Demokrasi oyunları


17 Şubat 2011 05:43

Mısır’da halk ayaklanması 30 yıllık ‘tek adam’ iktidarını sonlandırmayı başardı.
Hüsnü Mübarek dönemi biterken ardında soru işaretleri ile dolu karmaşık bir yapı bırakıyor. Mübarek, istifa notunda bile tiran tavrından ödün verir bir hava içinde değil. “Yetkilerimi ordu konseyine devrettim” tümcesi daha başka nasıl okunabilir ki! 18 günlük Tahrir Meydanı’ndaki halk direnişinde Mısır ordusunun tavrı da bir hayli ilginç. Son günlere kadar Mübarek’in tüm icraatlarına ortaklık eden ordunun, ülkeye nasıl bir demokrasi yolu açacağı doğrusu merak konusu. Amacım dış politika üzerinde ahkam kesmek değil, tam da lafı işte bu “demokrasi “ sözcüğüne getirmek. Geçenlerde Naomi Watt’s ve Sean Penn’in rol aldıkları “Ateş Oyunu” adlı bir filmi izliyordum. Irak savaşında kadın CIA Ajanı Valerıe Plame’nin istihbarat bilgilerini hasır altı etmek isteyen üstlerinin ajanı açığa almaları üzerine, eşi Joe Wilson’un Beyaz Saray’a karşı başlattığı hak savaşını anlatır film. Bush yönetimi ve kurmayları Wilson’u komünistlik, savaş karşıtlığı ve vatan haini olmakla, ajan eşini de beceriksizlikle ve eşine çıkar sağlamakla suçlarlar. Aile şoven kişi ve kuruluşlara hedef gösterilir, ölüm tehditleri alır. Ama Wilson’lar yılmayacaklardır. Irak işgali sırasında özellikle yabancı basında çokça ses getirmiş gerçek bir olaydan kotarılmış bu film. Beni etkileyense Wilson’un bir üniversitede yaptığı konuşmadan alıntıladığım tümcesi oldu. Bir büyük salonda kendisini dinlemeye gelen gençlere ve savaşa karşı çıkan Bush muhaliflerine konuşmasını tamamlarken şöyle sesleniyor: “Düşüncenizi, inancınızı açıklamaktan çekinmeyin. Konuşun. Sorular sorun. Gerçeği isteyin. Demokrasi beleş değildir.”
Gerçekten 21.yüzyılda en çok kulağımıza üflenen sözcüklerden biri “Demokrasi”, öteki de “Özgürlük”. Peki bu iki kavram insanlık için kurtarıcı mı? Yoksa yeni dünya düzeninin koruyucu ve kollayıcıları tarafından ırzına geçilen, iğdiş edilen iki kavram mı?
Belki de asıl bunu tartışmak gerekiyor. Örneğin bizim ülkede nasıl bir demokrasi var? Halkımız beleş bir demokrasiden mi yana? Yıllardır ülkede demokrasi adına sahnelenen oyuna halkımız seyirci kaldığına göre bu sorunun yanıtı ‘evet’ olmalı. Milli iradenin parlamentoya yansımasının yüzde 10 barajıyla engellendiği, cezaevlerinin düşünce ve ifade özgürlüklerini kullananlarla dolu olduğu, faili meçhul cinayetlerinin araştırılamadığı, devlet erklerinden başlayarak kamu ve sivil toplum kuruluşlarının ve de medyanın “Bizden–Sizden” diyerek bölündüğü, emeğin, konuşan, sorgulayan gençliğin, sendikalaşma ve örgütlenmenin iktidar partisi tarafından sevilmediği, başbakana gazetecilerin özgürce soru soramadığı ortamda nasıl bir demokrasi tanımı yapılabilir. Halkın siyasetten soğutulduğu, korkutulduğu bir ortamda yalnızca adı dolaşımda olan ‘beleş demokrasi ‘değildir de nedir ?
Bu ara geçen haftaki yazımda onca deneyimime karşın yanılgıya düştüğümü itiraf etmeliyim. İktidarın demokrasi algısını yanlış değerlendirdim. Başbakan Erdoğan Cumartesi Annelerini kabul ettiğinde “Galiba demokrasi işlemeye başlıyor” dedim. Artık bu da seçim yatırımı olamaz diye düşündüm. Yanılmışım. Olayın üzerinden henüz bir hafta geçmeden CHP’nin ve BDP’in Kayıpları, Faili Meçhulleri araştırma önergeleri AKP’in oylarıyla TBMM komisyonlarında bir kez daha reddedildi. İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Zafer Üskül ise yalnız AKP’lilerin oluşturduğu bir komisyonla işi kurtarmaya kalktı. Demek ki ülkemde demokrasinin bir başka açılımı AKP’nin tek başına aldığı kararlar, tek başına yaptığı icraatlar doğrudur şeklinde okunmalı. Öteki siyasi partilere gereksinim yok. Yurttaş adına sorgulama, irdeleme, gerçeği aramanın, araştırmanın çaresi de olanağı da yok. Ya ne var: Beleş Demokrasi…

evrensel.net
www.evrensel.net