Boşluğa Yazmak, Havaya Çizmek


16 Mayıs 2011 09:46

İlkyazlar umuttur insanlık için. Yaşam sevincidir, yenilenmedir de. Peki nedir ülkenin dört bir yanında  bilim, sanat, emek insanlarını saran yoğun karamsarlık? Sakın yurttaşlar arasında başlatılan ayrıştırma olmasın nedeni. Ülkede çok seslilik yerine tek ses, düşünce ve ifade özgürlüğü yerine tek nefes politikasından olmasın. Yargı bağımsızlığı, yeni anayasa derken yaratılan korku iklimi mi yoksa? Gazeteciler, halkın bilgilenme hakkını sağlamaya çalışırken  parmaklıklar arkasında buluyorlar kendilerini. Neyle suçlandıklarını bile tam bilemiyorlar. Evleri, iş yerleri, ikametgahları, aileleri belirli insanlar yargı önüne çıkarılmayı bekliyorlar cezaevlerinde. Tutuklamalar şimdiden cezaya dönüşüyor. Devlet Güvenlik mahkemeleri kalktı aman yeri boş kalmasın. Gelsin özel yetkili mahkemeler, özel yetkili savcılar. İktidarın sekiz yılda yapabildiği demokrasi açılımı bu olsa gerek.
Aylık Güncel Hukuk Dergisi’nin mayıs sayısında Prof. Dr. Köksal Bayraktar’ın yazısı “Düşünce ve Bomba” başlığını taşıyordu. Anımsayacaksınız, Avrupa Birliği Parlamenterler Meclisinde bir parlamenter Ahmet Şık’ın toplatılan taslak kitabını Başbakan Erdoğan’a  sormuş, Erdoğan da verdiği yanıtta kitap taslağını bomba  oluşturan parçalara benzetmişti. Şöyle yazmış Köksal Bayraktar :
“Kitap taslağının bomba oluşturan parçalara benzetilmesi, düşünce özgürlüğüne yönelik ağır bir niteleme olarak, uzun süre anılacaktır. Düşünce özgürlüğünün, sınırsız olması gerekliliği  yönünde, kırk yıldan bu yana Türk basınının ve aydınlarının mücadelesi böyle bir benzetme ile bu kadar hiçe indirilmemeli idi. Düşünceye ve kişi özgürlüğüne saygı bir çağdaşlık görevi değil midir?”
Bilge hukukçularımızdan biri söylüyor bunları. Aslında hukukçu olmanız gerekmiyor. Nelerin nasıl yanlış işlediğini ve yurttaşa yanlış aktarıldığını anlamak için salt bu yazının tümünü bulup okumak yeterli, derim.
Haftalık yazımı Nâzım Hikmet’in dizeleri ile sonlamak istiyorum, Ahmet Şık, Nedim Şener, Vedat Kurşun ve tutuklu tüm gazeteciler için…


İlerleyen aydınlığın içindeyim
ellerim iştahlı. Dünya güzel.

Doyamıyor gözlerim ağaçlara
öyle ümitli onlar,öyle yeşil.

Güneşli bir yol gidiyor dutlukların arasından,
hapisane revirinde penceredeyim.

Duymuyorum ilaçların kokusunu,
bir yerlerde karanfiller açmış olacak.

işte böyle karıcığım, işte böyle
mesele esir düşmekte değil,
teslim olmamakta bütün mesele…
-Mayıs 1948-

evrensel.net
www.evrensel.net