Eşitsiz yarış
Yüksek Seçim Kurulu, yerel seçimler ve cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili kararlarında çok kötü sınav verdi. Bu kararlar ileride, hukukçular tarafından çok tartışılacak.
Tayyip Erdoğan’ın başbakanlıktan istifa etmeden cumhurbaşkanı adayı olarak seçimlere katılması bir hukuki skandal. Hatta, sadece başbakanlıktan değil partisinden de istifa etmeliydi. Çünkü, yasaya göre cumhurbaşkanı tarafsız olmalı. Bir partinin üyesi olmamalı. Seçildikten sonra “istifa ederim” diyemez.
Anlaşılıyor ki, Erdoğan fiili başkanlık sistemi için yasayı zorlamak istiyor. Ama, YSK yasayı olduğu gibi uygulamak durumunda. Örneğin, YSK hakimlerinden biri cumhurbaşkanlığına aday olsaydı, görevinden istifa etmek zorundaydı. İstifa etmenin birçok nedeni vardır. Örneğin; memurun seçim çalışmaları sırasında görevini yapamayacak olması ya da memuriyet görevini oy alabilmek için kullanma ihtimali bulunması bu nedenlerden ikisidir. Tarafsızlık kuralını yukarıda belirtmiştik.
Erdoğan’ın seçim tanıtım toplantısına giden Orhan Gencebay eleştirilere karşı ne diyor? “Beni Başbakan davet etmiş, Başbakanın davetine icabet etmemek olmaz.” Ya da, TRT Müdürü eşit olmayan propaganda süreleri için eleştirilere ne yanıt veriyor? Adaylardan birisi Başbakan, nasıl onun haberlerini vermem ya da diğerleri ile eşit veririm mealinden şeyler söylüyor.
Gencebay ve TRT Müdürünün cevapları dahi meseleyi anlatmaya yetiyor.
Başbakan her gün seçim çalışmaları babında birkaç toplantıya katılırken başbakanlık görevini aksatmıyor mu? Başbakanlar ya da bakanlar yurtdışına çıktığında ya da hastalanıp, istirahat aldıklarında başka bir bakana vekalet veriyorlar. Bunun sebebi nedir?
Ayrıca, adaylar arasında kampanya gelirlerinin eşitsiz olması da eşit yarış ilkesini zedeler. ABD’deki gibi bağış kabul edip büyük paraların harcandığı kampanyalar yapmak, adaylar arasında kampanya harcamalarında eşitlik gözetmemek ya da kampanya masraflarını kısıtlamamak bizdeki cumhurbaşkanlığı kurumunun niteliğine aykırıdır. ABD’de başkanlık sistemi vardır (Ki, orada sistemin eşit yarış sistemi olduğu da ayrı bir tartışma konusudur) bizde parlamenter sistem. Bu nedenle, cumhurbaşkanı adaylarının harcamaları eşit ve sınırlı olmalıdır. Devlet tarafından karşılanmalıdır. Propagandanın esası kamu ve özel medya araçlarında birlikte ve eşit süre ile konuşturulmaları üzerine bina edilmelidir. YSK, mevcut seçim harcamaları ve propaganda kurallarını belirlerken fiili başkanlık sistemine de yol vermiş olmuştur.
Mevcut seçim sistemleri ile iktidara gelmiş bir cumhurbaşkanı, başkan ya da başbakan Mısır, Tunus, Libya, Suriye, Irak gibi rejimlerde olduğuna benzer bir şekilde üst üste onlarca seçim kazanabilir. Otoriter başkanlar, diktatörler yaratan böyle sistemlerde, yarışa yüzde doksan seçilme garantisi ile başlayan muktedirleri alaşağı etmek ancak ayaklanmalar ve darbelerle mümkün olur. Ya da bir iç darbe ile.
Sonuç olarak, seçim sistemleri, seçim kanunları, seçimlerle ilgili karar veren yargı organları bir sistemin demokratik olup olmadığı konusunda belirleyici öneme sahiptir.
Yirmi küsur gün sonra oy kullanacak seçmenlerin hiç birinin, adayların eşit yarıştığını söyleyemeyeceği bir seçim demokratik bir seçim değildir.
Evrensel'i Takip Et