03 Ağustos 2014 08:37

Öldürerek bitiremezler

Gazze yerle bir edilse, yakılıp yıkılsa da, insanlar katledilse de İsrail’in tavrı değişmedikçe Gazze’deki örgütler yine farklı taktikler üreterek direnmeye devam ediyor.

Paylaş

Mete ÇUBUKÇU*

“Bir Filistin vardı, bir Filistin gene var!”
Mahmud Derviş

Kökünü kazımak! Bu motto, İsrail’in Filistin topraklarına saldırısının temelini oluşturur. İsrail ‘kökünü kazımaktan’ söz ederken tarihsel ve insani açıdan işgal ettiği toprakların Filistin halkının olmadığını, o topraklarda bir daha kök salmaması gerektiğini iddia ederek önüne geleni yakıp yıkar. Dün tüm Filistin topraklarında olduğu gibi bugün de Gazze’de aynısını yapmaktadır.
Gazze’yi kuşatan, fütursuzca insanları bombalayan, çaresizlik içinde kaçanları sıkıştırıp öldüren mantığın amacı budur. İsrail, kara operasyonu başlattığında önce sınır bölgelerindeki narenciye bahçelerini zeytin ağaçlarını tahrip eder. Batı Şeria’da bu davranış Yahudi yerleşim birimleri inşa edilip, işgal derinleştirilirken gerçekleşir. Zeytin ağaçları çok derinlere kök salar, eskilere dayanır; o toprağa ait olmanın göstergesidir. İsrail bu ağaçları sökerek Filistin halkının umudunu kırmayı, geçmişini yok etmeyi hedefler; kadınlar ve yaşlılar ise ağaçlara sarılırlar. Aslında korumak istedikleri sadece ağaçlar değil, kök saldıkları topraklar ve tarihleridir.
Gazze saldırısının artık sadece bahçeler, evlerle sınırlı kalmayıp okullar, hastaneler ve camilerle devam etmesi ise Filistinlilere korku salarak, ‘Hiç kimse sizi koruyamaz’ nobranlığı ile de davranmaktır. Film her seferinde başa sarılsa bile ne kadar katliam gerçekleşirse gerçekleşsin, o halk o ağaçlara, o toprağa sarılır. Çünkü kökü oradadır. Üstelik tarihi de unutmaz.
***
İsrail, Gazze saldırısına gerekçe gösterdiği tünelleri, yüzlerce sivili öldürmek pahasına tahrip etse de bunun çözüm olmadığı biliniyor. Çünkü Gazze yerle bir edilse, insanlar katledilse de İsrail’in tavrı değişmedikçe Gazze’deki örgütler yine farklı taktikler üreterek direnmeye devam ediyor. İsrail’i çileden çıkaran da bu zaten.
İsrail düşmanı olmadan ya da karşıtını yaratmadan yaşayamayan bir siyasi anlayış. Üstelik son yıllarda giderek sağa kayan, neredeyse Şaronvari politikacıların arttığı bir yapı artık. Eskinin İşçi Partisi-Likud denklemi, 1990’ların sonundaki yüz binlerce kişinin barış için toplandığı bir anlayışın çok uzağında (Sayıları az da olsa, İsrail’de muhalif olmak zor da olsa, İsrail’in devlet politikalarına karşı çıkanları, tel’in edenleri de unutmamak gerekiyor). Bu durumu yaratan tabii ki İsrail’in daha sağa kaymasının yanı sıra Ortadoğu’daki dengelerin alt üst olması, sorunların ‘anası’ olan Filistin meselesinin gündemin gerisine düşmesi, bu karmaşa ve belirsizlikten yararlanan İsrail’in var gücüyle Filistin’e yüklenmesi.
***
Eskiden de böyle olmakla birlikte en önemli sorun olan Filistin meselesinin bir vekalet savaşına dönüştüğü de görülüyor. Bu vekalet savaşı kimi zaman insani temellere dayanırken şu anda bölgedeki konjonktüre bağlı bir biçimde değişiyor. Türkiye ve Katar bir yanda, Suudi Arabistan ve Mısır diğer yanda. ABD ve Avrupa’nın tavrını değerlendirmeye gerek bile yok. Başka bir açıdan Amerika-İran yakınlaşmasına İsrail’in gösterdiği tepkiyi azaltmak için Washington sanki Gazze’yi İsrail’e teslim etmiş gibi görünüyor. Ama Batı’da özellikle Irak ve Suriye’deki mezhep savaşına dönen ortam ve IŞİD benzeri cihatçı yapılardan duyulan tedirginlik, bu yapıların mevcut durumda Filistin’e de sızabileceği düşüncesinin yarattığı tepkisizliğin acısını Filistin halkı çekiyor. Tabii ki bunların hiçbirisi, olan biteni aklamak için gerekçe değil.
İşin Doğu, ya da Arap-Müslüman alemi kısmına gelince... Ara rejimler, Filistin meselesini sokaktaki kitleler dışında, uzun yıllardır sadece bir “kullanım malzemesine” dönüştürdü. Özellikle otoriter rejimler, halkın kendilerine yönelik öfkesini bastırmak için Filistin meselesini sıkça kullandı. Arap Birliği ya da İslam Teşkilatı örgütünün kendinden menkul yapıları, geçmişte olduğu gibi bugün de Filistin için bir şey yapamaz. Gazze meselesindeki sessizlik şunu ortaya koymakta: Filistin meselesi için Araplık ya da Müslümanlık tek birleştirici unsur değildir. Meseleye böyle yaklaşan, oralardan bir şey bekleyen yanılır. Halkları tenzih ederek, bugün bölgedeki karmaşa nedeniyle “kendi işine bakan” Arap ve Müslüman ülkelerin ya da rejimlerin, Filistin diye “gerçek” bir dertleri olmamıştır.
Tabii ki Filistin meselesi Kudüs dolayısıyla çok önemli bir yere sahiptir. Ama Filistin dini değil ulusal bir meseledir. Sorunu sadece İslami zemine indirmek ise sadece kitleleri ‘rahatlatmaya’ yönelik ama sorunu çözmekten uzak girişimlerdir. Çünkü Filistinliler Müslüman oldukları için değil, Filistinli oldukları için öldürülürler. Bu cümleden hareketle, Filistin birlik olmadıkça, mücadele sadece dini referanslara indirgendiği sürece mesafe alınmaz. Filistin meselesinin bir ulusal mesele, bir toprak meselesi ve bir kurtuluş, özgürlük, vicdan meselesi olduğunu söylemek gerek. Zaten tüm örgütleriyle liderlik krizi içinde olan Filistin hareketi giderek kısırlaşmakta; rengini, çoğulcu sesini kaybetmekte, Hıristiyanlar geri plana itilmekte.
***
Suriye savaşı bütün bölgenin dengesini bozdu. Yeni cepheleşme de bu savaş üzerinden şekilleniyor. Filistin de Suriye’deki savaştan etkilenenlerin başında geliyor. Özellikle Hamas-Hizbullah hattının çökmesi, Hamas’ın, Halid Meşal’ın bürosunu Katar’a taşıması, Hamas’ı zayıflattığı gibi; bu savaşta gücünü Suriye’ye yönelten Hizbullah’ın da 2014 Gazze saldırısı sırasında daha pasif kalmasına neden oldu. Mısır’daki darbe ile çöken Müslüman Kardeşler hattı da Hamas’ı zayıflatan gelişmelerden biridir. Hamas, her ne kadar Hizbullah’tan destek istese de, bunun hayata geçme şansı yüksek görünmüyor. Geçmişte “işgalci düşmana” karşı birlik oluşturan bu iki yapı, son dönemin “mezhebi vekalet savaşı tuzağına” düşmekte ve bu durum Filistin direnişini ikinci plana itmiş durumda. İsrail de bunun biliyor tabii ki. 
***
Filistin içindeki “birlik” ise tüm örgütlerin ortak bir zemin üzerinden buluşup, “Filistin şartını” yeniden yazmaları FKÖ’yü yeniden düzenlemeleri ile mümkün olabilecek. Gazze’de mücadele veren Hamas gibi görünse de İslami Cepheden Halk Cephesine oradan Demokratik Cephe ve El Fetih’e kadar birçok örgüt birlikte mücadele veriyor. Ama İsrail saldırganlığı, örgüt farkı gözetmiyor.  İsrail’in Hamas saldırısını tetikleyen nedenlerden birinin El Fetih-Hamas uzlaşması ve milli mutabakat hükümeti olduğunu unutmayalım. Bölünmüş bir Filistin İsrail’in işine gelirken, birleşme girişimleri başlar başlamaz İsrail saldırısı gerçekleşti. Hamas özellikle bölgede Müslüman Kardeşler hareketinin gerilemesiyle düşüşe geçti ve altın dönemini kapattı, Gazze’ye sıkıştı, dünyayla bağlantısı kesildi. İsrail saldırısı normal olarak Hamas’ı direnişe sevk ederek, en iyi bildiği, savaşma noktasına tekrar geri getirdi. Hamas’ın siyaseten olmasa bile askeri olarak başarısı söz konusu: İsrail halkını tedirgin etmesi, füzeleri hedef tutturamasa bile İsrail halkını ‘korkutması’ önemli. Bu psikolojik baskının Hamas’a üstünlük sağladığı ortada. Çünkü onlarca kara harekatı, binlerce kişinin ölümüne rağmen yine de direnen birilerinin olması İsrail için başarısızlıktır. Üstelik Gazze’de savaşanların İsrail ordusuna darbe vuran hiç beklenmedik saldırılar gerçekleştirmesi, tüneller yoluyla sağladıkları askeri başarı, İsrail istihbaratının Gazze ve tüneller konusundaki bilgi eksikliği İsrail’de bir süre sonra gündem olacaktır. Gazze saldırısı devam ettikçe İsrail’in kayıpları artarken, bu durum İsrail içinde yeni bir tartışmayı beraberinde getirebilir. 2006 Lübnan savaşında benzeri yaşanmıştır. Başbakan Netanyahu’nun “uluslararası gözlemciler eşliğinde Gazze’nin silahsızlandırılması” önerisi de saldırarak başaramadıkları bu silahsızlandırmayı başka yollarla “halletmeye” yöneliktir. Ama Filistinliler, silahsızlandıkları anda İsrail’e tamamen teslim olacaklarının farkındadır. Yıllar önce bağımsız bir Filistin devleti tartışılırken ‘ordusu olmayan bir ülke’ yaratmayı tasarlayan İsrail, bu yolla Filistinlileri kontrol edeceğini ve dilediği zaman istediğini yapabileceğini planlamaktaydı. Ama bu durumu kabul etmek Filistin için intiharla eş anlamlıdır. Barış masalarında Filistin yönetimini sürekli oyalayan hatta tüm umudunu beyhude bir biçimde buna bağlayan Mahmud Abbas’ın bile masadan ayrılmasına neden olan İsrail, bu fütursuzluğu ile nereye kadar devam eder bilinmez. Ama Filistinlilere diz çöktüremeyeceği ortada. Hamas ve Filistinliler öldürülerek bitmemiştir. İsrail de bunu bilir.
***
Filistin, dünyadaki ezilenlerin, yoksulların, toprağı elinden alınmış ulusların, hala vicdanları olanların, eşitsizliğe, haksızlığa ve tutsaklığa karşı olanların mücadelesidir. İsrail belki bu muharebeyi kazanabilir ama yıllardır işgal ettiği topraklarda savaşı kazanamaz.
Eski bir paradigma gibi görünse de Filistin’i yeniden uluslararası dayanışmanın gündemine taşımak, ulusal kurtuluş mücadelesinin unsuru yapmak, ‘birilerinin’ tekeline bırakmamak ve dünyanın gündemine sadece katliamlar yaşandığında taşımak değil her daim diri tutmak gerekiyor.
Belki bir son not da İsrail’in vahşeti nedeniyle Yahudi düşmanlığı yapanlara.
2009’da Gazze saldırısı sonrası şunları yazmışım: “İsrail politikalarıyla anti-semitizmi ayırabilmek, Filistin direnişinin sadece Hamas’tan ibaret olmadığını bilmek, Varşova’da Yahudi, Gazze’de Filistinli olmak gerekiyor.”

* Gazeteci- Bizim Filistin ve Yıkılsın Bu Düzen, Arap Ayaklanmaları ve Sonrası kitaplarının yazarı.

ÖNCEKİ HABER

Tünellerin iki ucunda da ışık yok!

SONRAKİ HABER

Hakkari'de eylem ve etkinliklere bir ay yasak getirildi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa