İnsansız Kentler


18 Nisan 2011 11:17

Başbakan Erdoğan’ın çılgın projesini 27 Nisan’da açıklayacakmış. Seçim vaadlerini okuduktan sonra çılgın projeye de pek şaşıracağımı sanmıyorum. Bu vaatler AKP’nin gelecekteki felsefesini de koyuyor ortaya. İnsan odaklı olmayan, sömürülen ülke profiline uygun ekonomi ağırlıklı kentler kurmak. İstanbul’a biri Anadolu biri Avrupa yakasında iki kent daha eklenecek, İstanbul dünya finans merkezi olacak. Ya da bir başka deyişle çokuluslu şirketlerin sömürü alanı, gönül eğlendirme merkezi haline gelecek. Nicedir tarihi ve kültürel dokusundan, insana saygılı kent kimliğinden, parklarından, bitki örtüsünden, denizinden halkıyla birlikte uzaklaştırılıyor İstanbul. Betonla örülüyor dört bir yanı. Kentin görkemli siluetinde şimdi mimari harikalar (!) gökdelenler var. Caddeler, ara sokaklar belediyelerin rant kapısı. Şehrin trafiği değnekçiler, daha modern deyişiyle, vale’lerden sorulur oldu. Eh! iki kardeş mega kent daha eklenecekse İstanbul’a, kim şapka çıkarmaz böyle bir projeye. Seçim vaatlerinde Kürt sorununun çözümüne değgin bir tümceye rastlamadım. Ermeni sorunu, Kıbrıs sorununun çözümleri de belli ki Başbakan’ın özel dosyasında. Avrupa Birliği kuruluşlarında daha sık söz alarak, milli hassasiyetlerimizi ortaya koyan sert çıkışlarla çözüm kapısını aralayacak. Ne diyelim hayırlı olsun.

Kitap yazmanın, okumanın tehlikeli olduğu günlerde olsak da bencileyin alışkanlıklarını bırakamayan biriyseniz tehlikeyi göze alıyorsunuz. Şu sıralar elimde Yunanistan’ın evrensel değerdeki şairlerinden Yorgo Seferis’in “Günlükleri” var. Erdal Alova’nın çevirisinden keyifle ve de dersler alarak okuyorum. 1946 yılı 5 Nisan tarihine şu notu düşmüş:
“ İlk Yaz günü.
Palmiyeler, leylaklarla gelse de Nisan
Bir şey işitmiyorum şimdi; sanki kar yağmış gece boyu.”

Bu dizeleri görünce içimizdeki sıkıntının nedenini de çözdüm. Baharın geldiğinin ayırdında değildik. Ağaçların bahar açtığını, çiçeğe durduğunu fark etmemiştik henüz. Erguvanları, mimozaları, sümbülleri kırda papatyaları da görebilme bu güzellikleri soluyabilme fırsatını bulamamıştık. Kimlerdik bizler. Gazeteci dostlarımız ülkenin dört bir yanında parmaklıklar ardındayken, ülkede düşünmenin, düşünceyi ifade etmenin, yazmanın, çizmenin her gün biraz daha güçleştiğini gördükçe yüreği daralan emekçiler. Barıştan yana, basın özgürlüğünden yana tavır alan yurttaşlar. Kadın hakları savunucuları, ırkçılığa karşı duranlar, çocuk sömürüsüne karşı mücadele verenler, halkın doğru, yansız bilgilenme hakkını savunanlar, doğal çevreyi koruma yolunda uğraş verenler, eğitimde fırsat eşitliği isteyen ana babalar, sendikal örgütlenmenin gelecekleri olduğunu anlamaya başlayan işçiler, memurlar. Bu ülkede hala hukukun üstünlüğüne, adil yargıya inançlarını yitirmemeye çabalayanlar… Görüldüğü gibi sayımız hiç de az değil. Hüznü umuda dönüştürmek ellerimizde. Varsın bu baharı kaçırmış olalım. Ama 12 Haziran’da sandıkta hesabını soralım. Yeni ilkyazlara daha büyük umutlarla girebilmek için.

evrensel.net
www.evrensel.net