Ekim Devrimi’nden Kobanê’ye giden yol

Ekim Devrimi’nden Kobanê’ye giden yol

Bugün coğrafyamızda emperyalistlerin yüzyıl önce çizdiği sınırları geçersizleştiren çatışma ve kamplaşmalar yaşanıyor. Oysa emperyalistlerin Bölge (Ortadoğu) haritasını cetvellerle bölüp paylaştıkları dönemde Ekim Devrimi, ‘halklar hapishanesi’ Rusya’da ezilen halklar için yeni bir yol çiziyordu.

Yusuf KARATAŞ

Bugün coğrafyamızda emperyalistlerin yüzyıl önce çizdiği sınırları geçersizleştiren çatışma ve kamplaşmalar yaşanıyor.  Oysa emperyalistlerin Bölge (Ortadoğu) haritasını cetvellerle bölüp paylaştıkları dönemde Ekim Devrimi, ‘halklar hapishanesi’ Rusya’da ezilen halklar için yeni bir yol çiziyordu. Bu yüzden bugün ateş çemberine dönen coğrafyamızda olup biteni anlamak ve çıkış yolu bulabilmek bakımından Ekim Devrimi ve önderlerinin (Lenin-Stalin) çizdiği yolu yeniden hatırlamak/hatırlatmak gerekiyor.

1917 Ekim devriminden sonra Sovyetlerde ‘Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı’ (UKKTH) en geniş anlamıyla kullanılmış; Sovyetler aynı zamanda emperyalizm ve şoven gericiliğe karşı ezilen halkların en büyük destekçisi olmuştu. Bugün tarih çarpıtıcıları bu gerçeği karartarak UKKTH konusunda Lenin ve Wilson’u aynılaştırmaya çalışmaktadır. Oysa ABD Başkanı Wilson’un I. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonunda açıkladığı ilkeler UKKTH’yi galip emperyalist ülkelerin yenilen ülkeleri yeniden paylaşımı biçiminde yorumlamıştı. Yani bu hak, Osmanlı gibi yenilen devletlerin boyunduruğu altındaki halkların “kendi geleceklerini belirlemesi özgürlüğü” görüntüsü altında yenen emperyalistlerin yağmasına açılması, onlar arasında paylaşılması olarak uygulanmıştır-ki bugün coğrafyamızda etnik-dinsel-mezhepsel görünüm altında ortaya çıkan çatışmaların temelinde bu paylaşım yatmaktadır. Ancak bu hak Lenin’de emperyalist yağma ve şoven gericiliğe karşı ezilen halkların kendi geleceklerini belirlemesi biçiminde uygulanmış; şoven ve milliyetçi duvarların yıkılarak işçi sınıfının enternasyonal mücadele ve dayanışmasının bir dayanağı haline getirilmiştir.

UKKTH VE SOVYETLER

Peki, bu hak Sovyetlerde nasıl uygulanmıştır?

Öncelikle Sovyetlerin aleyhine olduğu halde Finlandiya’nın bağımsızlığının tanınmasında bir tereddüt gösterilmemişti. Öte yandan bir ulusun gelişim süreci bakımından belirleyici olan “dil birliği”, “bölge birliği”, “ekonomik hayat birliği” ve “kültürel birlik” gibi kıstaslar üzerinden Sovyet halkları ulus (natsiya), uluslaşma sürecini tamamlayamamış milliyetler (natsionalnost) ve daha az gelişmiş etnik gruplar (narodnost) olarak sınıflandırılmıştı. Bu sınıflandırma üzerinden uluslar SSCB’nin ‘federe cumhuriyet’leri (Azerbaycan, Beyaz Rusya, Kazakistan gibi), federal cumhuriyetlerin altında yer alıp daha az nüfusa sahip olan ve iç bölgelerde yaşadıkları için ayrılma koşullarına sahip olmayan milliyetler ‘özerk cumhuriyet’leri (Gürcistan’daki Acar Özerk Cumhuriyeti, Özbekistan’daki Kara-Kalpak Özerk Cumhuriyeti gibi) ve  özerk cumhuriyetlerin altında kalan daha küçük etnik yapılar ise, ‘özerk bölge’leri (Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi, Güney Osetya Özerk Bölgesi gibi) oluşturmuştu. Sovyetlerde bu yapılanma içinde her federatif ve özerk cumhuriyet devlet işlerinde kendi dilini kullanabiliyor, en küçük ulusal topluluklar bile kendi dilinde eğitim hakkına sahip bulunuyordu.

UKKTH’YE ‘SOL’ ÇARPITMA

Marksizm’in UKKTH savunusu konusundaki bir diğer çarpıtma da ‘sol’dan kendine “sosyalist” “komünist” diyenlerden gelmektedir. Ülkemizde özellikle Kürt halkının kaderini tayin hakkı karşısında ulusalcı-şoven bir tutum takınan kimi “sol-sosyalist” çevreler, Kürt ulusal mücadelesine karşı takındıkları tutumu gerekçelendirmek için UKKTH’nin Marksizm tarafından ilkesel düzeyde değil, dönemsel bir taktik olarak savunulduğunu iddia etmektedir. Ancak bu çarpıtmalara cevabı, Marksizm’in ulusal sorun üzerine en çok kafa yoran ve Ekim Devrimi’nden sonra UKKTH’yi en geniş biçimiyle uygulayan iki önderi çok önceden vermiştir. Lenin “emperyalizm koşullarında yalnızca ulusların kendi kaderini tayin hakkı değil, siyasi demokrasinin bütün temel talepleri ancak kısmen uygulanabilir, üstelik çarpıtılmış ve istisnai olarak.(...) Fakat bundan, hiç de sosyal demokratların bütün bu talepler için acil ve kararlı bir mücadeleden vazgeçmeleri gerektiği sonucu çıkmaz-sosyal demokratların böylesi bir mücadeleden vazgeçmeleri sadece burjuvazi ve gericiliğin ekmeğine yağ sürecektir” demekte ve Stalin devam etmektedir: “Ulusların kendi kaderini tayin hakkı için mücadelede, sosyal demokrasinin amacı, ulusal baskı politikasına son vermek, bu politikayı imkânsız kılmak ve böylece uluslar arasındaki çekişmeyi ortadan kaldırmaktır.” “Bu sebeple işçiler, en incesinden en kabasına kadar ulusal baskıya ve ulusları birbirlerine karşı kışkırtma politikalarının bütün biçimlerine karşı savaşırlar ve savaşmaya devam edecekler.” (Marksizm ve Ulusal Sorun (Lenin-Stalin), Sf.  133-34 ve sf 24-25.Evrensel Basım Yayın) Burada  söylenenler tartışmaya yer bırakmayacak kadar açıktır: Çünkü ne işçilerin “ulusal baskı politikalarına”  karşı çıkıp “uluslararası çelişmeyi ortadan kaldırması” dönemsel bir taktiktir, ne de emperyalizmin varlığı işçi sınıfı partisinin böylesi bir mücadeleden vazgeçmesinin gerekçesi yapılabilir.

Coğrafyası yüz yıl önce emperyalistler tarafından parçalanan Kürtler, bugün kendi geleceklerini belirleme yolunda Kobanê direnişi ile somutlanan bir varlık-yokluk mücadelesi veriyorlar. Ekim Devrimi’nin bize gösterdiği yolun, bugün Kobanê’ye düşen ABD bombalarının yarattığı toz-dumanın arkasına anti-emperyalist söylemlerle saklanmış bir şovenizm olmadığı açıktır. Gerçekten emperyalizmin planları bozulmak isteniyorsa, yapılması gereken hiçbir gerekçenin arkasına saklanmadan barbarlığa karşı dişiyle tırnağıyla direnen mazlum bir halkın mücadelesinin yanında olmak; IŞİD barbarlığına ve onun en büyük destekçisi ülke egemenlerine (AKP iktidarına) karşı bu mücadeleye güç vermektir. Çünkü bugün Kobanê’de direnenler, 1920’de Bakü’de kendi geleceklerini belirlemek için ‘kurultay’ toplayan “Doğu halkları”nın öz be öz evlatlarıdır.

www.evrensel.net