03 Mart 2017 04:32

X Men serisinin son filmi Logan: Bıçaklı western

Paylaş

Mutantlarla insanların bir arada yaşadığı bilim kurgu hikayelerinin en bilineni X Men olsa gerek. Her biri bir başka doğaüstü güce sahip mutantlar, çizgi romanla yakaladığı popülerliğin ardından sinemada da art arda boy gösterdi. Farklı türde filmlere de elverişli bir konusu var, bir arada yaşama, farklılığın psikolojisi, değişim, evrim, farklıyı yok etmek isteyenler, kullanmak isteyenler, bolca ilginç karakter ve aksiyonla birleştiğinde. James Mangold, serinin Wolverine karakterine el attı, özgün bir senarist ve yönetmen sayılır, değişik filmler de çıkarıyor. Sonuncusu, Logan: Wolverine, kahramanının psikolojisine eğilen ilk bunalımlı süper kahraman filmi değil belki, ama ne cesur ne korkak, epey duygusal, kendince estetik bir tanesi. Tadına varmak için aksiyon sinemasına düşkün olmak ya da X Men hikayesini ezbere bilmek şart değil. 

Bir yandan X Men serisinin dışında ilgisiz bir film değil Logan: Wolverine. 2000’den beri yapılan, yanından geçenler dahil X Men evrenine dair film sayısı bununla 10. Wolverine öyle ya da böyle neredeyse hepsinde görünmüş, onun başrolünde olduğu filmler de var. Yine de daha önceki filmleri, aksiyon kalıplarına daha bağlıydılar, bu ise kimi western filmlerin izinde. Önceden karakter yine huysuz bir karakterdi, ama hikaye onun yükselişine dair olurdu. Bu kez ihtiyarlık, bu işleri bırakmışlık, hatta soykırımdan sağ kalmışlık üstüne filmin daha farklı bir duygusu var. Belli bir estetik düzeyi tutturmanın yanı sıra, bu farkın altını çizme çabası da etkili, filmin çıkışını Berlin Film Festivali’nde yapmasında. Avrupa’da film festivalinde açılış yapmak, fazla büyük bütçeli Hollywood yapımına nasip olmaz çünkü. 

Olaylar gelecekte, 2029’da geçiyor. Mutantlar büyük soykırıma uğramış. Doktor önlüklü Naziler, kontrol edemedikleri mutantları katledip, DNA’larından kontrol edebildikleri askerler yaratmaya girişmiş. Logan güneyde, izini kaybettirmiş, limuzin şoförlüğüne başlamış, beladan uzak. Gücü çok zayıflamış, o da kendini içkiye vermiş. İz Sürücü Caliban ve Hocaların Hocası Charles Xavier ile birlikte Meksika sınırının öte yanında yaşar. Daha doğrusu, Caliban’la geçirdiği nöbetler etraf için tehlikeli hale gelen ihtiyar Xavier’e göz kulak olurlar. Bir gün bir kadın Logan’ın yanına gelir, Laura adında bir çocukla ikisini kuzeye götürmesini ister. Logan mırın kırın edene kadar, kötü adamlar kızı ve Logan’ı kovalamaya başlayınca, iş başa düşer. Çocuk herhangi bir çocuk değildir elbette. Logan ona sürpriz olmuş gibi davransa da, fragmanı izleyenlerin bildiği gibi, onun kızıdır. DNA’sını taşır, yumruklarından çıkan bıçaklar da aynı ona çekmiştir. Yolculuk, bir yandan Laura’nın Cennet olduğuna inandığı, ama elbette depresif Logan’ın inanmayarak mecburiyetten devam ettiği bir yeredir. Bir yandan da babası niyetine gördüğü Xavier ile son günler için yaptıkları planların, yeniden gözden geçirildiği bir yolculuk diyelim. Kaybedilmiş bir savaş, yaşam hakkının gasbı değildir ne de olsa bunalımın sebebi. Xavier’in “Bak Logan aile” şeklindeki nutkuyla da ifade edildiği gibi, Logan’ın hayatının boşa geçmişliğidir sanki.

Wolverine, daha ilk filmden beri en çok kendiyle kavga eden mutantlardan biri, mecazen söylerken bile söz gayet net olsa gerek. Ama bu filmde, basbayağı, Logan’ın kötü kopyası yapılmış, ne kadar sevmediği, tehlikeli, acımasız yanı varsa onda toplanmış, Logan da onunla dövüşüyor. Kötüde kara, berikinin üstünde ak tişörtle, daha da açık olmak gerektiyse. Canavar yanını dövdü rahatladı, diyebiliriz belki. Sürprizi kaçmasın isteyen seyirciye söylenecek şey değil, ama filmin en cesur davrandığı yer, kahramanının akıbeti. 

Ama yine de iyi, özgün bir fikirmiş gibi başlayan bir maceranın daha, yeterli cesaretten yoksunluk ve dolayısıyla güdüklükle nihayetlenmesi, önümüzdeki. Piyasanın tek tipleştiriciliği malum da, film festivaline gitmeler, Mangold’un sanatçı dokunuşu derken başka bir beklentiye oynanıyor. İlle de Nolan’ın Kara Şövalye serisi gibi uzun felsefi tartışmalar olmasına gerek yok, yine de madem yenilmiş, arkadaşları katledilmiş, saklanan, eski gücünü kaybetmiş kahramanın psikolojisi konu ediliyor, madem bu bildiğimiz aksiyonlardan değil, o zaman bir zahmet çare zürriyette olmayıversin. 

İlham kaynağı olan eski bir western var, filmde de alıntı yapılan. 1953 yapımı Shane, bizde bilinen adıyla Vadiler Aslanı. Çoğu kült film gibi taklit edildikçe eskiyen ve yenilenen bir film, “bu işler”i bırakmak isteyen silahşorun mazlumlar için son bir kavgaya girişmesi ve sahip olmadığı aileye özenmesinin süzülmüş örneği gibi. Ne kadar “aile yapısı”na sadık, düzenin ıslahından, yani dönemin Amerikan burjuvasından yana filmdir de, çok daha cüretle ve netlikle konuşur. Logan: Wolverine’de Eastwood’un Affedilmeyen’i de bolca var, tabii yenisi westernlerden daha kanlı, bıçaklı, mutantlı.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...