Diren Hong Kong, Gezi seninle!

Diren Hong Kong, Gezi seninle!

Bir yönüyle, dünyadaki işgal hareketleriyle, bir yönüyle de direniş hareketleriyle ilişkili olan Hong Kong Direnişi, Çin’in Hong Kong üstündeki baskısını arttırması noktasında diğer hareketlerden ayrışıyor. Hong Kong, hem Gezi direnişçileri için hem de sömürgecilik tartışmaları ekseninde dersler veren bir toplumsal deneyim.

Ulaş Başar GEZGIN*

Eylül 2014. Hong Kong, yelpazesi oldukça geniş ve etki gücünün yüksek olması beklenen eylemlerle sarsılıyor. Hong Kong’u Tayvan öncelemişti. Bir yönüyle, dünyadaki işgal hareketleriyle, bir yönüyle de direniş hareketleriyle ilişkili olan Hong Kong Direnişi, Çin’in Hong Kong üstündeki baskısını arttırması noktasında diğer hareketlerden ayrışıyor. Hong Kong, hem Gezi direnişçileri için hem de sömürgecilik tartışmaları ekseninde dersler veren bir toplumsal deneyim.

Hong Kong, 1. Afyon Savaşı (1839-1842) sonucu, Çin’den koparılıp İngiltere’nin ‘mülk’ü olmuştu. Neydi Afyon Savaşı? Savaş, özetle, imparatorluğun Çin’de uyuşturucu satan İngiliz tüccarlara tepki göstermesiyle patlak vermiş ve sonra Yeşilçam filmi tabiriyle ‘olaylar gelişmişti.’ Yani Hong Kong, sömürgeciliğin Asya’daki ganimeti idi. Sonra, Çin anakarası, isyanlar, işgaller, savaşlar ve nihayet devrimlerle çalkalanırken, Hong Kong, bu gelişmelerden düşük düzeyde etkilendi; liman gelirleri ve Atlantikli yatırımcıların yurtdışı etkinlikleri dolayısıyla ekonomik olarak gelişip serpildi ve yüksek gelirli ülkeler sınıfına girdi. Singapur’daki durumun tersine, ekonomik gelişmeye siyasal özgürlüklerin genişlemesi de eşlik etti. Çin’de kıt bir kaynak olan düşünce özgürlüğü, Hong Kong’da temel değerlerden biri olarak sayıldı ve bu nedenle, birçok Çinli muhalif, yakın zamanlara kadar Hong Kong’u bir sığınak olarak gördü. 

GÜÇLERINI SINIFTAN ALIYORLAR

Çin ile İngiltere arasındaki anlaşma, 1997’de Hong Kong’u Çin’in özerk bir bölgesi yaptı. Bu gelişmeden önce, özellikle orta ve üst sınıflardan birçok Hong Konglu, Atlantik ülkelerine işadamı/kadını göçmen olarak yerleşerek, ekonomik varlıklarını korumaya çalıştı. Yine de, birçok ultra zengin, bu koşullarda bile, Hong Kong’dan ayrılmadı. Bugün Hong Kong, Çinli öğrencilerin gelecek umuduyla akın ettiği ve Çinli hamile kadınların çocuklarını doğurmak için gittiği çekici bir coğrafya. Öte yandan, yer darlığı nedeniyle dikine gelişim, yaşam pahalılığı ve barınma sorunları dolayısıyla, birçok araştırmacı tarafından, gerçek yaşam standardının sanıldığı kadar yüksek olmadığı ileri sürülen bir yer. Bu noktalara girmemizin nedeni, direnişlerdeki sınıfsal altyapıyı çözümlemek. Hong Kong’daki direniş, Gezi Direnişi’ndeki gibi, bir sınıf ve kesim yelpazesine dayanıyor. Nasıl ki Bağdat Caddesi de Gazi Mahallesi de direnişteydi; aynısı, Hong Kong için de geçerli. 

Direnişleri ‘yaşam alanlarına/biçimlerine müdahale’ ya da otoriterliğe karşı mücadele gibi indirgemeci bir liberalizm açısından inceleyeceksek, Gezi ile Hong Kong arasında birçok benzerlik buluruz ve bu, egemen sınıfların perde arkasında (ve hatta kimi zaman sahnedeki) sınıf ittifaklarını ve ihtilaflarını gizlediği için, iktidarların ekmeğine yağ sürer. Ancak, görüngülerin arkasındaki öze bakacak olursak, Gezi’de de Hong Kong’da da sınıf mücadelesini görürüz. Bir zengine bir parkı AVM’ye çevirmek için söz verilmişse ve bu, direniş nedeniyle gerçekleştirilememişse; bu durum, ‘yaşam alanlarına/biçimlerine müdahale’nin çok daha ötesine geçmiş bir durumdur. Hatta denebilir ki, egemenler, sınıfsal olarak güçlü olmasalar, ‘yaşam alanlarına/biçimlerine müdahale’ etmeye cüret edemeyeceklerdi. Güçlerini sınıftan alıyorlar.

HİÇBİRŞEY BİR ANDA OLMADI

Hong Kong’a dönersek, Hong Kongluların çoğunda, Çin’in Hong Kong’u yavaş yavaş kendi kontrolüne aldığı, kurbağanın suyunun yavaş yavaş ısındığı yönünde bir algı bulunuyor. İki coğrafya arasında, siyasal özgürlükler dışında ekonomik konularda da farklılıklar bulunuyor. Aslında, Çin’in egemenleriyle Hong Kong’un sınıflar ittifakı karşı karşıya geliyor. Çin’in yalnızca Hong Kong’da değil, Tayvan’da, Doğu Denizi’nde (Çin resmi kaynakları, bu denizi, sömürücü bir biçimde ‘Güney Çin Denizi’ olarak adlandırıyorlar) ve Rusya, Hindistan, Japonya, Güney Kore, Vietnam ve Filipinlere karşı (bu uzun liste bile tek başına durumu izah ediyor) baskıcı ve hatta saldırgan tutumlar içine girmesi, onun kendini ekonomik bir süper güç olarak konumlamasından kaynaklanıyor. Dünyayı idare etme niyetinde olan Çin egemen sınıflar ittifakı, Hong Kong’u ve Tayvan’ı artık kolay lokma olarak görüyor. Sorsanız, “Avrupalı sömürgeciler topraklarımızı ele geçirmişti; geri aldık” derler. Bu söylemi kullanarak, kendi sınıfsal çıkarlarını geliştiriyorlar.

Çin’in hâlâ komünist/sosyalist olduğunu sanan bir avuç yazar olsa da, ülkenin politikaları son derece kapitalist ve iş, halkın evlerini başlarına yıkmaya geldiğinde ölümcül. Çin’in politikalarına daha fazla vakit ayırmak gerekiyor. Başka bir yazının konusu olsun. Ancak, bitirirken, Hong Kong’un daha başlangıcını yaşayan Gezi için verdiği önemli bir derse dikkat çekelim. Direniş yelpazesi oldukça genişti, hem yöntem olarak hem katılım olarak. Okullarda öğrencilerle öğretmenler bir hafta boykot yaptılar. Sonrasında, öğrenciler zarar görmesin diye, Hong Kong yönetimi, anaokulundan üniversiteye tüm okulları tatil etti. Direnişçilere destek olanlar, yaşam pahalılığından dert yanan işçiler oldu. Gezi’de de oldu gibi, aslında hiçbirşey bir anda olmadı. Hong Kong direnişi, Eylül 2014’ü önceleyen birçok örnekte “geliyorum” dedi; ancak onlar bu kadar etkili olmadığından çok göze çarpmadı. Dünyanın tüm direnişleri, Gezi’de olduğu gibi, hem yerel hem küresel olmak zorunda. Dolayısıyla, Hong Kong Direnişi’nin kazanması, uluslararası dayanışmaya bağlı. Gezi’ye destek için gösteri yapan coğrafyalar arasında, Hong Kong da vardı. Hong Kong’da yaşayan Türkiyelilerle Hong Konglu demokratlar, 8 Haziran 2013’te pankartları ve sloganlarıyla Gezi Direnişi’ni selamlamışlardı. Belki de, Gezi direnişçilerinin bu desteğe bugün yanıt vermesi gerekiyor.

“Diren Hong Kong Gezi seninle!” 

HONG KONG’DAN NELER ÖĞRENDİK/ÖĞRENİYORUZ? 

Direnişin Arkaplanı

1. Direnişin patlak vermesinde 1997’den bu yana biriken sorunlar etkili olsa da, bardağı taşıran son damlanın Ağustos 2014’te Çin’in Hong Kong’da özgür seçimlerin olmasına izin vermeme kararı alması ve aday olabilecekleri kendisinin belirleyeceğini bildirmesi olduğunu öğrendik. 

2. Hong Kongluların İngiliz yönetimi altında da seçme hakkının bulunmadığını öğrendik. 

Mekan Mücadelesi Olarak Direniş 

3. Direnişin kalbi İstanbul’ken başkentte hükümet binalarına yönelik gösterilerin daha zayıf olması sorununun Hong Kong için, bir şehir-devlet olması dolayısıyla geçerli olmadığını öğrendik (Hong Kong’un yüzölçümü, İstanbul’unkinin beşte biri). 

4. Aynı biçimde, direnişçilerin işgal eylemlerini, Taksim Meydanı’na karşılık gelecek simgesel bir meydan yerine, ABD’deki Wall Street protestolarında olduğu gibi, Maslak’a karşılık gelecek plazalar bölgesinde yaptıklarını öğrendik. 

5. Öğrenci liderlerinin talepler karşılanmazsa, hükümet binalarını işgal etmeyi planladıklarını öğrendik. 

6. Hong Kong Direnişi’nin de Gezi’de olduğu gibi bir işgal eylemi olarak çadırlar kurularak gerçekleştirildiğini öğrendik (böylece, direniş, bir mekan aidiyeti mücadelesine dönüşüyor). 

Direnişin Özneleri

7. Birçoğu göçmen olan orta yaş ve ileri yaş kuşağına nazaran, Hong Kong gençliğinin kendilerini daha bir ‘Hong Konglu’ hissettiğini ve bunun onların protestolara katılmasında önemli bir etken olduğunu; ancak Gezi’de olduğu gibi her yaştan Hong Konglu’nun eylemlere katıldığını öğrendik. (Ne Gezi ne Hong Kong, liberal yazarların iddialarının tersine, yalnızca bir gençlik hareketi.)

8. Hong Kong Direnişi’nin fitilini ateşleyenlerin öğrenciler olduğunu; ancak berbat ev koşullarında yaşayan birçok emekçinin de eyleme katıldığını, diğer bir deyişle, taleplerin yalnızca Çin’in baskısıyla kısıtlı olmadığını öğrendik. 

9. Gezi Direnişi’nin tersine, Hong Kong Direnişi’nde tek bir tvitle insanları sokaklara dökebilen Taksim Dayanışması’yla eşdeğer bir platformun olmadığını; ancak öğrenci liderlerinin öne çıktığını öğrendik. 

Direniş Pratikleri

10. Gezi’ye benzer bir biçimde, Hong Kong Direnişi’nin de şenlikli muhalefet biçiminde gerçekleştiğini ve bunun gösterilerin kitleselleşmesine yardımcı olduğunu öğrendik.  

11. Gezi’de olduğu gibi, Hong Kong Direnişi’nde de, direnişçilerin çöplerini kendilerinin topladığını; direniş alanında, su, yiyecek ve tıbbi destek sağlandığını öğrendik. 

12. Hong Konglu gençlerin de Gezi’de olduğu gibi, 5 litrelik su şişelerinden gaz maskesi yaptığını öğrendik. 

13. Gezi direnişçileriyle ilgili olarak resmi ağızlarca kullanılan ‘çapulcu’ ifadesinin bir benzeri olarak, Pekin’in, eylemcileri ‘sağlıklı organizmadaki tümörler’ olarak adlandırdığını öğrendik. 

Sosyal Medya ve Direniş 

14. İnsanların direnmek için gerekçelerinin (toplumsal çelişkilerin) cep telefonlarının çıkışından önce var olduğunu göremeyenlerin ve direnişi teknolojiye (özellikle sosyal medyaya) bağlayanların Hong Kong’la ilgili yorumcular arasında da bolca bulunduğunu öğrendik.

15. Eylemcilerin devletin internet ve telefon bağlantılarını bloke etmesine karşı, öğrenci lideri Joshua Wong’un çağrısıyla, Bluetooth’la çalışan FireChat uygulamasını indirip birbirleriyle iletişim kurmak için kullandıklarını öğrendik. Yalnızca birbirine fiziksel olarak yakın telefonlar arasında kullanılabilen bu uygulama, eylemciler bir bölgede ne kadar yoğunlarsa ve aynı yoğunlukta ne kadar geniş alana yayılmışlarsa o kadar etkili oluyor. 

Direnişin Geleceği ve Çözüm Olasılıkları

16. Hong Kong gibi sorunların ulusların değil ama halkların (çünkü ‘ulus’ kavramı, ‘ulus devlet’i varsayıyor; oysa, aynı ‘ulus’tan olup birarada yaşamak istemeyen çokça örnek var ve de tam tersi. Bunlardan biri, tam da Hong Kong) kendi kaderlerini tayin hakkı ekseninde çözümlenebileceğini; Hatay nasıl ki bir halkoylamasıyla Türkiye’ye katılmışsa, İskoçya örneğindeki gibi Hong Kong için de halkoylaması yapılması olasılığının ne kadar anlamlı olduğunu öğrendik. Ancak, bu olasılık, varolan Çin yönetimiyle olanaksız. 

17. Gezi’de olduğu gibi, Hong Kong örneğinde de, Çin hükümetinin konuyu bir ‘gurur meselesi’ haline getirdiğini; “onlara haklarını verirsek diğer bölgeler de (Tibet, Uygur bölgesi vb.) ister” düşüncesinde olabileceğini öğrendik. 

18. Hong Kong direnişçilerinin kimilerinin eylemleri için ‘devrim’ ifadesinin kullanılmasını doğru bulmadıklarını; tersine, kendilerinin demokratik bir hareket olduğunu belirttiklerini, hükümeti devirmeyi değil seçme haklarını almayı istediklerini öğrendik.

19. Direnişçilerin Hong Kong lideri Leung’ın istifasını ve özgür seçimleri talep ettiğini, buna karşılık iş adamlarının/kadınlarının “eylemler yüzünden ekonomi zarar görüyor” diye dertlendiklerini öğrendik. “Gitti gidiyor paracıklar.”  

20. Gezi’deki başarısız görüşme trafiklerinin tersine, Hong Konglu öğrenci liderlerinin devletin temsilcileriyle görüşmeyi yalnızca işgal meydanına gelirlerse kabul edeceklerini belirttiklerini öğrendik. Öğrenciler, hükümetle en güçlü oldukları yerde görüşmek istiyorlar; keşke Gezi’de de böyle olabilseydi. 

* Doç.Dr.

www.evrensel.net