02 Ekim 2014 18:05

Biji berxwedana Kobane

Gördüklerimizin öğrettiği şeyler var. Emperyalistlerin renk, dil, din, inanç ayrımcılığı perdesini kullanarak halklara yaşattıkları zulümlere inat daha fazla mücadele edeceğiz. Hem şimdi hem zaferden sonra Kobane halkının mücadelesini birlikte büyüteceğiz

Paylaş

Ezgi ÇETİN
İstanbul


Fotoğraflarda IŞİD saldırılarından kurtulmak için göç yollarına tutulmuş kadınlar, çocuklar ve yaşlılar vardı önce. Haberlerde savaş vahşetinin, katliamların sürüp giden çığlıkları. Rüyalarımıza kadar işleyen IŞİD’li teröristlerin suratları.

Yardım kampanyaları yapıyor, eylemler düzenliyor ve bildiriler dağıtıyorduk savaşa karşı yaşamın çığlığını yükseltebilmek için. Gene de izleyemiyorduk televizyonda geçen yürek yakan görüntüleri. Ezidi kadınlarını anlatıyordu birisi: “IŞİD barbarlarının eline geçmemek için kalplerine saplayacak bir bıçak taşıyorlar üzerlerinde.” Bir de IŞİD taraftarı din büyükleri vardı, “Cihat için savaşanların bin tane cariyesi olur.” diyordu öte taraftan.

Sonra yola düştük bir Çarşamba günü. Yolda yaşadığımız sıkıntıları anlatmayacağım, Kobane’den sonra anlatılacak mesele değil. Ama Suruç’a yaklaşırken köylerde başlayan ve gittiğimiz köye kadar halkın barışa ve dayanışmaya olan ihtiyacının bende yarattığı karmaşık duyguyu yazmam gerek. Yolun her iki yanını saran dükkanlarından, evlerinden, parklarından çıkıp gelen araçlara umutla, zafer işaretleriyle eşlik eden kadınları, çocukları, yaşlıları görmek. Zafer işaretinin, kadınların gözlerindeki yaşlarla buluşması. Dayanışmanın ‘Biji berxwedana Kobane’ sloganıyla yükselmesi. Ve gözlerimde yaşları tutmak için verdiğim çaba. Daha başlangıçta böyle olmamalıyım, ağlamamalıyım diye kendimi paylamalarım.

ŞİİRLER SİLİNİP GİDİYOR AKLIMDAN

Aklımda Nazım’ın, Ahmed Arif’in dizeleri... Yol boyu olduğu gibi araçtan inerken de beynimde yankılanıyor. Bazen haykırmak istiyorum; ‘evlerin, yurtların, dünyaların ve kozmosun kardeşliği adına.’ Ben haykırmadan top sesleri geliyor sınırın diğer tarafından, siyah dumanlar yükseliyor. Şiirler bir anda silinip gidiyor ve biz sınıra yakın bir noktada nöbete başlıyoruz. Diğer güne kadar gece gündüz dinlemeyen, ara ara durulan ama bitmek bilmeyen silah seslerini bizim Kobane halkına ulaşır umuduyla attığımız sloganlar izliyor.

Nöbet tuttuğumuz yere yakın köyde kadınlarla, çocuklarla konuşuyoruz. Evini Kobaneli ve Suriyeli kadınlara, çocuklara açan bir kadın bizi de evine çay içmeye çağırıyor. Biraz çekinip giriyoruz. Kobane’den annesiyle gelen 8-9 yaşlarında bir çocuk bize çay ve su ikram ediyor ve sonra yanımıza sessizce oturup arada bitirdiğimiz çayları tazelemek için çaba gösteriyor. Biraz konuşunca babasıyla abisinin diğer tarafta, cephede kaldıklarını öğreniyoruz. Sonra sınır kapısına gideceğimiz söylendiği gibi çıkıyoruz evden, araçlarla sınıra yakın bir yerde inip yürüyoruz. İleride iki askeri araç ve sınırı geçen onlarca insanın içine biz de karışıyoruz. Türkiye sınırına geçmeye çalışan çocuklar ve kadınlarda torbalarıyla diğer yana geçmeye çalışıyor. Yürüdüğümüz yerin iki yanı mayınlı arazi. “Patikadan yürüyün” sesleriyle yol boyu yan tarafımızda önlem alanlarla demir yolunun öte yanına varıyoruz.

ÖTE TARAF

YPG militanları Kürtçe hoş geldiniz diyor, kiminin annesi çocuğuna sarılıyor diğer analar ise kendi evladı gibi sarılıveriyor hepsine. Düşünüyorum belki kendi çocukları da burada. Birden çocuklar, kadınlar sevinç ve gözyaşları içinde sloganlarla yanımıza yaklaşıyor. Yıllarca birbirini görmemiş anneler, kardeşler sarılıyor sanki. Hasret, umut, zafer tüm duygular birbirine karışıveriyor. Su getiriyorlar, yolda yürüyenlere uzatıyorlar. İnsanlara bakmaktan evlere, etrafa bakamıyorum. En küçüğünden en yaşlısına; ‘Biji berxwedana Kobane’ sloganları yükseliyor. Bir kadın bir elinde 5-6 aylık bebeğini tutarken diğer elindeki kalaşnikof gözüme ilişiyor. Bu coğrafyalarda bebeklerin ve anaların mecbur kaldığı savaş o an yanıveriyor aklımda, sonra savaşın yarattığı tahribatı anlamak için etrafa bakıyorum.

Anladığım kadarıyla YPG görevlilerinin dışında kalanların çoğu yaşlılar ve küçük çocuklu kadınlar. Gerisi cephede, devrime sahip çıkmak için çarpışıyor. Toplandığımız alanda biri konuşma yapıyor, komutan diye düşünüyorum, Kürtçe söylediklerini anlıyorum. Kısa bir konuşma yapıyor, sonunda ise gitmemiz gerektiğini ve gidip bulunduğumuz yerlerde IŞİD’e karşı mücadeleyi büyütmemiz gerektiğini söylüyor.

ÇOK ÇALIŞMAMIZ LAZIM

Sonra dönüş yolu başlıyor, yine sarılmalar ve yaşlı kadınların zılgıtları arasında yürüyoruz. Yaşlı biri, ‘Gitmeyin, bizi burada yalnız bırakmayın.’ diyor. Gözlerimdeki yaşı göstermemek için başımdaki yazmayı hemen gözlerime kadar çekiyorum. Çok çalışmamız lazım diyorum kendi kendime, bu vahşetin daha fazla sürmemesi, bu acıların yaşanmaması için uyumamamız gerekiyor diyorum. YPJ’li kadınlar geliyor yanımıza, mutlu olduklarını ve savaştıklarını anlatıyorlar. Savaşın içinde mutlu olabilmek, halkına, kendine güvenebilmek demektir diye düşünüyorum yoksa savaşta nasıl mutlu olunabilir ki. Güvenliğimizi sağlamak için etrafımızda ilerleyen YPG’liler dönüyor sınıra yaklaşınca. Mayınlı arazi dinlemeyen binlerce insan, sınırı geçince ses çıkarmayan askerlerin uyarı ateşleri ile irkiliyor. Patikanın iki yanında insan zinciri oluşuyor insanlar mayınlı araziye koşmasın diye. Biber gazları, ses bombaları başlıyor Kobane’ye doğru geri yürüdüğümüz, askere karşı bir şey yapmadığımız halde. Sınır kapısına yürümeye başlıyoruz demir yolunun üzerinden. Kobane’yi daha iyi görmemizi sağlıyor bu. Yolda Kabaneli’ler katılıyor yürüyüşümüze. YPG militanları IŞİD saldırısından ötürü güvenliği sağlamaya çalışıyor yan tarafımızda.

ZAFERİN RESMİ

Sınır kapısından da alınmıyoruz. Haydi tekrar yürümeye derken bir araç geçiyor, içinde IŞİD’liler tarafından vurulan bir YPG’li. Zayıfça biri, karnı şişip iniyor ve gözleri kısılmış acıdan, yolu açıyoruz. Bir kitapta yazıyordu; “Zaferin resmini kanatlı çizerlerdi. Oysa toz toprakla, kanla örülmüş, ağır ve yaralı ayakları var zaferin.” diye. Biliyorum vurulan kardeşim, Kobaneli kardeşim, her şeye rağmen mücadele edeceğiz.

Tekrar yürüyoruz IŞİD saldırılarının yoğun olduğu yöne doğru, arada top sesleri geliyor ve sınıra gitmeye çalışan insanları görüyoruz. Yanımızdan geçen araca yol vermemiz söyleniyor. Eski, dökük bir arabanın arkasında modelini bilmediğim ağır makineli silah ama silah demek çok uygun değil. Her yanı paslı, işe yaradığını düşünmek bile şaşırtıcı geliyor. Gördüğüm çoğu silahın etrafı da bantlarla sarılı zaten.

‘TÜRK ASKERİNİN VAKTİ ÇOK’

Türkiye sınırına geçeceğimiz yer çocuklar, kadınlar, erkekler ve hayvanlarını çıkarmaya çalışanlarla dolu. Anons sesi geliyor: “Türkiye vatandaşları, Suriyeli konuklarımızla karışmasın” diye, ardından alımlar başlıyor. 15 dakika sonra askerin birinin jopla Suriyeli birine vurduğunu görmemle biber gazlarının ve ses bombalarının atılması bir oluyor. Birçoğumuz araçların altına giriyoruz ama her yer biber gazları ile doluyor, nefes alamayacağını anlayanlar çıkıp geriye koşmaya başlıyor. Boş araziye doğru koşmaya başlıyorum kafamı biber gazı kapsülünden korumaya çalışarak. İleride sınırda bekleyen Kobaneli’ler Kürtçe bağırıyor ve beni tutuyorlar mayınlı arazi diyerek. Su ve limon getiriyorlar. Sonra arkadaşları bulup gerilerde oturuyoruz. Arka tarafımızdan bomba sesleri geliyor, IŞİD Kobane köylerini bombalıyor diye düşünüyoruz. İki arkadaşımız önde duruma bakmaya gitmişler, geldiklerinde yapılan anonsu söylüyorlar: ‘Türk askerinin vakti çok’

KOBANE’NİN ÖĞRETTİKLERİ

Sınırı geçtiğimiz sırada asker ve polislerin tavırları IŞİD’den bile bu kadar nefret etmemiştim diye düşündürüyor. Doğum yerimi gören asker bir kimliğe bir suratıma bakıyor, sonra hemen kütüğe bakıyor. Türk olan birçok arkadaşıma da aynı muamele yapılıyor. Kimi küfür yiyor; ‘Kürtlerin içinde işiniz ne namussuzlar’ Herkesin çantası toprağın üzerine boşaltılıyor ve çantaya bir tekme atılıp ‘çabuk topla’ sesi işitiliyor polislerden. Arama yapan kadın polislerin başında duran erkek polisler; “Şurasını ara, burasını ara” diyerek kahkaha atıyorlar.
Sınırı geçtik, yine Türkiye’deyiz. Herkes aramada yapılanları anlatıyor, ‘ama moralimizi bozamadılar’ sesleri yükseliyor. Düşünüyorum bir yanda, ‘Türkiye vatandaşları’ anonsu yapan askerlerin halkına yıllarca yaptığı zulüm, bir yanda halkının güvenliği, demokratik bir ülke için can veren YPG-YPJ militanları. Yine Türkiye sınırındayız. IŞİD’e destek veren hükümetin ve hükümetin tüm kirli işlerine karşı çıkan halka gazla, TOMA’yla, silahla saldıran polislerin ve ‘güvenlik güçleri’nin olduğu taraftayız.

Ama gördüklerimizin öğrettiği şeyler var. Emperyalistlerin renk, dil, din, inanç ayrımcılığı perdesini kullanarak halklara yaşattıkları zulümlere inat daha fazla mücadele edeceğiz. Hem şimdi hem zaferden sonra Kobane halkının mücadelesini birlikte büyüteceğiz. Biji Berxwedana Kobane...

ÖNCEKİ HABER

Bugün değilse yarın, direnen halklar kazanacak

SONRAKİ HABER

"Suudi Arabistan bir gazeteci öldürdü ve Trump bunu önemsemiş gözükmüyor"

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa