02 Eylül 2014 14:29

Botan Çayı'nda neoliberal devlet

Limak tarafından Botan Çayı üzerine yapılan Alkumru Barajı’ndan taşan suların altında kalmışlardı. Bir kaç gün haber oldu. Beş kişi öldü, dediler. Baraj kapaklarının arızalı olduğunu söyleyenler de vardı, barajın denetlenmediğini de. Limak ve Devlet Su İşleri iki kilometre öteden uyarı sirenlerinin çaldığını söyledi.

Paylaş

Av. Fevzi ÖZLÜER

Limak tarafından Botan Çayı üzerine yapılan Alkumru Barajı’ndan taşan suların altında kalmışlardı. Bir kaç gün haber oldu. Beş kişi öldü, dediler. Baraj kapaklarının arızalı olduğunu söyleyenler de vardı, barajın denetlenmediğini de. Limak ve Devlet Su İşleri iki kilometre öteden uyarı sirenlerinin çaldığını söyledi. Resmi kaynaklara göre, bu barajın kenarında piknik yapan kendi güvenliğini de almalıydı. Güvenlik, kişinin kendi başına alması gereken bir tedbirdi ya..
DSİ ise yapmadığı denetimler hakkında yine sessizdi. Su yapılarının denetiminin 6446 sayılı “Elektrik Piyasası Kanunu” uyarınca görevi olmadığını bilmiyor değildi. Temmuz 2014’te torba yasanın içine koydukları, “Denetim yetkisi özel şirketlere gördürülür” hükmü daha yasalaşmamıştı da sessizlik bundan mıydı? Daha önce de 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun geçici 14. maddesindeki, su yapılarının denetiminin özel şirketler tarafından gördürülmesine yönelik düzenlemenin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini de elbette biliyorlardı. Hatta Su Yapıları Denetim Hizmetleri Yönetmeliğine konulan “denetimin özelleştirilmesine” ilişkin mahkeme kararları da ellerine çoktan ulaşmış olsa gerekti.
Buna karşın, Kozan HES’te meydana gelen kazada ölen inşaat işçileri karşısındaki sessizlik, Botan Çayı’nın kıyısında ölenler için de söz konusuydu. Demek ki ortada bilinçli bir sessizlik var. Devlet, uzun zamandır “denetim” görevini yapmaktan imtina edecek yasal ve yönetsel araçlar geliştirmeye çalışıyor. Denetim hizmetinin de özelleştirilmesinden yana tavır sergiliyor.
Oysa, temel insani ihtiyaçların karşılanması ve kişi güvenliğinin sağlanması ise devletin tüm meşruiyetinin dayanağını oluşturuyor. Modern devlet ve içinde yaşadığımız devletin yasa yapma, şiddet kullanma gücünü ele almasının tek bir dayanağı var, kişilerin güvenliğini sağlayacağına yönelik verdiği söz. Devlet, kamu düzenini kurmayı vadederek tüm bir şiddet tekelini eline alıyor, vergi topluyor, yasa yapıyor.
Oysaki neoliberal devlet, artık kişilerin güvenliğini sağlama ve denetim yapmak gibi bir hizmet vermek istemiyor. Devletin küçültülmesine yönelik politikanın bir uzantısı bu durum.  Devlet bir yandan “güvensiz” bir toplumda yaşadığımızı sürekli dillendirirken, diğer yandan kişi güvenliğinin güvencesi denetim hizmetlerinden uzaklaşarak, güvenliğin de pazarını yaratıyor. Peki o halde, devlet, meşruiyetinin dayanağı olan, kamu düzenini tesis etme iddiasından koptuğuna göre, neoliberal devletin varlığının temel gerekçesi ne ola ki? Basitçe şirketlere pazar yaratmak mı? Her şey bu kadar çıplak olamaz.
Devletin meşruiyetinin dayanağı, güvencesizlik koşullarında yaşadığımızı bizi ikna etmek haline geliyor. Denetim yetkisinin piyasaya devredilmesiyle de yurttaşına dönüp, güvenliğini sen al diyebiliyor. Yurttaş o güvenliğini alamazsa da neoliberal iktisadın doğal seçilim yasaları işleyecek ve “İyi olan değil, oyunu kuralına göre oynayan” hayatta kalacak. Botan Çayı’na kapılıp giden neoliberal akıl olmadığı sürece, devletin güvenlik refleksi şirketleri korumaya devam edecek. “Düzenleyici devlet”in gözetim ve denetim yetkisini şirketlere devretmesi ise devletin ortadan kalktığını değil; sınıf savaşında açık saf tuttuğunu gösteriyor.

ÖNCEKİ HABER

Dersim\'de HES santralinde bomba patlatıldı

SONRAKİ HABER

Mülteci kadınlar anlatıyor: Evde koca baskısı, sokakta ırkçılık

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa