22 Ekim 2014 06:00

Hüda Par kamplaşma üzerinden siyaset devşiriyor

Dosyamızın bugünkü bölümününde Kobanê sehildanını, yol açtığı yeni durumu Emek Partisi Diyarbakır İl Başkanı Mehmet Aslanoğlu’yla konuşuyoruz. Dosyamızın diğer konuğuolan Azadî Hareketi’nin Sözcüsü Adem Özcan’la Kobanê serhildanını ama asıl olarak yakından tanıdığı Hüda Par’ı konuştuk.

Paylaş

DOSYA: KOBANE SERHILDANI

Hazırlayan: Erdal İMREK

SUNU
Kobanê sehildanının arka planını ve sonrasında ortaya çıkan tabloyu mercek altına aldığımız dosyamız sürerken, gündeme dair çok hızlı gelişmeler de yaşanıyor. Bir taraftan Kobanê’de IŞİD’e karşı süren YPG ve YPJ direnişi, öte taraftan, koalisyon güçlerinin süren bombardımanıyla birlikte, YNK’nin gönderdiği silahların Amerikan uçaklarınca Kobanê’ye ulaştırılması, Peşmergelerin Türkiye’den açılan bir koridorla Kobanê’ye geçişine ilişkin söylentiler ve nihayetinde Türkiye’deki çözüm sürecinin en önemli aktörü olan Abdullah Öcalan’ın koşullarının değiştirilmesine ilişkin tartışmaların her zamankinden daha yüksek sesle dile getirilmesi. Ve ne yazık ki, Diyarbakır’a geldiğimizde 42 olan ölü sayısının bugün 50’ye dayanması...Dosyamızın bugünkü bölümününde Kobanê sehildanını, yol açtığı yeni durumu Emek Partisi Diyarbakır İl Başkanı Mehmet Aslanoğlu’yla konuşuyoruz. Dosyamızın diğer konuğu ise Azadî Hareketi’nin Sözcüsü Adem Özcan. Sözcüsü olduğu hareketi İslami hassasiyetleri olan milli bir hareket olarak tarif eden Özcan’la Kobanê serhildanını ama asıl olarak yakından tanıdığı Hüda Par’ı konuştuk.

Azadî Hareketi Sözcüsü Adem Özcan: Kobanê’yle dayanışma eylemlerinde Hüda Par ve DBP’li gençler arasında çıkan çatışmalarda çok sayıda kişinin yaşamını yitirmesinden sonra ‘90’lı yıllardaki Hizbullah-PKK çatışması hatırlandı ve ‘İki grup arasında yeni bir çatışma süreci mi başlayacak?’ sorusu gündeme geldi. Hizbullah ile onun yasal alandaki yansıması olan Hüda Par’ın ne yapmak istediği, Hüda Par’ın nasıl bir oluşum olduğu ve Hizbullah’la nasıl bir ilişki içinde siyaset yaptığı hâlâ merak edilen konular arasında. Bu sorulara Hüda Par’ı yakından tanıyan isimlerden biri olan Azadî Hareketi Sözcüsü Adem Özcan’la cevap aradık.

İsminin tam açılımı, Hak, Adalet ve Hürriyet İçin Kürdistan İslami Hareketi olan Azadî Hareketi’nin Diyarbakır’ın en işlek caddelerinden biri olan Ekinciler Caddesi’ndeki bürosunda buluşuyoruz Adem Özcan’la. Odanın baş köşesindeki Şeyh Sait fotoğrafının karşısında uzun bir sohbete başlıyoruz. Özcan, Azadî Hareketini islami hassasiyetleri olan Kürdistani, milli bir hareket olarak tanımlıyor. Öncelikle olaylarda yaşamını yitirenlerden dolayı duyduğu üzüntüyü dile getiriyor. “Eğer her millet gibi biz de erken zamanda milli haklarımızı elde edip, vatanımızda özgür yaşasaydık bunlar başımıza gelmeyebilirdi” diyor. Özcan’a göre Hüda Par’la; yaygın ifadeyle söylersek HDP, ama asıl olarak DBP arasındaki çatışma ve ölümler; ‘brakuji’ yani kardeşin kardeşi öldürmesi. Hüda Par’ın bir Kürt partisi olup olmadığına dair tartışmalar var. Özcan, Hüda Par’ın da bir Kürt partisi olduğunu düşünenlerden. Adem Özcan da taraflar arasında bir barış sağlanması için oluşturulan heyette yer alıyor.

KOŞULLAR DEĞİŞTİ

“Hizbullah ve PKK arasında ‘90’lı yıllar boyunca süren ve bazı kaynaklara göre 700, bazılarına göre 1000 kişinin yaşamını yitirdiği çatışmalı süreç yeniden mi başlayacak? Neler oluyor?” diye soruyoruz Özcan’a. ‘90’lı yıllarda PKK’ye karşı her türlü kirli yöntemi kullanan rejimin, bir çok örgüte sızarak Kürtler arasında çatışma zemini oluşturduğunu söyleyen Özcan, “Ama bugün bu örgütler arasında çatışmayı mümkün kılacak koşullar yok” diyor. Dış tahrik ve teşviklerle bir çatışmanın söz konusu olabileceğini, aksi takdirde Kürdistan’da örgütler arasında açık ve net husumete dayalı bir çatışmaya kesinlikle ihtimal vermediğini belirtiyor. Bunu şöyle gerekçelendiriyor Özcan; “Hem psikolojik yapıları buna izin vermiyor hem de anlayışları, projeleri, hayalleri. Hele hele PKK’nin Öcalan üzerinden başlattığı süreç bunun tam tersi bir amaç güdüyor. Dolayısıyla ‘90’lı yıllardaki gibi bir çatışma mümkün değil.”

Görüştüğümüz bazı kişiler iki tarafın tabanları arasında çatışma riskinin daha yüksek olduğunu söylerken, Özcan bunun tersini söylüyor. “Bırakın iç kavgalara prim vermeyi, bizim için en önemli olan milli davada bile Kürt halkı artık demokratik zeminde siyasi mücadeleyi telkin ediyor. Halk böyle bir çatışmaya karşı emniyet supabı görevi görür” diyor.

Özcan’a Hüda Par’ın neden hep bu tarz olaylarla gündeme geldiğini soruyoruz. PKK’yi ve onun bileşenlerini Kürdistan davasının en önemli aktörü olarak gördüğünü söyleyen Özcan, “PKK Kürt siyasi hareketinin en güçlü dinamiğidir. Bedel vermiş bir harekettir. İdeolojik yaklaşımlarımız farklı olsa da bizim açımızdan son derece meşru bir harekettir. Ama Kürdistan’da sadece PKK yok. Bir çok oluşum, hareket var. Bunlardan biri de kendisini Hizbullah hareketi üzerinden var eden Hüda Par’dır” diyor. Kendilerinin, Hizbullah’ın sivil demokratik zemininde siyaset yapması için en çok çaba sarfedenlerden olduğunu söyleyen Özcan, “Şefaflaşmalarını, Kürtlerin hak ve özgürlüklerine cevap verecek bir siyaset üretmelerini arzuluyorduk. Ama bu noktada hâlâ katedilmesi gereken mesafeler var. Siyasi zeminde sivilleştiler, legal mücadelelerini sürdürüyorlar. Ancak hâlâ kamplaşma üzerinden siyaset devşirmeye çalışıyorlar. Bu ciddi bir zafiyet ve tehlikedir” diyor.

Hüda Par’ın sivil siyasete atıldığını ama beklediği muhattaplığı, meşruluğu göremediğini söyleyen Özcan, “Bu da hâlâ Hizbullah refleksleri üzerinden hareket etmesine neden oluyor” diyor. Hüda Par’a dair tespitlerini şöyle sıralıyor Özcan; “Eğer doğruyu söyleyecek olursak Hüda Par’ın ya da o yapı içinde yer alan kitlenin ideolojik olarak bağnaz yönleri var. Hizbullah’ın Kürdistan’ı ıskalayan bir ideolojik politik duruşu var. Kürt halkının hak ve özgürlük mücadelesini açık ve net bir şekilde desteklemiyor. Kürtlerden müteşekküldür fakat zihinsel dünyası ideolojik yaklaşımları tamamen Türk İslamcı egemen akıl üzerinden kendini var edegelmektedir. Bu da doğal olarak hem halkın hem de biz siyasi çevrelerin gönlünde de meşruiyet sağlayamamasına neden oluyor. Bu noktada Hüda Par kendisini özeleştiriden geçirmeli” diyor.

HÜDA PAR TUTUMUNU  DEĞİŞTİRMELİ

Hüda Par’ın Kobanê’ye ilişkin tutumunu eleştiren Özcan, “Kobanê’de yaşanan vahşete karşı çıkmaması, oradaki masum halkı destekleyen bir çaba içine girmemesi, yardıma koşmaması tamamen PKK-PYD’ye duyduğu husumetten. Yoksa bu insanların bu kadar vicdansız olacağına inanmıyorum. Ama maalesef bir örgüte duydukları husumet, kendi halkıyla karşı karşıya gelecek kadar insanda bir maraziyet oluşturmaktadır. Hüda Par derhal bu tutumu değiştirmek zorunda” diyor.

FEVRİ ÇIKIŞLARLA HAREKET EDİLMESİN

Özcan’ın yaşananlara dair Kürt hareketine de eleştirileri var. “PKK’yi de uyarıyoruz. İktidar Kürdistanda Kürt siyasetinin elinde. Kürt siyasetinin başat aktörü de PKK ve siyasal bileşenleridir. Bu sadece bir rahatlık değil sorumluluk da getiriyor. Bu kadar belediye, milletvekilliği elindeyse Kürdistan’da siyasi, politik, iktisadi bütün gelişmelere karar vereceke kadar güçlüysen iktidar sorumluluğuyla hareket etmelisin. Bütün Kürt çevrelerine, camialarına, tarikatlarına iktidar mesuliyeti içinde yaklaşmalısınız. Fevri çıkışlarla, toplum mühendisliği mantığıyla hareket ederseniz bu hepimizi helaka götürür.


Batının verdiği ses, duygusal kopuşu onardı

Emek Partisi Diyarbakır İl Başkanı Mehmet Aslanoğlu, son halk hareketini en yakından izleyen isimlerden biri. Aslanoğlu’yla tarihe Kobanê serhildanı olarak not düşülen günleri ama en çok da yeni gelişmelerle birlikte ortaya çıkan tabloyu konuştuk. Kobanê’de IŞİD’e karşı verilen muazzam direnişle birlikte, Kobanê’ye destek eylemlerinin bir serhildana dönüşmesinin dengeleri değiştirdiğini dile getiren Aslanoğlu, son olayları Kürtlerin tarihe not düşen mücadele dönemlerinden biri olarak niteliyor.

Aslanoğlu, “Kürtleri bu kadar öfkelendiren neydi? Neye isyan edildi Diyarbakır sokaklarında?” şeklindeki sorumuzu yanıtlamaya, “6-9 Ekim serhildanının üzerinden geçen zamandan sonra bu soruya cevap vermek daha kolay” diyerek başlıyor. Ve devam ediyor; “Bu soruyu 5 Ekim’de cevaplandıracak olsaydık şöyle diyecektik; AKP Hükümetinin Kobanê’nin düşmesi için IŞİD ile yaptığı iş birliği ateşle oynamaktır. Bu tutum Türkiye’deki çözüm sürecinin bitmesine neden olacaktır. AKP’nin Kobanê konusundaki saldırganlığını sürdürmesi, ülkeyi bir iç savaş sarmalına sürüklemektir.”

Hem Kürt hareketi temsilcilerinin yaptığı bu tarz açıklamaların, hem de başka çevrelerin bu yönlü uyarılarının AKP ve bir kısım kamuoyu tarafından içi boş ‘tehdit’ ve ‘şantajlar’ olarak yorumlandığını söyleyen Aslanoğlu’ya göre; AKP, Rojava’daki özerk kantonları, Kobanê üzerinden IŞİD eliyle yok ederek, Kürt hareketini de kendi çözümüne mahkum etmeyi planlıyordu.

SÜRECE GÜVENİN BİTTİĞİ NOKTA

AKP’nin böylece hem ‘çözüm sürecinde’ hiçbir adım atmayarak sadece ‘sürecin arkasındayız’ yollu açıklamalarla süreci kendi istediği çerçevede götürmeyi, hem de IŞİD ile iş tutmayı tasarladığını dile getiren Aslanoğlu, “Türkiye’de Kürtlere ‘özerklik umudu’ pompalanırken, kan ve can bedeli kurulmuş Kobanê Kantonu’nun yok edilmesi için her şey yapılacaktı” diyor. Kürt halkı için çözüm sürecine olan güvenin bittiği noktanın da tam burası olduğunu söyleyen Aslanoğlu, “Kürtlerin, Kobanê’nin düşme tehlikesini en çok hissettikleri 6 Ekim’de başta Diyarbakır olmak üzere bütün Kürt illerinde serhildana kalkmasının nedeni budur” diyor.

İNFİAL VE SERHİLDAN

2 yıldır devam eden süreçte AKP’nin oyalamaya dayanan politikalarının artık bıktırıcı boyutlara vardığını söyleyen Aslanoğlu, 6 Ekim’de başlayan infialin, tüm ülkeyi sarsan bir serhildana dönüşmesinin diğer başlıca nedenlerini şöyle sıralıyor; “Bu döneme barış süreci denmesine rağmen demokratik gösterilerde onlarca Kürt yurttaşın hayatını kaybetmesi. Rojava’nın akamete uğraması için AKP’nin her yola başvurması. Çok sık kullanılan ‘Analar artık ağlamıyor’ argümanına rağmen Kuzey Kürdistan’a YPG ve YPJ’li gençlerin cenazelerinin gelmeye devam etmesi.

AKP’NİN KÜRT TABANI DURUMU GÖRDÜ

Aslanoğlu, AKP’nin, bu büyük isyanı ‘Cam çerçeve indirmek’, ‘Kamu malına zarar vermek’, ‘Hüda Par’la çatışma’ şeklinde kodlayarak saptırmaya çalıştığını ancak, kendisine oy veren Kürtlerin dahi Kobanê’ye yönelen saldırıda AKP’nin payı olduğunu gördüğünü söylüyor. Ona göre; 6 Ekim’de başlayan serhildanın yaygınlığı ve meşruluğunun kaynaklarından biri de bu oldu.

Aslanoğlu Kobanê direnişinin herkesin pozisyonunu sarstığını ve değişime zorladığını belirtiyor. “Kobanê direnişinin 36. gününden dönüp geriye baktığımızda hem bu destansı direnişin hem de Kürdistan’daki serhildanın, Türkiye ve dünyada yapılan eylemlerin Koalisyon ülkeleri, Türkiye ve KDP başta olmak üzere Kürdistan Bölgesel yönetimi gibi Rojava karşıtı cephede yer alanların pozisyonunu değiştirmeye zorladığını söyleyebiliriz” diyen Aslanoğlu bu tespitini destekleyen ve bir kaç günde baş döndürücü bir hızla yaşanan gelişmelerin bazılarını şöyle sıralıyor; “Koalisyon’un havadan Kobanê’deki IŞİD mevzilerini vurması. YPG-YPJ ile ilişki kurmak zorunda kalması. İlk kez havadan silah yardımı yapılması. Türkiye’nin peşmergenin Kobanê’ye geçişi için koridor açmaya hazırlanması. Öcalan’ın cezaevi koşullarının değiştirileceğine dönük haberlerin yaygınlaşması. Çözüm sürecine ilişkin AKP’nin bir yol haritası açıklaması.

ORTAK GELECEK UMUDU GÜÇLENDİ

Diyarbakır’da görüştüğümüz diğer Kürt siyasetçiler gibi Aslanoğlu da ülkenin batısından Kobanê için verilen sesi çok önemsiyor. Aslanoğlu çok anlamlı bulduğu bu durum için şunları söylüyor; “Sol, sosyalist, devrimci, ilerici ve de-mokrat güçlerin bu süreçte Suruç-Kobanê sınırına gelerek yaptığı eylemler, KESK, DİSK, TBB, TMMOB’nin çabaları, metropollerde Kobanê için yapılan büyük eylemler ve Kobanê’de yaşamını yitiren Suphi Nejat Ağırnaslı başta olmak üzere Türk gençlerinin YPG-YPJ saflarında Kobanê de savaşması, bazılarının yaşamını yitirmesi Kürt halkında AKP’nin kutuplaştırıcı siyasetiyle daha da derinleşen ‘duygusal kopuş’u onaran, Kürt halkında Türkiye halkıyla ortak bir yaşam ve gelecek kurmasına dönük duygularını ve umudunu güçlendiren bir rol oynadı.

Aslanoğlu, bu durumun Kürt halk hareketiyle, Türkiye’de de-mokrasi, laiklik ve özgürlük isteyen bütün toplum kesimlerinin ortak bir platformda, bir halk cephesinde birleşmesinin koşullarını da güçlendirdiğini belirterek, “Kobanê direnişinin ve serhildanın partimize ve tüm demokrasi cephesine yeni görevler yüklediğini de düşünüyoruz” diyor.‘

KÜRT-AKP İTTİFAKI’ İDDİASI ÇÖKTÜ

EMEP İl Başkanı Mehmet Aslanoğlu, Kobanê direnişi ve serhildanın özelikle batıda, demokratik kesimler tarafından da dillendirilen ‘çözüm süreci Kürt-AKP ittifakıdır’ şeklindeki eleştirilerin ne kadar haksız ve isabetsiz olduğunu gösterdiğini de söylüyor. “Aslında olan AKP ile masada müzakere edilirken, kıran kırana bir mücadele verildiğidir” diyen Aslanoğlu sözlerini şöyle sürdürüyor; “AKP de, Kürt halk hareketi de bunun farkında. Masada Türkiye’de özerklik görüşülürken özerk Konabê’ye yapılan saldırı da bunu yeterince ortaya koyuyor. AKP’nin en vahşi islami terörist örgüt IŞİD ile ilişkisi ve Kobanê şahsında YPG ve YPJ’nin bu şeriatçı-gerici ittifaka karşı laikliğin ve özgürlüğün bayraktarı konumuna gelmesi, Türkiye’deki ilerici, sol, sosyalist, demokrat, laik kesimlerin Kürt halk hareketiyle ortak mücadele zeminini de güçlendiren, hatta buna platform sunan bir rol oynadı.”

SON SERHILDAN KÜRTLERİN 3 TARİHİ DÖNEMİNİN BİLEŞKESİYDİ

Yaşanan olayları Kürtlerin tarihinde büyük öneme sahip üç tarihsel dönemi anarak değerlendiren Aslanoğlu, 6-9 Ekim’de Diyarbakır halkının yaşadığı psikolojinin 1991’de gözaltına alındıktan sonra öldürülen Halkın Emek Partisi (HEP) il başkanı Vedat Aydın’ın cenaze töreni, 1999’da Abdullah Öcalan’ın uluslararası bir organizasyon marifetiyle yakalanması ve 28 Mart 2006’da çok sayıda kişinin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan serhildanının bir bileşkesi olduğunu söylüyor. Aslanoğlu bunu şöyle açıklıyor; “Kürt halkının hafızasında derin iz bırakan bu üç olayı yaşamış biri olarak söyleyebilirim ki Kobanê’nin düşmesi Öcalan’ın esir alınması kadar tramvatik bir psikolojik ortama neden oldu. Vedat Aydın cinayeti gibi yepyeni bir mücadele sürecinin işaret fişeği ve kontra yöntemlerin devreye sokulmasına karşı bir refleksti. Ve bu serhildan, 28 Mart 2006’daki gibi psikolojik olarak Türkiye’den kopuş yaşayan yeni nesillerin ön planda olduğu serhildan ruhunu yansıtıyordu” diyor.

YARIN: DTK Eş Genel Başkanı ve HDP Şırnak Milletvekili Selma Irmak

ÖNCEKİ HABER

Metal işçisi ayağa kalk!

SONRAKİ HABER

HDP’li Saruhan Oluç: İktidar savaşı bahane edip halkın iradesini gasbediyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa