Ana dil hakkı


19 Ekim 2012 16:02

İstanbul Barosu başkanlığına yeniden seçilen Ümit Kocasakal, bir gazeteye verdiği demeçte, “Ana dilde savunmayı asla kabul etmiyorum. Türkçe bildiği halde, ‘illa da ana dilde savunma yapacağım’ demek, bir hakkın suiistimalidir” diyor.
 “Asla” diyor başkan. Avukatların başkan seçtiği kişi böyle diyorsa eğer; savcıya ve hakime hiç gerek yok, hüküm çoktan verilmiş.
Ana dil kullanımı, temel insan hakkıdır. Bu hakkın kullanımı ne zamandan beri hakkın suistimali oluyor, bunu o baro başkanına sormamız gerek.
İnsanların kendilerini en doğru şekilde ifade etmeleri gereken an, hekim ile hakim karşısında bulundukları andır. O anlarda ağzınızdan çıkacak her söz, yaşamınızı derinden etkileyebilir. O anlarda söyleyecekleriniz, söylemek istediğiniz şeyler olmalıdır, kafanızdakini tam anlamıyla yansıtmalıdır. Hekim de, hakim de sizin hakkınızdaki kararlarını sizi dinleyerek verirler. Kendinizi ve derdinizi onlara tam olarak ancak ana dilinizde anlatabilirsiniz, sonradan öğretilen dille değil. Çünkü diller, birbiriyle tam olarak örtüşmez. O baro başkanı Fransızcayı iyi biliyormuş, özgeçmişinde öyle yazıyor. Ama bir doktora gidip Fransızca “Sol baldırımda zonklama var” diyebilsin de göreyim onu.
Ana dil hakkının engellenmesi, toplumları oyunun dışına iterek kendi kültürlerinden uzaklaştırmaya yöneliktir. Bunun da en kolay yolu, ana dilde eğitimi yasaklamaktır.
Kendi işimden bir örnek vereyim. Diyelim ki, Arap ülkelerinde çalıştırılmak üzere mühendis arıyoruz. Doğal olarak, Arapça bilen mühendisleri tercih ediyoruz. Türkiye’de Arap kökenli mühendisler yok mu, var. Onlara bakıyorum; Arapça konuşabiliyorlar, ama Arapça okuma yazmayı bilmiyorlar. Nedeni, ana dilde eğitim görmemeleridir. Anadilde okuma yazma öğrenmeleri için Kur’an kursuna gitmeleri gerek, çünkü düzen öyle uygun görmüş.
Irak’ta, Bölgesel Kürt Yönetimi sınırları içinde tam üç dilde eğitim veriliyor. İnsanlar çocuklarını Kürtçe, Arapça veya Türkmence eğitim veren okullara gönderebiliyor. Öğrenciler bu okullarda ana dillerinde eğitim görürken Batı dillerini de öğrenebiliyor. Kimse de bunun ülkenin bölünmez bütünlüğüne gölge düşüreceğini düşünmüyor, hayat sürüyor.
Ülkemizin birçok cezaevindeki Kürt tutsaklar, 12 Eylülde başladıkları açlık grevlerini çoğalarak sürdürüyor. Son olarak, tutuklu bir BDP milletvekili de grevcilere katıldı. Tutsakların açlık grevine gitmesinin iki temel nedeni var, birisi de ana dilde eğitim ve savunma hakkının sağlanmasıdır. Kürtçe savunma hakkını kullanamayan grevci tutsakların birçoğunun yakında sağlık durumu bozulacak ve yeni ölümlere tanık olacağız.
AKP Hükümeti ve sermaye basını bu açlık grevini görmeden durumu idare ettirmeye çalışıyor, onu biliyoruz. Peki bu ülkenin laik, çağdaş, sosyal demokrat geçinen kesimlerini bu direniş hiç mi ilgilendirmiyor?.. O baro başkanının “asla” dediği hakkın temel insan hakkı olduğunu bilmiyor musunuz?.. Nedir bu sessizlik?..
Sendikalar, emek ve meslek örgütleri ve demokrat kurumlar, ayrımcılığa karşı yapılan bu açlık grevini sahiplenmeli ve grevcilerin taleplerini sokağa dökmelidir. İnsanlık onuru, çağdaşlık, yaşam savunuculuğu gibi temel kavramları sahiplenmenin gereği şu anda tam da bunu gerektiriyor.

evrensel.net
www.evrensel.net