4 Ekim 2026 00:10

Finansallaşma, devlet ve borsa: Bir ‘gazino’ masalı değil, birikim rejiminin kendisi

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

23 Aralık 2023'te, Borsa İstanbul'un 150. yıl töreninde Cumhurbaşkanı Erdoğan gururlu bir cümle kurdu. Göreve geldikleri 2002'den bu yana attıkları adımlarla borsayı gazino kapitalizminin cenderesinden kurtardıklarını, sermaye piyasalarını rantiyenin tasallutundan çıkarıp ülkenin, milletin ve reel sektörün hizmetine soktuklarını söyledi. Aynı konuşmada, borsada yatırım yapmak yerine halkın diline yerleşmiş “borsada oynama” deyişini de geçmişin bir kalıntısı olarak, yani yabancının ve tefeci Galata bankerinin egemen olduğu, Düyun-u Umumiye ile ülkenin mali açıdan sömürgeleştirildiği çağın bir yansıması olarak andı. Manipülasyon yapan tamahkarlara meydanı boş bırakmayacaklarını da ekledi. Aynı törende bir şeyi daha duyurdu, Türkiye Varlık Fonu'nun Borsa İstanbul'daki payı, geçmişteki devirlerle birlikte yüzde 90.6'ya ulaşmıştı. Her ne kadar bu oran Aralık 2019'daki EBRD hisse alımıyla yakalanmış olsa ve bu payın yüzde 10'luk kısmı Kasım 2020'de Katar Yatırım Otoritesi'ne devredilmişti. Dolasıyla söylemdeki bu gururlu kurmaylık resmi metinde başarı hanesine yazılmaya devam ediyordu.

Aradan yaklaşık üç yıl geçti. Eylül 2026'da yüzlerce yatırım fonu tasfiye edildi, yüz binlerce küçük yatırımcının parası kilitlendi ve ortaya çıkan tablo, ortodoks ezberlerin hemen “gazinoydu” diye yaftaladığı bir manzarayı işaret etti. Dolaşımı düşük hisseler yapay olarak şişirilmiş, geç girenler erken çıkanların kazancını finanse etmiş, masadan önce kalkan kazanmış, emrini geç veren yitirmişti. Ancak buradaki mesele borsanın kendinden menkul “bir şans oyununa” dönüşmesi değildi.

Kavramı yerine oturtalım. “Gazino kapitalizmi” aslında bir sol eleştiri terimidir. 1980’lerde Susan Strange, finansın üretimden koparak kazancın bir bahis oyununa döndüğü düzeni böyle adlandırmıştı. Erdoğan bu terimi ödünç aldı ama içini boşaltarak tersine çevirdi. Onun anlatısında gazino, bir düzenin değil bir dönemin adıydı, kendinden öncekinin, yabancının, rantiyenin, levanterin borsasının adı. Milli borsa ise bunun panzehiri olarak sunuldu. Böylece kavram, finansın kendi mantığına dair bir eleştiri olmaktan çıkıp ulusal bir cepheye, yerli ve milli ile gazino arasındaki bir karşıtlığa dönüştü.

Fon krizi bu karşıtlığın sahteliğini gösterdi. Kriz yabancı bir kumarhanede değil, devletin büyük çoğunluğuna sahip olduğu, yerli ve milli diye sunulan borsanın içinde patladı. Manipülasyonu yabancı sermaye değil, yerli portföy şirketleri yaptı. Parasını yitiren yabancı “rantiye” değil, eriyen geliriyle borsaya sürüklenen sıradan vatandaş oldu.

Ama mesele yalnızca kavramın millileştirilmesi değil. “Gazino” metaforunun kendisi de yanıltıcıdır. Çünkü finans, reel ekonominin üstüne dışarıdan yapışmış bir kumarhane, arızi bir asalak değildir. O, kapitalizmin içsel bir boyutu, toplumsal ilişkilerin ta kendisidir. Finansı bir gazino gibi tasvir etmek, onu mantığını dile getirdiği sistemin dışına atma riski taşır. Dahası kumar metaforu bir şeyi daha çarpıtır, katılımı bir oyun, bir tercih ve bir kusur gibi gösterir. Oysa 2020'lerin Türkiye'sinde hanehalkı ister doğrudan hisse senediyle ister fon aracılığıyla, borsaya bir eğlence ya da şans oyunu olarak girmiyor, eriyen ücretler, kapanan mevduatlar, daralan kredi kanalları ve zayıflayan kamusal güvenceler karşısında tasarrufunu korumak için buraya, kitabımda mecbur yatırımcı olarak adlandırdığım bir konumda, mecbur bırakılıyor. Kişi piyasada biçimsel olarak özgür bir tercihte bulunuyor ama bu tercihin koşullarını kendisi belirlemiyor. Tıpkı borçlanma gibi, borsa katılımı da hanehalkının toplumsal yeniden üretiminin zorunlu bir unsuru ve ben bu süreci telafi edici finansallaşma olarak kavramsallaştırıyorum, yani her sığınağından yoksun bırakılmış hanenin, kendi yeniden üretiminin açığını finansal piyasalara taşıması.

Bu meselenin bir başka yüzü de şu. Halka arz fon kullanım raporları üzerinden yürütülen okumalar da sıkça yanlış bir beklentiye, paranın doğrudan üretime, yani fiziki yatırıma gitmesi gerektiği varsayımına yaslanır. Oysa şirketler izahnamede üretim vaat eder, gerçekleşen kullanım ise çoğu kez başka yöne akar. Topladıkları kaynağın bir kısmını ortak çıkışına ayırması, bir kısmını atıl finansal araçlarda veya faizde tutması bir kural ihlali ya da üretimden sapma değildir. Aksine, sermayenin mevcut sirkülasyon, borç ödeme ve likidite yönetimi mantığının rasyonel bir sonucudur, çünkü mevzuat da zaten paranın üretken olmasını değil, şeffaf biçimde raporlanmasını şart koşar. Kendi kodlamam bunu somutluyor. 2023 ile 2025 arasındaki en büyük halka arzlarda, devletin en yüksek sesle milli kalkınma için sahiplendiği savunma ve havacılıkta bile, en büyük ihraççı topladığı paranın yüzde altısından azını üretime ayırmış, dörtte üçünü atıl tutmuştur. Dolayısıyla borsa, üretime doğrudan can suyu veren bir kalkınma aracı değil, sermayenin likidite ihtiyacını çözen, borçları döndüren ve hane halkı tasarruflarını bu çarka aktaran bir değer aktarımı mekanizmasıdır.

Erdoğan'ın “borsada oynama” deyişi de bu yüzden ironiktir. Kendisi bu ifadeyi aşılması gereken bir kalıntı, sömürge çağından kalma bir önyargı olarak sunmuştur. Oysa borsada oynama bir önyargı değil, bir teşhistir. Sıradan vatandaş, borsayı bir yatırım değil yapısal bir zorunluluk olarak çoktan adlandırmıştır. Devletin yaptığı ise bu teşhisi çürütmek değil, küçük tasarrufu sığ bir piyasaya “ulusal bir görev” diye çağırarak sistemi kalıcılaştırmak olmuştur.

Kriz sonrası süreçte egemen söylem zaten hazırdı. Sorumluluk birkaç tamahkarda arandı. Zaten Erdoğan daha 2023'te düşmanı (piyasayı manipüle eden açgözlüler) işaret etmişti. Asıl soru şu. Bu yapı, devletin düzeltilebilecek geçici bir hatası mı, yoksa sermaye girişine bağımlı, kronik dolarize ve yerli tasarrufu değere karşı korumaya seferber eden bir birikim rejiminin kaçınılmaz sonucu mu? Türkiye örneği bize ikincisini söylüyor.

O halde 2023'ün gururlu cümlesini bugünden yeniden okumak gerekiyor. Borsayı “gazino kapitalizminin cenderesinden kurtardık” cümlesi bir başarı ilanı değil, farkında olmadan bir itiraftı. Yabancı kumarhaneci gidince masa kapanmadı, yalnızca çipleri artık yerli eller dağıttı. Fon krizi bu masanın sonunda kimin kazanıp kimin kaybettiğini gösterdi. Kaybeden, gazinoya en son ve en mecbur oturandı.

Erken bir dönemde gözlemlediğim ve iki yıldır araştırdığım bu konu, ekim ayında B Planı. Türkiye'de Borsa Katılımı ve Telafi Edici Finansallaşma adıyla yayımlanıyor. Kitap esas olarak hisse senedi kanalına odaklanıyor, ama sermaye piyasalarının bu yapıda nasıl bir telafi ve değer aktarımı mekanizması olarak işlediğini de gösteriyor. Bu çerçevede Türkiye’de borsayı hiçbir kalkınmacı projeye bağlanmayan, kalkınmacı olmayan bir egemenlik aygıtı olarak ele alıyor.


* Kaynak notu. Erdoğan alıntıları İletişim Başkanlığı'nın 23 Aralık 2023 tarihli resmi konuşma metninden. Fon kullanım verileri için KAP fon kullanım raporları, Gazino kapitalizmi kavramı için Susan Strange, Casino Capitalism, 1986.


Evrensel Gazetesi ‘Forum’ sayfalarında yayımlanan yazılar, yazarların kişisel görüşleridir. Kurumumuzun resmi görüşünü yansıtmaz.

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et