Sesleri aramaya devam


21 Nisan 2017 04:15

Geçen hafta sona eren İstanbul Film Festivali’ndeki sansür vakasıyla duyulan Zer’in iki sahnesinde siyah perdede şu yazıyor: “Bu sahne, T.C. Kültür Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü Üst Denetim Kurulu tarafından sakıncalı bulunduğu için izleyemiyorsunuz.”İlk kararmadan önce, kahraman Hozat’ta 38 Katliamı fotoğraflarının yer aldığı panolara bakarken görülüyor, diğeri askerle karşılaşmasından sonra. Zer, bir şarkının peşinden Dersim’e giden kökünden kopmuş bilgisiz gencin hem ’38’le hem bugünün Dersim’iyle karşılaşması hakkında. Anlaşılan kıyasın “bugün” kısmı senaryoya göre eksik kalmış. Yoksa kararan perde ile tamamlanmış mı demeli?

Kazım Öz kısa filmi Toprak’tan (Ax) uzun filmi Bahoz’a (Fırtına) “90’lar” üzerine filmleriyle bilinen bir sinemacı, son yıllarda ise Son Mevsim: Şavaklar ve Bir Varmış Bir Yokmuş gibi belgeseller çekti. Zer, hafızanın, rüyaların, şarkıların izinden travmalara giden son dönem filmlerin yeni örneği. Belki en katartik, yani klasik anlatının seyirciyi rahatlatma formülüne dayanan örneği denebilir.

Jan, ABD’de yaşayan, müzik okuyan, havuzda yüzen bir genç adamdır. Babaannesini havaalanından almaya direnir, ama aslında kızgın olduğu babasıdır. Babaanne Zarife hastadır, oğlunun “Şimdi aklına gelmiş”tir. Burada tedavi olacaktır. Jan gide gele yaşlı kadına ısınır, birbirlerine şarkılar söyler, sohbetler ederler. Zarife ölünce Jan’ın yolculuğunun vakti gelir. Hastane yatağında söylediği Zer türküsünü arayıp bulacaktır. Afyon’da cenaze evinde Kürtçe türkü hakkında soru sorunca tartışma çıkar. Zarife, albay kocasının yanına gömülür, Jan da Zarife’nin ve Zer’in memleketi Dersim’e doğru yola çıkar. Orada adım adım türkünün söylendiği topraklara ulaşır, hikayesini detaylarıyla öğrenir. Askerlerle karşılaşır, düğüne katılır, insanlarla kaynaşır.Sonunda, yolculuğun Jan’da yaptığı değişiklik, görebildiğimiz kadarıyla, Barbara yerine al yazmalı köylü kadını düşünmesi olmalıdır. İkisini de tanımayız, sadece görsel olarak vardırlar. 

Türküde kavuşulamayan Zer ile albayın eşi Zarife arasında, Dersim ‘38’le bugün arasında, Jan’ın sudan çıkmış balıklığıyla babaannesininki arasında ve benzeri çokça bağlantı kurarak ilerliyor film. Yersiz değil çoğunlukla, oraya da bir şarkı, şuraya da bir masal ekleştirilmiş gibi değil, az çok her biri birbirine bağlanıyor. Ama her şeyin olması gerektiği gibi olduğu yerde, merakı yakalamak güç olur. Zer’de de sadece Dersim Katliamı’nı bilen seyirci için değil, bilmeyen için de beklenebilir sahneler art arda geliyor. Her adımda meselenin birazı daha çözülüyor, sonuca adım adım yaklaşılıyor. 

Bellekte bastırılmış felaket bizde çok oldukça, hatırda kalan masallar, rüyalar, sesler, peşinden gidilen şarkılar filmlerde karşımıza çıkmaya devam edecektir. Zer’in güçlü yanı özgünlüğü değil; şarkı arayışı, ya da masalından cevizine motifleri akla başka filmleri getirebilir. Onu ayıran, büyük bütçe ve popüler film kalıplarıyla yapılmış olması. Amerika sahneleri de, Dersim bölümü de, ayrı müzikleri, şehirden dağa görüntüleri, güçlü duygusu ve ritmiyle kolay izlenir bir film. Dersim Katliamı’nı bilmeyen seyirciyi duygusuyla yakalarsa, trajedi hakkında bilgi vermek amacına ulaşır.

www.evrensel.net