05 Ekim 2014 09:58

Yurtlardan IŞİD yandaşlığına

İstanbul Üniversitesi’nde geçtiğimiz hafta, IŞİD karşıtı bir afiş asan gruba; kendisine Müslüman Gençler diyen bir grubun saldırısı yeni bir tartışma başlattı: Üniversitelerde, IŞİD’i bile savunma noktasına gelen bu tür dinci gruplar nasıl örgütleniyor, neler yapıyor, kimler tarafından destekleniyor?

Paylaş

Elif ERGİN*

İstanbul Üniversitesi’nde geçtiğimiz hafta, IŞİD karşıtı bir afiş asan gruba; kendisine Müslüman Gençler diyen bir grubun saldırısı yeni bir tartışma başlattı: Üniversitelerde, IŞİD’i bile savunma noktasına gelen bu tür dinci gruplar nasıl örgütleniyor, neler yapıyor, kimler tarafından destekleniyor? 

Bu yazıda da bu tartışmalara bir cevap arayacağız. Şimdi 34 yıl öncesine bir göz atalım. 12 Eylül 1980 darbesinin ilk aylarıma... 

12 Eylül askeri darbesinin toplumsal muhalefeti bastırmak adına ‘din’e verdiği ‘önem’, darbe sonrasındaki dönemde de dini örgütlenmelerin güç kazanmasına yardım etti.

 “İslam’ı politik-ekonomik, ideolojik vb amaçlarla ve politik-kültürel-eğitsel faaliyetleri için kullanmak isteyen parti, örgüt ve kişiler bu amaçla çok çeşitli örgütlenmelere giriştiler”1

Türkiye’de üniversitelerde öğrenci kulüplerinden yurtlara ve belli başlı sivil toplum kuruluşlarına şöyle bir bakıldığında yukarıdaki alıntı somutlanmış olacak. 

Üniversiteyi yeni kazanmış bir gencin karşılaştığı ilk şeylerden biri; evinin veya kendi numarasının bir özel yurt yetkilisi tarafından aranarak, “kalacak yeriniz var mı?” sorusudur. “Şu fiyatlara ya da ücretsiz size kalacak yer ayarlayabiliriz.” Peki kimdir bu ‘hayırseverler’? bu kadar geniş bir iletişim ağına nasıl ve neden ulaşıyorlar? Evet, akla ilk gelen cevap cemaat örgütlenmesinin yurtları olduğu ve telefon numaralarına ulaşmalarının çok da zor olmadığı.

2013 yılı itibariyle Kredi ve Yurtlar kurumunun  81 il, 145 ilçede ve 2 yurtdışında bulunan toplam 365 yurdu ve  310 bin yatak kapasitesi var.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) internet sitesinde yer alan bilgilere göre ise özel öğrenci yurtlarının sayısı 2013 yılı itibariyle 4 bin 368’dir. Bu yurtların kapasitesi de 400 bin 555... Türkiye’de 5,5  milyondan fazla üniversite öğrencisinin bulunduğunu da göz önüne aldığımızda bu toplamın hepsinin devlet yurtlarında barınması imkansız. Yeterli kapasitede yurt açmayan öğrencilerin eğitim masraflarını karşılamayan devletin boşluğunu da kendi misyonları çerçevesinde örgütlenen İslami yapılar dolduruyor. Burs veren dernek ve kurumlar, özel yurtlardan kaçının bu tarz yapılarla bağlantısının bulunduğuna ilişkin net bir veri yok. Ancak sadece İstanbul için bile şehirde ilçelerde şöyle bir tur atılsa ve bulunan özel yurtlara bakılsa edinilecek izlenimler net sonuçlar ortaya koyacaktır. 

CEMAAT EVİ - CEMAAT YURDU!

‘Cemaat evi’ ya da ‘cemaat yurdu’ adıyla tanınan yerlerde barınan birkaç öğrenciyle sohbet etmek ise nasıl bir örgütlenme ve yol izlediklerini açığa çıkarıyor. Sabah saat kaçta kalkılacağından, hangi kitapların okunacağına, nelerin izlenip nasıl giyinileceğine kadar yaşamın her noktasına müdahil olan ve gençleri yönlendiren abiler ablalar ya da resmi adlarıyla ‘yetkililer’ bulunuyor. 

Yönlendirme esasında doğa ve toplum olaylarına bakış açısında oluyor. Metafizik dogmaların ve dini ön yargıların güncel politikaların aracı haline geldiği bir dönemde doğa  ve toplum olaylarına getirilen yorum da bilimsel akılla değil dinsel dogmalarla getiriliyor. Ülkenin gündemini ve yaşanan toplumsal gelişmeleri böylesi bir pencereden izlemeye  yönlendirilen gençlerin ne kadar uçlara kadar gidebileceği katliamcı, kafa kesen örgütlerin savunuculuğunu yapabilmelerinden anlaşılabilir. 

Elbette bu yönlendirmeye nasıl ikna oldukları da başka bir tartışmayı gerektiriyor.  Burada yoksul ve dini değerleri olan gençleri nasıl ‘ağlarına düşürdükleri’ cinsinden bir tespit çok kuru ve yavan kalacaktır. Çünkü meselenin esası sadece böyle bir tespitle yanlış değerlendirilmiş olur. 

Devlet, Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kurumlar eliyle dini etkiyi hep canlı tuttu. İktidara gelen sağ ve muhafazakar partiler de halkın tüm taleplerini ‘din kardeşliği’ altında yedeklemeye çalıştı. Bu kanadın şimdiki temsilcisi AKP hükümeti, imam hatip liselerinin sayısının 5 kat arttığı, türbanın ortaokula kadar indirildiği ve ders kitaplarının içeriğinin gericileştirildiği bir politik hat izliyor. Yani gençliğin burjuvazinin isteklerine ve devlete tabi olmalarının sağlanmasını öngören ‘kindar ve dindar’ bir nesil yetiştirmek üzere bir eğitim sistemi örgütleniyor. Öte yandan devlet erkanının konuşmalarında hadislerin, Kur’an’dan alıntıların referans alınması, yaratılışçılık propagandasının özellikle üniversitelerde devlet desteği ve yönlendirmesiyle sürdürülmesi de kurulan ideolojik kuşatmanın boyutlarını gösteriyor.  

Üniversitelerde özellikle üniversite yönetimleri tarafından açtırılan belli başlı kulüpler var. Öğrencilerin bir araya gelip bir kulüp açması için bile bin dereden su getiren üniversite yönetimleri bazı kulüpleri bizzat kendi açtırıyor. Bu kulüplerin nasıl işler yaptığına baktığımızda, kariyer günleri, liderlik eğitimleri veren kulüpler olmalarının yanı sıra evrim kuramına karşı yaratılışçılık propagandası yapan, dinsel öğelerle etkinlikler düzenleyen yapılar olduğunu görüyoruz. Sosyoloji derslerine ilahiyatçıların girdiği bir üniversite eğitimi tablomuz var. Bütünüyle gerici bir eğitim sistemi ilkokuldan başlayarak örgütlenirken üniversiteler de buradan nasibini alıyor elbette.

‘İSTİSNALAR EL-KAİDEYİ BOZMAZ’

Gerici, milliyetçi partiler nasıl ki tarikatların desteğinden yararlanmak ve onların ideolojik etkilerini kullanmak için politik ve mali olanaklar sağlıyorsa üniversite yönetimleri de bu yapıların fakülteler içinde örgütlenmesini sağlıyor. 

Siyasal İslam’ın desteklendiği böyle bir dönemde Kocaeli Üniversitesi duvarlarında “İstisnalar El-Kaideyi bozmaz” gibi yazılamalar ortaya çıkarken, İstanbul Üniversitesi’nde de “IŞİD’e katliamcı diyemezsiniz” diyen ‘Müslüman Gençler’ ellerinde sopalarla ortaya çıkıyor. 

Bu devlet eliyle dinin örgütlenmesinin, iktidardaki siyasi partinin de bu örgütlenmeye sağladığı ideolojik-politik desteğin ve zeminin yansımasıdır. 

İslami örgütlerin üniversitelerde örgütlenme çalışmaları da farklılıklar gösteriyor. Kimileri yukarıda bahsettiğimiz ev, yurt, burs gibi olanaklar üzerinden bir hat çizip gençliği buralardan şekillendirmeye çalışırken, kimileri sohbet günleri, Müslüman Gençlerin iletişim ağını kurma gibi kanallar üzerinden, kimileri de fikirleri üniversitede dernekleri dışarıda olmak üzere çeşitli tarikatlarla ilişkili dernek gibi kurumlar üzerinden yürüyen bir yol izliyor. 

İstanbul Üniversitesi’nde yaşananlar böylesi bir tablonun olsa olsa çok küçük bir örneğini oluşturuyor. 

Hükümetin eğitim ve gençlik üzerindeki politikaları günden güne gericileşir ve söylemleri de sertleşirken Türkiye’deki tüm üniversiteler açısından bu tarz olayların gündeme geleceğini söylemek de bir kehanet olmaz. 

 

1 Yusuf Akdağ (2013) “Din, Kapitalizm ve Gülen Cemaati”, İstanbul: Evrensel Basım Yayın

* İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi, 

Emek Gençliği Merkez Yöneticisi

ÖNCEKİ HABER

Gezi Parkı benim çocukluk bahçemdi

SONRAKİ HABER

İzmir Barosundan Onur Haftası yasağına tepki: Valilik suç işliyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa