22 Kasım 2016 05:00

İstismarı 'Ak'lamak

Paylaş

Aslında sözün bittiği yer ama konuşmadan, ses çıkarmadan hatta bağırmadan da olmayacak. Dilimizde tüy bitse de konuşmaya devam edeceğiz.

AKP’li milletvekillerinin TBMM’ye verdiği önerge kamuoyunda fırtınalar kopardı. Kamuoyunda  “tecavüzü meşrulaştırmak” olarak adlandırılan önerge için Adalet Bakanı Bekir Bozdağ “Tecavüzcü ile evlenerek cezadan kurtulma imkanı getirilmemiştir. Bunun aksini iddia edenler, konuyu bilerek ve isteyerek çarpıtanlardır.” diye açıklamada bulundu ve bu konudan yeni bir AKP mağduriyeti çıkardı.

İsterseniz önce bu önergede ne denmiş ona bakalım:
“Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın 16/11/2016 tarihine kadar işlenen cinsel istismar suçunda, mağdurla failin evlenmesi durumunda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesindeki koşullara bakılmaksızın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, hüküm verilmiş ise cezanın infazının ertelenmesine karar verilir”.

Her şeyden önce sunulan önerge, kendi içinde bir tutarsızlık içeriyor. Hem “Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen bir neden olmaksızın” diyor, yani “kendi rızası”. Hem de “cinsel istismar suçu” diyor. Bu ikisi nasıl bir arada olacak?! Ondan sonra da Adalet Bakanı çıkıp, “konunun saptırıldığını” söylüyor.

Bir kız çocuğunun “13 yaşında evlenebilir olduğunu kabul etmek” çocuk haklarına aykırıdır, kadın haklarına aykırıdır, Türkiye’nin imza verdiği uluslararası sözleşmelere aykırıdır hukuksuzluktur. Ayrıca gericiliktir, barbarlıktır, vicdansızlıktır.

Türkiye, güzel ülkem, ne yazık ki toplumsal cinsiyet eşitliğinde dünya sıralamasının en gerilerinde yer alıyor. İktidardakilerin zihniyeti bu olduğu sürece de bu böyle olacak gibi görünüyor. Listede Arap ülkelerinin hemen yanı başında yer alıyor.

Türkiye, Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Bildirgesi’ni imzalamış, toplumsal cinsiyet eşitliği kapsamında bir politika ve program izlemesi konusunda uluslararası taahhütler vermiş. Bu kapsamda kız çocuklarının eğitimden geri bırakılmaması, kadınlara yönelik  her türlü şiddetin önlenmesi, kadınların çalışma yaşamına katılması, siyasi temsiliyetlerinin olması başta olmak üzere pek çok konu var. Burada medyanın da sorumlulukları var. Örneğin kadına şiddet haberini 3. sayfa magazin haberi olarak yapmak, kadın-erkek eşitsizliğine hizmet etmektir. Pek çok medya kuruluşunun toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin önlenmesi yönünde bir yayın politikası var.

Cinsel istismara uğrayarak evlendirilen bir kız çocuğu, sönmüş bir hayattır. Tam medyanın sorumluluğu derken, bunu hatırı sayılır bir gazetede verilen bir haber üzerinden örnekleyelim. 14 yaşında evlenen bir kadının (kız çocuğunun) davası 10 yıl sürmüş, eşi, annesi ve babası hapiste imiş. Şimdi 24 yaşında olan bu kadın “Biz severek evlendik, mağduriyetimizin giderilmesi için bu yasanın çıkmasını bekliyoruz” diyor. Bu hatırı sayılır gazete üç çocuğu ile yasanın çıkmasını beklediğini haber yaparak bir mağduriyet hikayesini vermiş. Ama aslında kadının içinde bulunduğu durumun kendisi bir mağduriyet hikayesi. Nasıl mı?

On dört yaşında evlenen bir kız çocuğu okula gitmiyordur ya da okulu terk edecektir. Eğitimsiz, dolayısıyla vasıfsız bir kişi hele de bir kadın olarak çalışma yaşamında yer bulma olanağı neredeyse sıfırdır. Şimdi 24 yaşında üç çocuğu olmuş bir kadın olarak en az bir çocuğunu ergenlik döneminde doğurmuştur, gebelik ve doğum sırasında ölme riski diğer kadınlardan kat kat fazladır.

Şunu kimse unutmamalı, 18 yaşının altındaki herkes çocuktur. Bu evrensel olarak kabul edilmiş bir “insanlık değeri”dir. Çocuklar çalıştırılamaz, savaştırılamaz, evlendirilemez vs vs. Kaldı ki çocukların taciz, tecavüz, istismarı, hiç bir insan için olduğu gibi, asla kabul edilemez. Önlenmesi gereken bir durumdur, önlenmiyorsa ağır bir biçimde cezalandırılmalıdır, devletin düzenlemeleri caydırıcı olmalıdır.

Ama sorun, kadınlara bakış, kadınları erkeğin malı gibi gören çağ dışı zihniyettir. Bu zihniyet, istismara uğrayan kadını ya da kız çocuğunu “ailenin namusunun lekelenmesi” olarak gören zihniyettir. Yine bu zihniyet, istismar ve tecavüz olayında erkeği değil, kadının suçlu olduğunu kabul eder. Böyle düşününce, ailenin namusunu kurtarmak için ortaya attığı çözüm de o kız çocuğunun evlendirilmesi olur. Bunun namus cinayetinden ne farkı var? Sadece ölmemiş, onun yerine bütün yaşamı boyunca istismar ve tecavüze uğramış, tecavüzcüsünün çocuklarını doğurmuştur. İstismar ve tecavüz ile başlayan evlilik, kadının son derece güçsüz olduğu, erkeğin tahakkümü altında başka türlü şiddetlerin yaşandığı bir evlilik hayatı haline gelir. Ama bu önergeyi verenler için bunlar zaten sorun değil, çünkü onlar zaten kadına değer vermiyor. Onlar için erkeğe iktidarı yaşattığı ölçüde, itaat ettiği, yönetildiği sürece değerlidir.

Bunlar ataerkil normlardır. Bugün Türkiye’de kadına yönelik şiddet, namus cinayetleri, kadın cinayetleri, kadın intiharları, tecavüz, istismar, sokaktaki  kadınlara giyiminden dolayı tekme varsa, bu yüzden var.

O zaman devletin görevi ne olmalı? Bunları pekiştirmek, güçlendirmek mi yoksa bunlarla mücadele etmek mi olmalı?

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa