olması: İddiaya göre kapının kapatılmasının bir nedeni, dışarıya çıkan Sivaslıların içeriye taşla dönmesi (Yukarıdaki iddianın aksine). Taş yağmuru başlayınca yetkililerin kapıyı kapattığı öne sürülüyor. Bu senaryoda yine stat çevresinin fiziki koşullarına ilişkin ihmal gündeme geliyor. Ancak nedeni ne olursa olsun Sivas tribünündeki 39 ölümün tamamı kapıların kapalı olması sonucu yaşanan panik, izdiham ve ezilmelere bağlı meydana geldi.

CİDDİ BİR DAVA SÜRECİ YÜRÜTÜLMEDİ

Bu 3 maddenin de farklı gerekçeleri olmasına rağmen ortak bir noktası var. Hepsi futbolun yarattığı kitlesel potansiyelden bihaber olunduğunu ortaya koyuyor. Bu da hem dönemin devlet yönetimi hem de futbol federasyonunun “futbolu yayma” hamlesini bilinçsizce hayata geçirdiğini gösteriyor. Üstüne üstlük faciadan 50 yıl sonra dahi bizleri varsayımda bulunmaya mecbur eden bir başka affedilmez problem daha var. Yaşananları açığa çıkaracak bir soruşturma, ciddi bir dava süreci hayata geçirilmedi! Kimsenin sorumluluğunu yerine getirmediği bu noktada “Milliyet, facia öncesi yaptığı yayıncılığı, facia sonrası olayın aydınlatılması için devam ettirseymiş” dileği akla geliyor. Tüm bunlar Kenan Başaran ve İletişim Yayınları’nın çalışmasını daha önemli hale getiriyor. Kitapta emeği geçen herkese bu önemli boşluğun doldurulmasında oynadıkları rol için teşekkürler.

www.evrensel.net