05 Mayıs 2017 04:59

Beyazlar Afrika'da neler çekmiş

Paylaş

Savaşlar eskiden beri sinemadaki popülerliğini kaybetmeyen bir tema olageldi. Mülteciler ise son yılların, özellikle Avrupa sinemasında en rağbet gören anahtar kelimesi. İçinde savaş ve mülteciler olan bir film varsa karşımızda, bir de yönetmen koltuğunda duyarlılığıyla meşhur Sean Penn oturuyorsa, bazı şeyler tahmin edilebilir. Üzücü manzaralar, acı çeken biçareler, fedakar kahramanlar, masum çocuklar görmek gibi. Elbette vicdana seslenen mesajlarla kol kola. 

Batılılar vicdan yapmasın diyecek hali yok kimsenin. Duygusal yanı kuvvetli filmler hep etkilidir, anlatılanlarda hakikatin mutlaka bir yeri vardır, zaten seyirci dünyanın ve insanlığın durumu karşısında hassastır. Filmin haklı, yani iyi olması için her şey hazırken, eleştirisine böyle başlamak, yabancılaşmış bir yorum gibi mi gelir acaba? Öyleyse, Afrikalı yoksullara acıyan, merhametli beyazları kahramanlaştıran, verdiği en ileri mesaj “mülteciler de insan” seviyesindeki filmlere yabancılaşmaya, sizi de davet ediyorum. Elimden gelen bu.

Sean Penn, Hollywood liberalizminin bayrak taşıyanlarından, uzunca bir süredir. Obama hükümeti döneminde Amerikan demokrasisinin başarılarına ve siyahların artık geçmişte kalmış acılarına odaklanan Amerikan sinema camiası, Trump döneminde muhalefette yer alacağını seçimden önce ilan etmişti. Son Oscar töreni de bunu diyen bir gösteriydi, hele ödül caz müziği kurtaran beyaz adamın müzikaline feyk atıp, siyah gey mahalle çocuğunun kurtuluşuna gidince tam olmuştu. Bu iklimde savaşların, ölümlerin, göçlerin müsebbibinin Batı emperyalizmi olduğuna dair diyaloglar da yakışır; bürokrasiye rağmen yaraları saran Batılı kurtarıcılar da. Gerçeğin İki Yüzü’nde var onlar. 

Konu, Birleşmiş Milletlerle çalışan iki doktor hakkında. Açılıştaki yazılar, Güney Sudan ve Liberya ile ilgili, anlatıcı Wren’in çocukluğunun Paraguay’da geçtiği biliniyor. Bu ülkelerin hepsi birbirine benzetilerek ama neden benzedikleri anlatılmadan kurguda birbirine geçiyor. Ana olay örgüsü Liberya’da, yeni gelen genç Kadın Doktor Wren ile, dünyayı umursamaz görünen deneyimli Erkek Doktor Miguel’in yollarının kesişmesiyle başlıyor. Hem açlık, susuzluk, salgın hastalıklar, hem de silahlı çatışmalar nedeniyle yaralanan insanları imkansızlıklar içinde tedavi eden ekibin her biri farklı üyelerinden ikisi onlardır. Wren’in soğukkanlılığını korumayı, isyanını bastırmayı öğrenmesi gerekir. Bu arada Miguel’le sevgili olur, dolayısıyla mutlu ve mutsuz günler yaşamaya başlarlar. Kan ve gül, gül ve diken derken, nihayetinde mesele savaşın, yıkımın ortasında birbirine aşık olan, birbirine tutunan ve kopan iki insan, biraz da etraflarında olup bitenlerden ibaret. Aralara yerleştirilen mesajlar pek vurguludur, doktorların farklı dini inançları gibi, Afrikalılarla beyazların - burası önemli - Batı müzikleri eşliğinde dans edişleri gibi. Ama zirve, Wren’in filmin sonunda, Birleşmiş Milletler ya da başka yerlerden bir grup kodamana “Mülteciler bizden farklı değil” konuşması: Papyonlu utançlar, abiye alkışlar ve salonun Batı vicdanına büyük hak verişiyle perdenin kapanışı. 

Film geçen seneden bu yana epey sert eleştirilere konu oldu bile. Afrika’nın derdinin aşk acısı çeken Batılılar olmadan sinemada işlenememesi, giderek daha sıkıcı oldu çünkü. Penn’in sinema dili Terrence Malick’i hatırlatıyor, sinemaya yıllarca ara veren yönetmen, son birkaç yılda benzer filmleriyle çok kısa sürede göklere çıkarılıp aynı hızda oradan indirilivermişti. Odaksız kamera, camdan perdeden süzülüp kahramanın düşünceli suratına vuran ışık, kurgunun olabildiğince karışması, bu özgün ve her sahnesine anlam yükleyen yönetmenin alametifarikası. Sean Penn bunu en kanlı ve rahatsız edici vahşet görüntüleriyle ve siyasi mesajlarla iç içe geçirerek uygulamayı denemiş. Ama işte, tarzın mucidi Malick’in hayranları onu bile her seferinde başarılı bulmuyor. Penn’inki de en hafif ifadeyle, izlemesi güç. Ama asıl, Afrikalılar öldükçe beyazların dertlerinin büyümesi geride tuhaf bir tat bırakıyor. Yabancılaşma mı demiştik, belki de bunu göstermek için hayırlı bir film olabilir Gerçeğin İki Yüzü. Davet şu: Yaralıya acıyalım, pansuman yapanı takdir edelim, yeri gelirse kavgayı çıkaran emperyaliste de kızalım içimizden... Haklılığı kuru kuru takdir edemeyiz diye herhalde, aşıkları da dert edelim. Onlar çıktığında iç geçiririz, haklı pansumancılar çıktığında kafa sallayıp onaylarız. Batılılar kadar mağdur olmadığımız için halimize şükretsek yeri.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...