05 Ekim 2014 10:08

Din, fizik, kimya…

Aydın Çubukçu'nun yazısı... Dünyanın hiçbir yerinde 'bu fizik yasası bana uymaz!' diyen biri çıkmaz. Ama diyelim İsa Mesih’in Tanrı’nın oğlu olduğu sana uymaz, senin kitabının tek doğru kitap olduğu ona uymaz!

Paylaş

Aydın ÇUBUKÇU

Dedi ki, “Dünyanın hiçbir yerinde zorunlu fizik dersinin, zorunlu kimya, zorunlu matematik dersinin tartışma konusu olduğunu göremezsiniz. Ne hikmetse zorunlu din kültürü ve ahlak dersi her zaman tartışma konusu olur.” 

Bunları tam da “İslam Devleti” namıyla din adına kafa koparanların karşısında, fizik ve kimya okumuş, matematik bilen, üstelik bunların dünyayı insanca kılmanın en sahici yollarını bulmaya yardım ettiğini bildiren bir kültürün insanları dikilmişken söyleyebilmesi bir bakıma şanssızlık oldu. “Dünyanın hiçbir yerinde” tartışılmayan, tartışılması akla gelmeyecek bir konuyu Türkiye’nin insanları olarak tartışmaya başlamış olmamız, aslında küçük bir bayram ölçeğinde kutlanmayı hak eden uluslararası bir başarı sayılması gerekirken, bu kötü rastlantı yüzünden kederli bir havanın kara bulutları arasında kayboldu.

“Dünyanın hiçbir yerinde” , “ne hikmetse”, “din mühendisliği” diye bir şey de yok! 

“Dünyanın hiçbir yerinde”, “ne hikmetse”, deney laboratuarları yerine mescit açmak kimsenin aklına gelmiyor! 

“Dünyanın hiçbir yerinde” ve “ne hikmetse” kalıplarıyla şiddeti arttırılan iddia, din ve bilim arasında asla yapılamayacak bir kıyaslama üzerine kurulmuştur ve burada, cümlenin içeriğinden çok mantıksal yapısı dikkat çekicidir. Çünkü içerik, zaten kendisini açıklamaktadır: Dünyanın hiçbir yerinde yapılmamış bir şey yapılmaktadır burada. İnsanlık tarihinde ilk kez yapıldığını söylersek de herhalde yanılmayız. Din ile bilimin tarihte karşı karşıya geldiği çatıştığı alanların başında, maddi dünya hakkında ileri sürülen karşıt, uyumsuz düşüncelerin oluşturduğu ortam gelir. Özellikle Tevrat ve oradan naklen İncil’in ileri sürdüğü yaratılış dogması, önce astronominin eliyle hırpalanmış, sonra jeolojinin kayalarına çarpmış, kimyanın, biyolojinin deney tüplerinde erimiştir. Başta Newton olmak üzere kimi fizikçiler ise, inançlarıyla inceledikleri dünyanın bilimle kanıtlanmış gerçeklerini birbirinden ayırmayı başarmışlar; ellerinde büyüyen bilim başka şeyler anlatsa da, onlar kendi başlarına kaldıklarına Tanrılarına sadakatten vazgeçmemişlerdir. Kimi bilim insanlarının bu ikiciliği, laboratuarda başka, tapınakta başka iki ayrı kimlik ortaya çıkarsa da, hiçbiri bilimle dini kıyaslamayı, birinin yerine diğerini koymayı, birinin yaptığını diğeriyle yapmayı akıllarından geçirmemiştir. 

ŞAŞIRMANIN ÂLEMİ YOK

Buna “her ne hikmetse” diyerek şaşırmanın âlemi yok. İnsanın aklı da, pratiği gibi belli ölçülerle ve uygun araçlarla çalışıyor. Hem de dünyanın her yerinde!

Mesela emlak rantçısı da kupon arazi meraklısı da bilir ki, eğer fizik okumamış mühendisler işe el atmazlarsa, sırf dua gücüyle büyük rantlar doğmaz. Bir yere köprü yapılacak, hava alanı açılacaksa, nereden ne kadar rant yağacağını remil atarak öğrenmeye çalışmaz da, plancılara sorar. Hiçbir asker ya da polis, ne kadar imanlı olursa olsun, kimyacıyla fizikçinin el ele verip yaptığı kurşun geçirmez camlar, yelekler yerine, boynuna muska asarak suikasttan kurtulacağına inanmaz. Fizik ve kimyanın zorunlu olup olmamasını, din dersiyle kıyaslayarak tartışmaya sokan biri, tonlarca biber gazının Mızraklı İlmihale bakarak imal edilemeyeceğini bilmiyor olamaz.

Elbette dünyanın her yerinde, “zorunlu din dersi” tartışma konusu olur. Çünkü “dünyanın hiçbir yerinde” belli bir dini, herkesin dini olarak kabul ettirme imkanı yoktur. Belli bir din, tek doğru ve öğrenilmesi gereken tek din olarak dünyanın hiçbir yerinde kabul edilemez. Ama bir fizik yasasının, bir kimya formülünün, matematiğin farklı ülkelerde farklı anlamları yoktur. Dünyanın hiçbir yerinde “bu fizik yasası bana uymaz!” diyen biri çıkmaz. Ama diyelim İsa Mesih’in Tanrı’nın oğlu olduğu sana uymaz, senin kitabının tek doğru kitap olduğu ona uymaz! 

İnançla bilim arasındaki en önemli fark, bilimi deneyerek, gözleyerek kanıtlayabilmek ya da geçersiz kılmak mümkünken, inanç hakkında böyle bir işlemi asla yapamayacak olmamızdır. O zaman şöyle bir çözüm ortaya çıkar. Din bilgisi, yalnızca dinle ilgili bir meslek okullarında, fizik, kimya, matematik olmaksızın öğretilsin. İşi namaz kıldırmak, cenaze kaldırmak vs. olan bir insanın kimya, fizik, matematik bilmesi hiç gerekmez. İmam Hatip Okulları bu derslerden arındırılsın! İmam ve hatip olarak yetişecek çocuklar, en çok fıkıh, kelam, kamet okuma, cenaze kaldırma, gömme, nikah, sünnet, yağmur duası öğrensinler!

Olmadı mı?

Olmaz tabii. Bugün lise düzeyinde gösterilen fizik, kimya, matematik bilgisine sahip olmadan yaşamanın ne kadar zor olduğunu bilmeyen kimse, “dünyanın hiçbir yerinde” yoktur, “ne hikmetse!”

ÖNCEKİ HABER

Gazali’den İŞİD’e ilim ve bilim

SONRAKİ HABER

10 Ekim Ankara Katliamı davası kitabı "Duymak Zorundasınız" Eskişehir'de tanıtıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa