15 Kasım 2016 05:00

Yine çocuk aşıları -2

Paylaş

Aşı konusuna, kaldığımız yerden devam edelim. Aşı, hastalık etkeni mikroorganizmanın ölü ya da etkisizleştirilmiş olarak insan bedenine verilmesinden ibarettir. Böylece vücudun savunma sistemi harekete geçer. Hastalık yapıcı mikroorganizmayla karşılaştığında bağışıklık sisteminin “hafızası” devreye girer, hızla hastalık yapıcı etkeni ortadan kaldırır ve hastalık ortaya çıkmaz. Aşının kabaca temel işleyişi budur, yani hastalığa karşı savunma sistemini güçlendirmek.
Aşıların sağlık hizmetleri kapsamına girmesiyle bebek ölümlerinde dramatik bir düşme olduğu herkesin kabul ettiği gerçektir. Hal böyleyken bugün dünyada ve ülkemizde neden “aşı karşıtları” var?
Hekimlik yaşamımın ilk yıllarında öğrencileri aşılamak için gittiğimiz bir lisede öğretmenlerden biri “Bu aşılarla halkımızın soyunu kurutmak istedikleri doğru mu?” diye bir soru sormuştu. İlerleyen yıllarda çocuk felci kampanyaları sırasında “Bu aşılar kısırlık yapıyormuş” diye aşıyı reddeden ebeveynlere sıkça rastladık. Hatta Türkiye’nin son çocuk felci vakası, aşı ekipleri köye geldiğinde dedesi tarafından saklanarak aşı olmayan bir çocuk idi. Dedenin gerekçesi malum, torununun kısırlaştırılmasını istemiyordu.
Nereden köken aldığını bilmediğimiz bu komplo teorilerinin düşüşe geçtiği, son yıllarda yerini dini nedenlerin aldığını görüyoruz. Buna göre İslam dininde yasaklanmış ya da tercih edilmeyen domuz, köpek, maymun gibi hayvanların dokularının aşı üretiminde kullanılmasıdır. Günümüzde bu amaçla çoğunluk tavuk embriyosu kullanılmakla birlikte diğer hayvanların dokuları da kullanılmaktadır. Ancak bunun çözümü, Sağlık Bakanlığının alım yaptığı aşı üreticilerini denetlemesidir, basit bir laboratuvar testi ile gelen aşıların içeriği kontrol edilebilir. Ve Sağlık Bakanlığı böyle bir şey olmadığını kamuoyuna ilan edebilir, ebeveynlerin yüreğine su  serpebilir.
Aşı karşıtlığının diğer bir nedeni aşıların yan etkileridir. Bu kapsamada aşılarda bulunan ağır metaller çokça suçlanmıştır. Aşılardaki cıva ve otizm ilişkisini ele alan bir makalenin yayımlanması, bu tartışmanın ateşlenmesine neden oldu. Bu çalışma, 30 civarında olgu ile yapılmıştı ve araştırma yöntemi olarak bilimsel kanıt değeri oldukça düşük bir makale idi. Bunun üzerine başlayan tartışmalar sonucu aşı üretiminde cıva artık kullanılmıyor ama otizm sıklığında azalma olmadığı gibi artış devam ediyor. Aşıların yan etkileri ile ilgili çok sayıda araştırma var, ancak bundan kat kat fazla da yararı ile ilgili araştırma var. Şunu hatırlatmadan geçmeyelim, insanlar cıva, alüminyum gibi metalleri sanayi kaynaklı hava kirliliği, su kirliliği ve gıdalardan alıyor. Hatta sadece bu metalleri değil daha pek çok sanayi atığını da alıyor, aşılardaki ise devede kulak kalıyor.
Aşıların yan etkileri de diğer bir itiraz konusunu oluşturuyor. Örneğin ateşin yükselmesi sonucunda havale geçiren çocuklar, aşı karşıtlarının blog sayfalarında sıkça konu ediliyor. Aşıların üretildiği aşamadan uygulandığı aşamaya kadar pek çok önemli nokta var. Aşının özelliğinin yanı sıra bu aşamaların aksaması da aşı yan etkilerine neden olabiliyor. Sağlık Bakanlığı, uzun yıllardır aşıların yan etkilerini “Aşı sonrası istenmeyen etki formu” ile topluyor. Sağlık Bakanlığının faaliyet raporlarında yer almayan bu bilginin, kamuoyu ile paylaşılması gerekiyor. Hem ülkemizde aşı yan etkilerinin ne boyutta olduğunu görürüz hem de bundan korktuğu için çocuklarına aşı yaptırmayan ailelere de bir bilgi olur.   
Söz yine Sağlık Bakanlığının rolü ve sorumluluğuna geldi. Ülkenin en başta gelen sağlık otoritesinden, halkın kafasında aşılarla ilgili oluşan sorulara yanıt vermesini, doğal olarak da aşılamayı savunmasını bekliyoruz. Üstelik çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı bir Sağlık Bakanımız varken!

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa