24 Ağustos 2014 06:00

ABD spor çevrelerinde sıkı bir Ferguson polemiği

ABD’nin Missouri eyaletinin Ferguson kasabasında 18 yaşındaki siyah genç Michael Brown’ın polis tarafından öldürülmesi ve sonrasında gelişen olaylar gündemdeki sıcaklığını koruyor. Hafta içinde NBA efsanesi Kareem Abdul-Jabbar'ın yazısı ve Spor Yazarı Dave Zirin'in ona yanıtı dikkat çekiciydi.

Paylaş

Mithat Fabian SÖZMEN

ABD’nin Missouri eyaletinin Ferguson kasabasında 18 yaşındaki siyah genç Michael Brown’ın polis tarafından öldürülmesi ve sonrasında gelişen olaylar gündemdeki sıcaklığını koruyor. ABD’de spor çevreleri de bu gündeme dahil oldu ancak ABD sporunun siyah yıldızların omuzlarında yükseldiğini düşünürsek, bu katılımın seviyesinin düşük olduğunu belirtmek gerek.
Daha önce 2012’de siyah genç Trayvon Martin’in öldürülmesi ya da Los Angeles Clippers’ın sahibi Donald Sterling’in ırkçı konuşmaları sonrası güçlü tepkiler gösteren LeBron James gibi isimler bu kez sessiz kaldı.
Konu hakkındaki en önemli çıkış NBA efsanesi Kareem Abdul-Jabbar’dan geldi. Abdul-Jabbar, Time Magazine’e yazdığı yazıda “Yaklaşmakta olan ırk savaşının ırkla ilgisi yok” derken, sorunun sınıfsal kökenlerine dikkat çekti. “Ferguson sadece sistematik ırkçılıkla ilgili değil, sınıfsal savaşla ve Amerika’nın yoksullarının geri bırakılmasıyla alakalı” diyen Abdul-Jabbar, 1970’ten 2 örnek vererek yazısına başlıyor: 4 Mayıs 1970’teki Kent State olayları ve 14 Mayıs’taki Jackson State saldırısı.

KAREEM’DEN ‘SINIF’ VURGUSU

Kent State’te Ulusal Muhafız’ların açtığı ateş sonucu 4 öğrenci öldürülmüş, biri felç kalan 13 öğrenci yaralanmıştı. Olay sonrası yükselen tepki büyüktü. Eylemlere 450 üniversite kampüsünde 4 milyon öğrenci katıldı. Washington D.C.’de 100 bin kişi yürüdü. Abdul-Jabbar dönemin gençliğinin Kent State Katliamı sonrası yarattığı mobilizasyonun Vietnam Savaşı, ırkçılık, cinsiyetçilik gibi mücadele alanlarına katkı sağladığını aktarıyor.
10 gün sonra siyahların ağırlıkta olduğu Jackson State Üniversitesi’nde ise polis 2 siyah öğrenciyi daha öldürdü ve her ne hikmetse bu unutuldu, gitti.Abdul-Jabbar’ın deyimiyle “Adına tarih denen dev, tüm yaşananları yuttu ve ulusal hafızadan sildi.”
Abdul-Jabbar aynı şeyin Ferguson’un da başına gelmemesi için, olayın nedenlerine ilişkin daha derin bir tartışma yürütülmesi gerektiği inancında: “Olaya sadece sistematik ırkçılığın değil sınıf savaşının bir sonucu olarak bakmalıyız.”
Abdul-Jabbar yalnızca ırkçılığa odaklanılması halinde bunun farklı ırk temelli kontra argümanları doğuracağını belirtiyor ve olayın ana ekseninin(sınıfsal temel) kaybolacağını düşünüyor.

’50 MİLYONLUK YOKSUL BLOK’U BÖLMEK

Efsane basketbolcu, ABD’de 50 milyon yoksulun olduğunu, bu 50 milyonluk seçmen kitlesinin eğer aynı ekonomik amaç için örgütlenebilirse çok güçlü bir blok olacağını söylüyor. Dolayısıyla yüzde birlik zengin kesimin de 50 milyonluk yoksul bloğu “göçmenlik”, “kürtaj” gibi hassas tartışmalarla meşgul ettiğini ve böldüğünü dile getiriyor.
Abdul-Jabbar ayrıca emekçileri bölmenin bir yönteminin de dezenformasyon olduğunu hatırlatıyor: “PunditFact’in çalışmasına göre Fox ve Fox News Channel’daki haberlerin yüzde 60’ı yanlış, NBC ve MSNBC’de bu rakam yüzde 46. Ferguson eylemleri sırasında Fox News, siyah-beyaz bir Dr. Martin Luther King, Jr. fotoğraf yayımlayarak altına da ‘MLK’nin mesajını unutmak/Protestocular Missouri’yi birbirine kattı’ yazdı. Başkan Bush Irak’ı işgal ettiğinde ‘Hz. İsa’nın mesajını unutmak/ ABD diğer yanağını dönmeyi unuttu ve binlerce kişiyi öldürdü’ yazmışlar mıydı?”
Evet böylece devam ediyor ve bu ve benzeri yollarla Abdul-Jabbar “Yüzde 1’in”, “Yoksulları” böldüğünü dile getiriyor.

ZIRIN’DEN YANIT

Abdul-Jabbar’ın bu yazısına Marksist Spor Yazarı Dave Zirin bir yanıt yazdı. Zirin, öncelikle Abdul-Jabbar gibi bir figürün Time’da böyle bir yazı yazmasının hakkını teslim etti ancak yazıdaki problemli bulduğu noktaları da eleştirdi.
Zirin şöyle yazıyor:
“Michael Brown polis tarafından siyah olduğu için vuruldu. Eğer beyaz olsaydı, ne kadar yoksul olursa olsun büyük ihtimalle ölmeyecekti. Başlangıç noktanız bu değilse pusulasız kalırsınız. Evet, Ferguson pek çok açıdan bir sınıf meselesidir. Ancak ırkçılığın olaylardaki merkeziyetini kabul etmezsek, ırkçılığın nasıl halkı bölmek için kullanıldığını göremezsek, Kareem’in bahsettiği 50 milyonluk yoksul kesimi birleştirmek de hayalden ibaret olur.”
Zirin, Kareem’in “göçmenlik” ve “kürtaj” gibi meseleleri küçümsemesini de eleştiriyor. “Göçmenlik ve kürtaj ‘dikkatleri dağıtan’ şeyler değildir tamamen ırk, cinsiyet ve evet sınıfsal baskıyla alakalıdır.”
Zirin, göçmen işçilerin yerli işçilerden çok daha kötü koşullarda, kaçak olarak çalıştırıldığını ve bunun da tüm sınıfın ücretlerini azalttığından bahsediyor. Ayrıca ABD örneğindeki gibi göçmenlik karşıtı retoriğin Latin düşmanlığından beslendiğini hatırlatıyor ve bu sorunu çözmeden sınıfsal birliğin imkansız olduğunu aktarıyor. Zirin’e göre aynısı kürtaj için de geçerli. Kürtaj kliniklerinin kapatılması, Aile Planlaması’na yönelik saldırılar çoğunlukla yoksul kadınları hedef alıyor ve yoksul kadınların sorunlarını dert edinmeyen bir hareket, 50 milyonluk güçlü bir hareket olamaz.
Son sözü de Zirin’e bırakalım: “Tüm bunları söylememin amacı şu ki, ırkçılığa, LGBTİ düşmanlığına, cinsiyetçiliğe karşı mücadele güçlü bir toplumsal birlik inşasının önünde engel değildir aksine bunu hayata geçirebilmenin koşuludur. Eğer Kareem sınıfsal bir birlik görmek istiyorsa Ferguson’da canını riske atanları ‘ırksal motivasyonla yumruklarını sıkan’ insanlar olarak görmek yerine onları, kimsenin derisinin rengi yüzünden polis tarafından öldürülmediği daha güzel bir dünya için ön cephede savaşan cesur yürekler olarak görmeli.
Kareem dayanışma görmek istiyor. Bu, bugün Ferguson sokaklarıyla dayanışmadan geçiyor. Bunu sağlamanın yolu beyaz işçilerden, siyasilere ya da polise değil Ferguson’a destek vermelerini istemekten geçiyor. Tek bir ses halinde gerçek yağmacıların Wall Street’tekiler olduğunu ve adalet olmadan asla barış olmayacağını söylemeliyiz.”


KAREEM HAKLI AMA HAKSIZ!

Kuşkusuz Kareem tamamen haksız değil. Bahsettiği, sermayenin 200 yıllık taktiği. İşin aslı Ferguson’un da dahil olduğu St.Louis bölgesi halkı bu taktiğin yaşattığı acıları yakından biliyor. 1. Dünya Savaşı sırasında ülke çapında güneyden sanayi-yoğun bölgelere göçen milyonlarca siyah Amerikalının duraklarından biri de Doğu St. Louis’ti. Patronlar, siyahların üzerine “ucuz iş gücü” bulma şehvetiyle saldırırken, o sırada grevde olan pek çok beyaz işçi de “grev kırıcı” olarak kullanılan siyah işçilere saldırmış, saldırılar sonrası patlak veren isyanlarda 200’e yakın kişi yaşamını yitirmişti.
Elbette beyaz işçilerin yapması gereken, Kareem Abdul-Jabbar’ın dediği gibi kendisiyle aynı sınıfın mensubu olan siyah işçilerle, patrona karşı ortaklık yapmaktı. Ancak ne onlarca yıllık kölelikten yeni kurtulmuş, yoksul siyah işçiler ekmek parası derdindeyken bu sınıfsal bilinci edinebilmiş ne de köleci geçmişin bıraktığı ırkçılığın etkisindeki beyaz işçiler bunu akıl edebilmiş.
Yani Abdul-Jabbar’ın yazısında vurguladığı “göçmenlik” ve “ırkçılık” gibi sorunlar birleşmenin önünde engel olmuş.  Yani bu sorunlar gerçek sorunlar ve sınıf bilinçli işçiler, gerçek bir blok olarak öne çıkmak istiyorsa bu sorunları alt etmek zorunda. Emekçileri ya da Abdul-Jabbar’ın deyimiyle yoksulları bölen şey farklı kimliklerin varlığından ziyade, kitleler içerisinde bu kimliklerin birbirine karşı oluşturulan düşmanlıktır. Ve bu, hafifsenecek bir sorun değildir çünkü nihai amacı, yani sınıfın birliğini engeller.
 

ÖNCEKİ HABER

Beyaz ABD\'nin ırkçı at gözlüğü

SONRAKİ HABER

10 maddelik mutabakatın odağı: Adana Mutabakatı nedir?

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa