Hüznü Görüntülemek


28 Şubat 2011 16:57

Bir ayrılışın sürüp giden sancısını ya da yalnızlığını yüreğinin derinlerinde hissetmenin adıdır hüzün. Ağaçların yapraklarını döktüğü, yeşilin sarıya dönüştüğü bir mevsimin; kasvetli bir kış sabahında uyanmanın, sandık kuytularında kalakalmış mektuplarda, eskimiş fotoğraflarda anılarımıza üşüşüveren duyguların da adıdır aynı zamanda. Yaşlanmak hüzün verir bize. Aşk acısı, dost yitimi de öyle. Caddelere sokaklara saldığımız elleri, dudakları soğuktan morarmış çocuklarımızın bakışlarından da yüreğimize çöküverir hüzün. Yaşanılan çevreye, topluma yabancılaşmanın getirdiği hüznü giderebilmenin bir yolu yöntemi ise ne yazık ki henüz bulunabilmiş değil. Romantiklere özgü bir duygu esrikliği midir hüzün? Yanıtlamak zor. Ama sanatla ve sanatçıyla sıkı bir bağı olduğu da gözden kaçmıyor. Düşünün bir, belleğinizi zorlayın; yaşamla didişerek insanlık için yarattıkları yüce yapıtlarına yenilerini ekleyemeden genç yaşta dünyamızdan çekip gitmiş ne çok sanatçı var. Katherine Mansfield, Virginia Wolf, Van Gogh, Shubert, Mozart, İngeborg Bachman, Wolfgang Bochert ve bizden Oğuz Atay, Bilge Karasu bir çırpıda akılma geliverenler. Böyle bir bakış açısı hüznün, sanatçının besin kaynaklarından biri belkide önde geleni olduğu varsayımına da götürebilir bizi.

Hüzün sözcüğüne takılınca kafamı kurcalayan bir başka soruyu yanıtlamaya uğraşıyorum. Topluma bir yama gibi iliştirilmeye çalışılan yapay neşe ve kahkahanın günlük yaşantıya da  yansıyabildiğine tanık olmayız pek. Genelde somurtkan, asık suratlı, öfkesi burnunda, hüznü yüzünün derinleşen çizgilerinde kendini gösteren bireylerimiz çoğunluktadır. Sinemaya, tiyatroya doyasıya ağlayabilecekleri bir film izlemek umuduyla koşturanların sayısı hiç de az değil. Televizyonda hastalıklı ilişkilerin ağırlıkta olduğu diziler seyir ölçümlerinde hep ön sırayı alır. Gençler “ölmeye, ölmeye geldik ” sloganıyla gidiyor artık maçlara. Anlaşılan o ki biz şöyle adlı adınca sevmeyi, sevinmeyi beceremiyoruz.

Gerçek anlamı ile bir olay, bir durum karşısında hüzünlenebilmenin inceliğini de. Belki de insanı hiçe sayan anamal düzeninin küreselleştirdiği bir sorun bu. Baş döndürücü bir hızla değişen ve tüm değerleri alt üst eden çağımızla uyumsuzluğumuzda arayabiliriz nedenlerini.

Peki, hüzün görüntülenebilir mi? Cemal Süreya gibi sözcüklere can veren bir usta şairseniz neden olmasın. Gelin onun “Fotoğraf” şiirine göz atalım. Hüznün sözcüklerle nasıl görüntülenebileceğine birlikte tanık olalım:

Durakta üç kişi
Adam kadın ve çocuk

Adamın elleri ceplerinde
Kadın çocuğun elini tutmuş

Adam hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü

Kadın güzel    
Güzel anılar gibi güzel    

Çocuk
Güzel anılar gibi hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi güzel

evrensel.net
www.evrensel.net