Gidiş nereye?


07 Mart 2011 12:34

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için kalem oynatmak bir ödevdir diye düşünüyordum. Oysa yurdumda gündemin değişeceği günlerin, saatlerin durumu hiç mi hiç belli olmaz. Bu kez Ergenekon soruşturmalarının yeni bir dalgası gazetecilik mesleğinin ülkedeki geleceği açısından kaygı, hatta korku yaratarak geldi oturdu gündeme. Halkın doğruları öğrenme, yansız bilgilenme hakkı adına bir bakıma kamu görevi yapan gazeteciler, öyle görünüyor ki bundan böyle salt magazin haberleri kovalayacaklar. Çünkü TCK’nın ve TMK’nun hemen tüm maddeleri gazeteci için bir tuzak. Yalnız gazeteci için de değil; saygın bir bilim adamı olan İsmail Beşikçi örneğine bakarsak, yazarlar ve akademisyenler için de durum böyle. Yasama, yürütme ve yargı erkleri arasındaki dengeyi, yürütme organı lehine dönüştürmeyi başaran AKP, şimdi basın özgürlüğünün ayaklar altına alınmasından kendisine bir vazife çıkarmıyor. Topu yargıya atıyor. Yargıya karışmak bizim işimiz değil diyor. 3 ay sonra genel seçimler yapılacak. Seçmen; siyasetten sindirilmiş, sansüre, oto sansüre zorlanmış medyadan nasıl bilgilenecek derseniz, yanıt doğru ve yansız bilgilenme şanslarının hiç mi hiç bulunmadığı şeklinde olur. Bu durumun vebalini ise yalnız iktidarda değil birbirinden kopmuş, gazetecilikle siyaseti, gazetecilikle büyük sermaye şirketlerinin reklam ve tanıtım memuru olmayı birbirinden ayıramayan, güçlü olanın yanı başında olmanın sayılamayacak denli çok yararını görmüş meslektaşlarımızda aramak lazım.

Ahmet Şık’la Nedim Şener’i de kapsayan son Ergenekon dalgasından sonra hafta sonu üç gazetecinin kaleminden çıkma üç yazı dikkatimi çekti. Tüm olumsuzluklara karşın gazetecilik onurunun ve cesaretinin sergilendiği üç ayrı tutum.

8 Mart Pazar günü HaberTürk’te Umur Talu, Milliyet’te Güngör Uras ve Nuray Mert. Sonuncusundan başlayayım. Nuray Mert yazı köşesini şık bir göndermeyle boş bırakmış: “Doğru Bildiklerimizi Özgürce Yazamayacaksak, Yazmanın Bir Anlamı Yok!”

Umur Talu da kimi meslektaşların tutumuna ayna tutmuş. ‘Ne olacak?.. Ne yapmalı..’ başlıklı  yazısında. Alıntıladığım ve yürekten katıldığım satırları paylaşmak isterim: “İktidarın sorgusuz yandaşlarına da, askeriyeden talimat almış olana da, patron ve piyasa baskısına boyun eğmiş olandan da nasıl bir başkaldırı, nasıl bir ortak meydan, nasıl bir geniş yürek, nasıl bir boyun eğmeye isyan bekleyelim.”

Güngör Uras yine aynı gün Milliyet’teki köşesinde Franz Kafka’yı ve onun ünlü ‘Dava’ yapıtını anımsatıyor bize. Gerçekten de şu günler Dava’yı Ahmet Cemal’in güzel Türkçesinden okumanın da tam sırasıdır.

Türkiye’de giderek bir korku iklimi yaratılmak mı isteniyor? Çoğu gazetecinin akademisyenin, emek insanının, kadınların kafasında yer eden endişe şimdilerde bu. Bir tür Mac Carthycilik mi hortlatılmak isteniyor? Düşünmek, düşünceyi ifade etmek engellendikçe, toplumda yasaklar katlandıkça, ırkçılık kendine uygun ortam buldukça böylesi kaygılara hak vermemek elde değil. Biliyorsunuz adını tutucu senatör Mac Carthy’den alan hareket yurttaşlarına karşı işlediği haksız ve insafsız tutumla ABD tarihinin yüz karası sayfalarından birini oluşturur. İhbarların havada uçuştuğu sanatçıların, yazarların, politikacıların sorgulandığı, hapsedildiği, komünist olarak suçlananlara karşı bir cadı avı kampanyasının da başladığı bir dönem… Ünlü ABD’li siyahi Şarkıcı ve Aktör Paul Robeson da dönemin kara listeye eklediklerinden biridir.

Nâzım Hikmet, dostu Paul Robeson’un ırkçılar tarafından linç edilmeye çalışıldığını öğrenince 1949 “Korku” şiirini cezaevinde yazar. Pek çok dile çevrilen bu ünlü şiiri tam da sırasıdır diye bir kez daha sunuyorum:

Bize türkülerimizi söyletmiyorlar Robeson
inci dişli zenci kardeşim
kartal kanatlı kanaryam
türkülerimizi söyletmiyorlar bize.
Korkuyorlar Robeson
şafaktan korkuyorlar
görmekten, duymaktan, dokunmaktan
                                                        korkuyorlar
Yağmurda çırçıplak yıkanır gibi ağlamaktan,
sımsıkı bir ayvayı dişler gibi gülmekten
                                                         korkuyorlar.
Sevmekten korkuyorlar, bizim Ferhad gibi
                                                         sevmekten
 (Sizin de bir Ferhad’ınız vardır, elbet  
                    Robeson,adı ne ? )
Tohumdan ve topraktan korkuyorlar,
akan sudan, ve hatırlamaktan korkuyorlar.
Ne iskonto, ne komisyon, ne vâde isteyen
                                                         bir dost eli
sıcak bir kuş gibi gelip konmamış ki
                                                        avuçlarının içine
Ümitten korkuyorlar Robeson, ümitten
                         korkuyorlar, ümitten                                                                            
Korkuyorlar kartal kanatlı kanaryam
türkülerimizden korkuyorlar

evrensel.net
www.evrensel.net