Yiğidim, rektörüm


07 Ocak 2013 11:04

İmamın ordusunun ODTÜ’ye yaptığı saldırının ardından, imamın rektörleri hep bir ağızdan ODTÜ’lülere verip veriştirmeye başladılar. O rektörlerin yönettiği üniversitelerin öğretim üyeleri de kendi rektörlerine tepki gösteren bildirilere imza attılar. Kısacası akademi ayakta, akademi susmuyor..
Başbakan destekçisi rektörlerin oralara nasıl geldiklerini anlatmaya gerek yok; hükümet bürokratları nasıl atanıyorsa onlar da aynı tezgâhtan geçiyor, sistem sürüyor. Burada onların bürokratlardan bir farkı var. Başbakan’ın sözlerinden yoğun etkilenip ODTÜ’ye yiğitlenen bu rektörlerin ortak yönü, birkaç yıl önce gündeme taşınan “Türbana özgürlük”  bildirisini imzalamalarıdır.
Dediğim gibi, birkaç yıl önce garip bir iş oldu dostlar.. Bir grup “Akademisyen”, bir anda buluştular ve oturup bir bildiri yayınladılar. Bildirinin konusu, üniversitelerde uygulanan türban yasağının kaldırılmasıydı ve bu bildiri özgürlüklerin korunması namına piyasaya sürüldü. Bildiriyi kaleme alanların çoğu şu anda üniversitelerde rektör veya dekan olarak görev yapıyor. O bildiriye imza atan komşularımız ve dostlarımız da oldu, sağlık olsun.. O bildiriye karşı çıktığımız için dostlarla papaz olduk; kült laiklikle, cadı avına çıkmakla falan suçlandık, ona da eyvallah.. Ama şu anda önümüzde duran bir gerçek var; bildiriyi kaleme alanlar, bildiriye imza atan dostlarımızı sürgüne yolluyorlar, görev yapmalarını engelliyorlar.
Türbana özgürlük isteyenlerin, öğrencilerin ifade özgürlüklerine uzak durup, iktidarın borazanlığını yapmalarının nedenlerini iyi incelememiz gerekiyor. Türbanla neyi örtmeye çalıştıkları açıkça ortaya çıkan bu gerici kesim, önümüzdeki dönemler için politikaya soyunuyor, yani kenarda ısınıyor.  AKP hükümetleri içinde, öğretim üyeliği yapmış kadroların, eski hocaların yoğunluk göstermesi tesadüf değildir. İçlerinde intihalle, yani bilim hırsızlığı ile akademik ünvan kazanmış bakanlar da var ama olur o kadar..
ODTÜ’lüleri topa tutan bu yandaş rektörlerin başka bir özelliği  piyasacı olmalarıdır. Akademik görevleri boyunca piyasadan kendilerine proje gelmesini bekleyen, işverenlerin kuyruğunda dolanan bu şahsiyetler, idari görevlerinde, yani rektörlük görevlerinde de patronlarla birlikte görüntü vermeye bayılırlar. Özellikle Anadolu üniversitelerinin rektörleri, Anadolu kaplanları ile sarmaş dolaş olurlar, sanayi-üniversite işbirliği adı altında patronlara çanak tutarlar. Görevli oldukları illerde renkli plakalı otomobillerle gezen bu rektörler, il protokol listesinin üst sıralarında yer almaktan büyük bir haz duyarlar. İllerine gelip giden siyasilerle haşır neşir olurlar, üniversitelerinin yaşadığı sorunlar ise umurlarında bile değildir. Akademik yaşamları boyunca da bilim ve toplum adına hiçbir şey üretmemişlerdir, alanlarında dünyada kimse bunları tanımaz. Yani bunlar akademik anlamda da beş para etmezler..
Akademi, araştırıcı ve sorgulayıcı olmalıdır. Olanı biteni koşulsuz kabullenmek yerine oturup sorgulamalıdır. Akademi, iktidarların tekrarlayıcısı olduğu sürece, siyasilerin uygulama aracı olmaktan öteye gidemez. Bunun sonucunda da bir hükümet büyüğü, fen fakültelerinin gereksiz olduğunu, kapatılması gerektiğini buyurur.
ODTÜ’ye yiğitlenen tavşan rektörler de boynunu kırıp susar oturur..

evrensel.net
www.evrensel.net