Patriyot Hayati


02 Ekim 2016 03:54

Böyle demiş Cemal Süreya: “İstanbullu. O kadar ki, Ankara’da bile Üsküdar’da oturmuştur.”
Böyle demiş Ahmet Oktay: “Patriyot konuşuyor, elleri kuşlarmışçasına.”
Böyle demiş Edip Cansever: “Bir gün bile ölmezsin benim sözlüğümde.”

Patriyot Hayati göçmenliğin bütün ayrıntılarını yaşamış, zenginliğin ve yoksulluğun bütün sokaklarında dolaşmış. Babasından kalan mirası, annesinin kendisine bağışladığı payla birlikte, Kilyos’ta bir kadın arkadaşıyla kısa sürede yiyip bitirmiş ve hemen o günün sabahında, oracıkta iş aramaya başlamış.
TKP’ye yönelik 51 Tevkifatı’nın unutulmaz isimlerinden birisidir. Kim yok ki o tevkifatta… Şefik Hüsnü, Zeki Baştımar, Reşat Fuat Baraner, Mihri Belli, Sevim Tarı, Enver Gökçe, Mübeccel Kıray, Arif Damar, Ruhi Su, İlhan Başgöz, Orhan Suda, Behice Boran, Şükran Kurdakul, Nejat Özön, Vedat Türkali, Ahmet Arif, Arslan Kaynardağ, Kemal Bekir, Sadun Aren…
Aylarca direnmenin, susmanın ve çıldırmamanın yollarını bulmuştur. Kanunlara göre kimsenin 24 saatten fazla kalamayacağı bir hücrede aylarca ışıktan, yemekten, sudan mahrum bırakılarak, ağır işkenceler altında, Sansaryan Han’da, 118 kişinin yıllarca süren yargılanma sürecinde hapis ve sürgün cezası aldığı davada…

MAHİR ÇAYAN DA GELİRDİ

Öncesinde ve sonrasında yapmadığı iş yok gibi… 1980’de emekli oluncaya kadar sürekli iş değiştirmiş. Çok inatçı olmasından belki de tutunamamış bir işte uzun zaman.
“Öğrencilik yıllarında Devlet Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nde, Beden Terbiyesi’nde... 27 Mayıs’tan sonra Gazeteciler Cemiyeti lokantasının yöneticisi; daha sonra Devlet Su İşleri’nin ilk dinlenme kampını kuruyor. Niğde’de sürgündeyken, otel kâtibi ve özel Fransızca öğretmeni. İstanbul’da, Yeniköy Turizm Oteli’nin (bugünkü Carlton) müdürü; Edirne’deki Kervan Oteli’nin kurtarıcısı; bir gıda sanayi kurumunda satış şefi; salyangoz ihracatıyla uğraşan bir şirkette müdür; Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın (TÖS) muhasebe müdürü; Özer Sağnak’la kurbağa bacağı ihracatı için çalışmalar; başka bir salyangoz ihracat firmasında genel müdürdür.” Böyle demiş “99 Yüz” kitabında, Patriyot Hayri için Cemal Süreya. 
Bir ara, Ahmet Say ile ortak meyhane açmışlar Ankara’da. Çok paraları yokmuş elbette, bir yerlerden bulup buluşturup dineltmişler nevaleyi. Borç, harç, veresiye derken açmışlar “Piknik 76”yı. Meyhanedeki her yerin beyaz olduğunu anlattı telefonda Ahmet Say. O sıralar TİP’te fena bir tasfiye süreci başlamış ve 76 kişi atılmış partiden. Birahanedeki “76” bu meseleye yorulmuş ama işin aslı kapı numarasından alıyormuş adını bu mekân.
Ankara’da siyasal ve hukuk fakültelerine yakınmış Piknik 76. Patriyot, elinde rakısıyla masaları dolaşır, yarenlik edermiş. Arada bir Mahir Çayan’ın da gelip gittiğini, Piknik 76’da bir şeyler içtiğini söyledi Ahmet Say. Eeee, para alınmayan müşterilerin olması da ne güzel ayrıcalık.
3-4 ayda batmış mekân. Herkes kendi yağıyla kavrulmaya geri dönmüş.

BİZANS’TA KAÇ PAPAZ DİN DEĞİŞTİRDİ?

Bir dönemin edebiyatçılarıyla sohbet ettiğinizde onlarca yıl öncesine dair olayları, yerleri, kişileri, hatta gün ve saati ayrıntılarıyla anlatabilirler. Devlete belge kaptırmak yerine hafızalarını canlı tutmak istediklerindendir belki, belki de kuşaktan kuşağa aktarılan bir bellek geleneğine sahiptirler kimbilir. Anıları daima canlıdır her anlattıklarında.
Yine Cemal Süreya’nın 99 Yüz’üne başvuracak olursak: “Mihri Belli şöyle demiş: ‘Bana kim muhalefet ederse etsin aldırmam; ama şu Sevim’le (Belli) Patriyot’un muhalefetine dayanamam.’”
Patriyot Hayati aynı zamanda TKP’nin gayri resmi arşivini saklıyordu aklında. Olaylar, yerler, kişiler, saatler, toplantılarda kimin ne söylediği hepsi Patriyot’un hafızasında kazılıydı. Mihri Belli, özellikle 51 Tevkifatı’nda kimin nerede yamuk yaptığını, kimin nerede haklı olduğunu anımsamak için Patriyot’a danışırdı. Bilgisayar gibi işlerdi kafası, dedi Ahmet Say, eski ortağı Patriyot için.
En iyi arkadaşlarından, Mehmed Kemal’in “Acılık Kuşak” kitabından: “Patriyot Hayati’nin ayrıntılar üstüne bilmediği de yoktur. Hicri takvimi Rumi ve Miladiye çevirmeden tutun da, Galatasaraylı Aslan Nihat’ın kaç gol attığına, kaleci Nedim’in kaç gol yediğine kadar her şeyi bilir. Bizans’ta kaç papaz din değiştirmiştir. Osmanlıda hangi padişahın torunu hangi zindanda boğdurulmuştur, sorun size söylesin. Bir kez ‘Öyle değil…’ dedi mi, bilesiniz ki ‘Öyle değildir.’”
“Gelecek iyi günlere”
İkbal Kahvesi’ni Orhan Kemal Kahvesi’ne çeviren müdavimler arasındadır, Kürdün Meyhanesi’nde de Refik Restoran’da da adı geçer bir hayli. 
Masa yoksulluktan kırılsa bile lacivert takım elbisesi, kolalı gömleği ve kravatıyla sofraya oturur, yaşadığı ev gecekondu olabilir ama içi saray gibi döşenmiştir; bu yüzden bir adı da Prens Hayati’dir. Ama daha ziyade Patriyot olmayı tercih eder, Hayati’ye bile tercih eder Patriyot’u.
Ankara’daki Bekârlar Apartmanı’ndaki arkadaşlarıyla (Ahmed Arif ve İbrahim Erdem’le), 1949’u 1950’ye bağlayan yılbaşı gecesi, “gelecek iyi yıllara” diyerek kadeh kaldırmaktan hâkim karşısına çıkacağını kim düşünebilir.
Devrim ve sosyalizmin bu ülkede galip geldiği zamanlara bir gönderme olarak evdeki konuklardan birinin ihbarı kabul edilmiştir “gelecek iyi günlere” kadeh kaldırmak…
Yarasın!

www.evrensel.net