20 Eylül 2014 06:00

Suya yazılmış bir türkü: Ruhi Su

Anadolu ezgilerinin usta sözcüsü Ruhi Su’nun bugün 29. ölüm yıldönümü. Sanatçının hayatı, sanat yaşamı, sevdikleri, sevmedikleri bir tiyatro sahnesine taşınacak bu yıl. Simurg tiyatro ekibi Ruhi Su’yu anıyor.

Paylaş

Elif Ekin SALTIK
Ankara


Yaşamı acılarla, mücadelelerle geçen, küçük yaşta yetim ve öksüz kalıp gittiği askeri okulu müzik tutkusu yüzünden bırakan bir büyük ozan; 1950’li yılların Türkiye’sinin siyasi ikliminde her türlü engele rağmen yaşamı baştan sona türküler olan, bütün baskıları başı dimdik göğüsleyen türkülerin babası Ruhi Su... 29 yıl oldu büyük ozanı kaybedeli...
Daha önce Dersim, Maraş, Çorum Katliamlarını ve 12 Eylül karanlığını tiyatro izleyicisi ile buluşturan Serdar Doğan bu kez de “Su’ya Türkü” oyunu ile Ruhi Su’ya hayat veriyor. Cengiz Sezgin’in rejisi, Oğuz Boran’ın sesi ve oyunculuğuyla can bulup seyircinin karşısına dikilecek olan “Su’ya Türkü” Ankara Simurg Oyuncuları’nın 2014-2015 sezon oyunu. Yakında izleyiciyle buluşacak olan oyuna dair ipuçlarını, Serdar  Doğan ilk kez gazetemize anlattı.

Ruhi Su’nun yaşamını tiyatroya aktarmak isteği nasıl belirdi?
Her insanın hayatına renk katan, duruşunu, söylemini belirleyen insanlar, simgeler, yaşanmışlıklar vardır. Ruhi Su benim için en çok başvurduğum, beslendiğim kaynaktı... Gürül gürül çağlayan bir pınardı... Hayatımdaki en büyük eksikliklerden biri Ruhi Su’yu canlı izleyememekti. Belki bu yüzden yıllardır içimde var olan sahne de Ruhi Baba’yı ete kemiğe büründürmek isteğinden kaleme döküldü... Her  sene mezarını kırdılar, tahrip ettiler... Sıdıka Anne (Sıdıka Su), Ilgın ağabey (Ilgın Su) yeniden yaptılar... Yıllarca birbirinden güzel anmalar yaptılar, yapıyorlar... Bu sahiplenmeye, unutturmama çabasına saygı duymamak, bu değirmene bir damla da olsa su taşımak isteği, Sıdıka Anne, Ilgın ağabey, Dostlar Korosu deryasına bir damla olma isteği...

‘RUHİ SU BÜTÜN YAŞANMIŞLIĞIMA ORTAKTIR’

Süreç nasıl devam etti, Ruhi Su’nun ailesine gittiğinizde projeyi nasıl karşıladılar?
Ruhi Baba’nın eşi Sıdıka Anne’ye ulaştım. Telefonda uzun uzun konuştuk, niyetimden emin olunca oyunun tekstini istedi. Ruhi Su ustaya; Sıdıka Anne eliyle dokunmuş gibi hissettim kendimi. “Ben ararım seni” dedi; sevecenlikle. Ama o bekleme süresi geçmek bilmedi. Çok değil, bir hafta sonra aradı, bana bir ömür geldi o bekleme. “Yaşın kaç senin” dedi; söylediğimde şaşırdı. “Bu kadar genç bir insanın bu kadar net Ruhi Su’yu anlatıyor olması ne güzel. Bizim TKP öykümüzü ve rengarenk lambalara bağlılığımızı sen nereden biliyorsun?” diye sordu. “Ankara ve İstanbul’da yapılan bütün Ruhi Su anmalarına katıldım. Ruhi Su dostlarını büyük bir kıskançlıkla dinledim, unutmadım söylediklerini” dedim. “En mutlu ve en hüzünlü olduğumda hep Ruhi Su dinlerim, bütün yaşanmışlığıma ortaktır” dedim. Biraz Sivas Madımak Katliamı’nda yaşadıklarım üzerine konuştuk, beni sağıltan en büyük gücün Ruhi Baba’nın sesi olduğunu anlattım. Sıdıka Anne görüşmelerimiz sırasında rahatsızlığından bahsetmiş tedavisiyle uğraştığını söylemişti... Yorgundu, hastaydı. Fakat oyunun sergilenmesini çok istiyordu. Kendi ağrılarından bahsedince çok yorgun gelen sesi, oyun için konuştuğunda gürül gürül geliyordu... Lakin görüşmelerimizden bir süre sonra ağrıları arttı. Kısa bir süre sonra da onu kaybettik. Sıdıka Anne’mizin kaybından sonra ben de isteğimi kaybetmiştim... Oğuz Boran dostumun güzel tınısı beni yine kanatlandırdı... Yola çıktık, Hızır yoldaşımız olsun.

OYUN SİYASİ DÖNEMİ DE SAHNEYE YANSITACAK

Oyun Ruhi Su’nun yaşamının belli bir bölümünü mü yoksa tamamını mı izleyiciye aktaracak?
Ruhi Su... Nasıl tamamını anlatabilirsiniz ki? Koca bir dünyayı, nefesi, çoşkuyu, değeri, yaşamı... Üç-beş metrekarelik bir sahneye nasıl bir bütün olarak taşıyabilirsiniz? Konser salonlarına, meydanlara, bu dünyaya, “sanatçısına kıymakta becerikli bu ülke”ye dostlarının yüreklerine sığamamış bir çınarı sahneye tam anlamıyla taşımak çok zor, imkansız. Sahne olanaklarının el verdiği oranda, kendi öyküleri, türküleri, şiirleriyle sahneye taşımaya çalıştık. O büyük deryada bir damla olabilirsek ne mutlu bize... Ruhi Baba’nın döneminde tanıklık ettiği pek çok gerçekliği gerçek-ses ve görüntüleri kullanarak sahneye  yoldaş edeceğiz. Yoksulluk-savaşlar. Acı vatan Almanya göç olgusu; ilk gidenlerin yürek burkan görüntüleri eşliğinde; Nazım Hikmet’e, Suphilere, Denizlerden 6. Filo’ya dönemin siyasal gelişmelerini de izleyeceğiz.

DİRENÇLE ÖRÜLÜ BİR YAŞAM

Ruhi Su’nun yaşamında sizi etkileyen nelerdi?
1912’de, savaşın yetim bıraktığı bir insan olarak hayata başlaması. Yoksul bir Adanalı aileye evlatlık gitmesi, (yanlarına alıp, sahiplik etmeleri) öksüz yurdu Darül Eytam’a yerleştirilmesi. Devletin “zorunlu” olarak öksüz-yetim çocukları askeri liselere kaydetmesi, askeriye girmesi; ama bu grilikten, haki yeşilden sıkılıp kendini çürüğe ayırtması, müzik okulu, mezun olunca Ankara konservatuvarında opera eğitimi alması... Türkülerle tanışması, onlara sahip çıkması, “aydınlara sevdirmesi”, radyo da binlerce insana ulaşması... Pir Sultan, Dadaloğlu, Karacaoğlan ile onları buluşturması... Türkülerden korkan hükümetin, Osmanlı gibi halkından geri olma anlayışının paraleli davranıp; Ruhi Su ile birlikte türküleri de yasaklaması... Hiç durmadan direnmesi... Oğlunun aç kalmasını göze alarak, Sıdıka Anne’yle beraber hem politik davalarını hem de insanlık onuru ile türkülerin onurunu, ozanların onurunu kendi sağlıklarını, hayatlarını tehlikeye atarak savunmaları. Dimdik durmaları, faşizme boyun eğmemeleri, bürokrasinin, “kültürsüz, türküsüz, yarınsız” yöneticilerine bir tokat gibi duruş sergilemeleri... Bunların hepsi benim bu oyunu yazmam için etkilendiğim şeyler; saygı duyup önünde eğildim, eğilirim.

ÖNCEKİ HABER

Çarşı’ya destek büyüyor

SONRAKİ HABER

Maltepe Belediyesi önünde direnen işçi belediyenin şikayeti üzerine gözaltına alındı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa