06 Eylül 2014 19:49

Eylüle selam çakıp yüzümüzü güneşe dönmek için

Bin yıldır renkleri arasında güç bela da olsa yaşattığı bir halkı yaşatmaya artık onun da gücünün yetmeyeceğini düşünüyor. Onun renklerini görmeyen, görmek istemeyenler kadim coğrafyasını yapboz haline getirmiş, adeta kanımızla suluyorlar.

Paylaş

Melek Tavus’un gözleri kan ağlıyor... Bin yıldır renkleri arasında güç bela da olsa yaşattığı bir halkı yaşatmaya artık onun da gücünün yetmeyeceğini düşünüyor. Onun renklerini görmeyen, görmek istemeyenler kadim coğrafyasını yapboz haline getirmiş, adeta kanımızla suluyorlar. Ve 74. kez katliamın ortasında bırakılmak, ‘Neden varım?’ sorusunu sorduruyor hiç olmadığı kadar. ‘Ömrüm varlığımı kabul ettirmekle geçtiyse, neden varım?’...
Sözde güvenlik stratejilerinin, doğal kaynağa olan açlıklarının en kolay yoluydu savaşı kışkırtmak. Bunun için ne gerekiyorsa da yapıyorlar. Kendi elleriyle besledikleri gerici, İslamcı IŞİD’i palazlandırıyorlar istedikleri kadar.
Ve bölgesel stratejilerine kurban verdikleri hayatlar yuvarlak masalarında konu olmazdı bile! Katledebilirlerdi binlerce kadın ve çocuğu... Tecavüz edebilirlerdi, köle pazarlarında satabilirlerdi. En zayıf noktamız olarak gördükleri ama tahmin edemeyecekleri kadar çok acıyla yüzyüze gelmiş bedenlerimizin hazzına göz koyabilirlerdi. Yüzlerce yıl öncesinde uygulanmış bir vahşet olan ‘kadın sünneti’ni yapabilirlerdi. Yıllardır sürdürdükleri siyonist saldırıları hali hazırda süren savaşın görünmez bir parçası haline getirebilirlerdi. Böylece hiçbirşey söylemelerine gerek kalmazdı, ne yana dönsek savaştı çünkü. Muktedir efendinin ‘One Minute’ çıkışı, satranç oynar gibi kurduğu yeni kabineyi bir süre daha idare ederdi...
Gazze’de, Şengal Dağları’nda, Keseb’te, Ninova’da direnen kadınların yüzlercesinin soracak bir hesabı vardı. Ama önce düşen her bombayla bir kez, bir kez daha darma duman olan hayatını yeniden kurmalıydı. Tek başına olmazdı, hiçbir zaman olmadı.
Gözlerini kan bürümüş çetelerin ve onları besleyenlerin yanından geçemeyeceği yan yana gelme gücümüz elbet o tek başınalığı da ortadan kaldırırdı...

***
Elinizi yanağınıza dayamış ‘Ne gelir ki elden?’ diye düşünürken, dört bir yanda kapı kapı Ortadoğulu kızkardeşlerimizle dayanışmak için yardım toplamak üzere dolaşan kadınları göreceksiniz dergimizin sayfalarında bu ay. Mutlaka yaşadığınız ilde var olan kadın platformlarının ‘Barış’ı örgütlemek için neler yaptığını okuyacaksınız.
Sınırın bu yakasında yanıbaşımızdaki erkeklerin hayatlarımıza açtığı savaşın, yitip giden hayatlarımızın reyting malzemesi yapılmasına, katillerin ekranları süslemesine karşı gürleşen çığlığımızı duyacaksınız... ‘Ayrı, gayrı yok ortak mücadele var’ sözünün, karşımızda pekte çabuk yan yana gelebilen buram buram erilliğe karşı nasıl ortak bir platforma dönüştüğünü göreceksiniz. Göç yollarında mola vereceğiz biraz, Ermeniler’in göç yollarından, Ezidilerin göç yollarına başka kuşakların acıları aynı olmasın diye...

***
Acı, keder, elemle bezenmiş hayatlarımızda hiç mi yok, güldürecek bir sebep?
Mizahın bile devletlülerin ağzından dökülen cinsiyetçi, homofobik, ‘genel ahlakçı’ sözlerden türetilebildiği yurdumuzda verilen fetvalara kulaklarımızı tıkayıp dondurma yiyeceğiz biraz...
Kadınların bedenlerini köle pazarlarında satılığa çıkaranlara ‘öfkeli gruplar’ diyebilip, fuhuşa zorlanan kadını ahlaksız ilan edenlere cevabımızı tarihin tozlu sayfalarından kaldırıp gözteriyoruz.
Gerekçelendirmek zorunda olduğumuz şeylerden bunalıp, ‘Bizim de malımız meydanda kardeşim! Al, buyur..’ dedirtecek, saklamanın içgüdülerimize yerleştiği ve onu en iyi kullanmasını bilen kadın casusların hikayelerini aralayacağız. Sayfaları çevirirseniz...
Zenginin parası züğürdün hastalığını malzeme yaparmış kendine. Değilse de, artık bu söz böylece değişsin lütfen. Masrafı bir kova suyu milyonlara katlayan ALS hastalığına, HPV virüsüne moral motivasyon ile meydan okuyoruz bu sayımızda!

Acısı hala tazeyken bir ocağa daha ateş düşüren madenlerin geride bıraktığı kızkardeşlerimizden Mamak’lı kadınların öğrendikleri, başka başka gözüken ama satır aralarında ‘Benim Hikayem’ diyeceğiniz, Alamancı Fatma Abla’nın göç hikayesi var dergimizde bu ay... Bir hikaye de neden sizinki olmasın?

***
Dert ararsak çok elbet. Ama Eylül ne güzel bir aydır... Yapacağımız başlangıçların ayıdır. Başlayan sezonun telaşesi, evin, okulun alışverişi, yeni diziler bile heyecanlandırır çoğu zaman bizi. Bu arada 8. sezonuna başlayacak olan programımız Ekmek ve Gül 15 Eylül’de ekran başına çağırıyor sizi. Hem de yeni günü ve saatiyle...
Savaşın, kanın eksik olmadığı bu coğrafyada güzel olanı yazmaktan geri durmayan kadınların bıraktığı Erguvan kokusu da dergimizde. Eylül’ün heyecanı, azmi bir o kadar da olgunluğu var. Melek Tavus’un yüzünü, yeniden güneşe döndürecek dayanışma gücümüz var... Bu gücü kaybetmeyeceğimiz nice sayılar için, bir Eylül’e daha merhaba!

ÖNCEKİ HABER

Nasıl güçlü olacağız?

SONRAKİ HABER

Çanakkale Kent Konseyinden Kaz Dağları için sosyal medyada kampanya çağrısı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa