21 Eylül 2014 08:04

Neo-liberal mabetler

Schelling’in söylediği gibi; mimari, müziğin donmuş halidir. Nesnesi taş, beton, demir gibi malzemelerden oluşan bu meşguliyet de diğer sanat dalları gibi duyguların üretildiği bir disiplindir.

Paylaş

Hakan ERDOĞAN

Schelling’in söylediği gibi; mimari, müziğin donmuş halidir. Nesnesi taş, beton, demir gibi malzemelerden oluşan bu meşguliyet de diğer sanat dalları gibi duyguların üretildiği bir disiplindir. Zira, bir fikirler ve duygular yığınıdır her bina. Müzik gibi soyuta o denli yakın olmasa da mimari yapılar da, içinde olanları veya dışında kalanları inşa edecek biçimlendirme, yönlendirme veya hislendirme yeteneklerine sahiptir.
Bizim çok durağan zannettiğimiz mimari, sadece statik bir uğraş değildir. Aktif olarak devam eden bir etkinlik söz konusudur. Binaların o kaskatı görüntüleri altından çıkartıp önümüze koydukları şey, yaşamın neredeyse tümüdür. Şehrin muhtelif yerlerine uzattıkları, üstünde envai çeşit taşıtın gittiği kollarıyla, karmakarışık kablolardan oluşan iletişim sistemleriyle, etrafta görünmeden kalın borular içinde akan lağımları ve kirli suları, kendi dokularında damar gibi işlev gören koridorlarıyla pek hareketlidirler. Bunların tümü, köklerini caddelere, sokaklara uzatıp her yanı saran, betona ve çimentoya işlenmiş kavramlar sistemidir.
Ama bakın, gözlerimiz binalara çarpa çarpa nasır tuttu! Mimarinin estetik kaygısı taşımadığı, yeni motifler bulma telaşının kalmadığı duruma alışamadık bir türlü. Önemli olan tek şey büyüklükleri artık. Biçim araştırmaları yapmak bir yana, üslup farklılıkları, çeşitlemeler, desenlerin olanaklılığı ne kadar azaltılmışsa binalar da o derecede itibar kazanmış durumda. Neo-liberal mabetlerin hizmet ettikleri dinin çok kesin emirleri var çünkü. Ne kadar büyük olurlarsa, sınırsızca yükselip genişleyerek üstüne bastığımız alanları ne denli daraltırlarsa o kadar iyi! Ne kadar büyük olurlarsa, içlerindeki edilgin muhteviyat ne denli kalabalıksa o kadar iyi!
Altındaki toprağı unutmuş, ifadeye sahip bir cepheden yoksun her biri. Biz de tüm suçu Freud’a yükleyip aşırı yorumlarda bulunsak hem erkekler, hem dişi. Kendilerine bakanlara, onlara laf edenlere aman vermeyecek erkeklik organları gibi dikilmiş, kaplamışlar her yanı. Çevrelerindeki her şeyi içine alarak eritecek kadınlık organları gibi sarmışlar etrafı. Sadece içleri için değil, dışları için de yapılmışlar. Yalnızca dışlarında değil, içlerinde de tuhaf anlamlar var.
Yükselen devasa duvarların vücuda getirdiği yapıların her biri neo-liberal dinin tapınakları şimdi. Dışlarına attıkları fakir Türkler, Kürt işçiler ve Suriyeli evsizlerle, içlerine aldıkları karantinaya alınmış zenginleri, yeni-yetme dindarları ve tüketim meraklılarıyla takvim yapraklarına basılmayı hak ediyor her biri.

ÇİTLER GEÇİLDİĞİNDE

Ama bu binaların yalnızca peşkeş çekilen arsalarda değil, beğenilerimizin, yaşantılarımızın arasındaki boşluklarda yükseldiğini artık biliyoruz elbette. Bizlerin kendi aramızda oluşturduğumuz eko-sistem çok zayıf bağlara, engelsizce genişleyebilecek aralıklara sahip olduğu için hızla ürediklerini anladık o parka gidince. Azıcık ağaç yetti şehirlerin nasıl bir zemin üstünde kurulduğunu hatırlatmaya.
Anayola çıkmaması gereken, komşu köye gitmeyecek, başıboş kalıp zehirli bitkilerden yemeyecek olanlarımıza yine güzel görünecek bu büyük duvarlar. Onlar yüksek olmalı ki, aşıp başka meralara, çayırlara kaçma imkanı kalmasın. Onlar alabildiğine geniş bir alanı çevirmeli ki, dünyayı bu çitli alandan ibaretmiş gibi görebilsinler. Bu büyük binaların her odası fanus gibi. İçlerinde oturanlar, gezinenler akvaryumlarda yaşayan balıklar gibi. Renkli alışveriş merkezlerinde çeşitliliğin daha fazla olduğunu sanıyorlar. Adalet “Sarayları” büyüdükçe içlerinde daha korkunç haksızlıkların tecelli edeceğini bilmiyorlar. Yaşamın getirebileceği olasılıkların büyük mekanlarda mevcut olduğunu zannediyorlar. Akvaryumun üzerinde lodos da esmez, poyraz da. Ama birkaç ağacın altında ne fırtınalar kopar. Ne fırtınalar...

ÖNCEKİ HABER

Korku projesi ve İskoç oylaması

SONRAKİ HABER

Finlandiya, el Hol kampındaki IŞİD’lileri tartışıyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa