25 Mayıs 2014 12:31

Küba'da Avro ve Peso’nun yarışı

Fransa’da beş saat bekleme ve havaalanına erken gitme ile birlikte yaklaşık 22 saatte İstanbul’dan Havana’ya varıyoruz. Paris’ten Havana’ya giden uçak 600 kişilik büyük bir uçak. Ama tıklım tıklım dolu. Herkes 1 Mayıs nedeniyle böyle kalabalıktır diyor.

Paylaş

Kamil Tekin SÜREK

Fransa’da beş saat bekleme ve havaalanına erken gitme ile birlikte yaklaşık 22 saatte İstanbul’dan Havana’ya varıyoruz. Paris’ten Havana’ya giden uçak 600 kişilik büyük bir uçak. Ama tıklım tıklım dolu. Bu nedenle koridorlarda fazla dolaşamıyoruz, koltuğumuzdan başka bir koltuğu kullanamıyoruz. Herkes 1 Mayıs nedeniyle böyle kalabalıktır diyor. Dokuz küsur saat aralıksız yolculuk epey yorucu.

Bir saat kadar Havana havaalanında bavullarımızı almak için bekliyoruz. İşçiler ağır çalışıyor. Havaalanında yüksek  bir güvenlik denetimi var gibi görünüyor ama aslında güvenlik diğer havaalanlarına göre daha gevşek. Hele Paris ile karşılaştırırsak. Paris’te resmen zulme maruz kalıyoruz. Havana’da,  örneğin, el eşyalarımızı x-ray cihazından geçiriyorlar ama cihaza bakması gereken görevli biriyle sohbet ediyor. Cihaza baktığı yok. Pasaport kontrolündeki görevli polise pasaportumuza damga vurmamasını rica ediyoruz. Küba’ya giriş çıkış yapanları ABD’ye almadıkları için. Vurmuyor. Ama dört arkadaş derdini anlatamadığı için onların pasaportuna giriş damgası vuruluyor. Uçakta yanımızda getirdiklerimizin deklarasyonunu içeren bir kağıt doldurtuyorlar. Gümrükten geçerken o kağıtları topluyorlar ama kağıdı doldurmayan ya da bir yerlerde unutanlara da geç diyorlar. Havaalanında sadece kadın görevliler çorap giyiyor ve bu görevliler arasında bizde de son günlerde moda yapılmaya çalışılan kötü desenli çorap modası var. Kadınlar pantolonlu değilse mini etekli. Çoğu güzel melez kadınlar ama içlerinde hatırı sayılacak kadar obez de var. Havaalanında ilk edindiğimiz izlenime göre Kübalılar rahat insanlar. Güler yüzlü ve dalgacı görünüyorlar.  Bizdeki telaş, koşturmaca buralarda yok.
Havaalanından hareket ettiğimizde hava kararmaya başlıyor. Eski Hilton otelinde kalıyoruz. Devrimden sonra buranın ismini Özgür Havana (Habana Libre) olarak değiştirmişler. Altmış sene öncesinin tipik Hilton’u. Odalar büyük, salonlar ve koridorlar geniş, her şey büyük. Yirmi beş katlı. 12. Katta 1222 numaralı odada kalıyoruz. 1961’de Nazım Hikmet Havana’ya geldiğinde bu otelde kalmış. Odada küçük bir buzdolabı var. İçi boş. Fişi çekilmiş. Herhalde tasarruf için. Buzdolabının fişini takıyoruz. Odada fazlalık hiçbir şey yok. Duvarları dört tane resim süslüyor. Yerler halı kaplı değil. Klima var ama iyi çalışmıyor.
Otele girişte bizi bir salona alıyorlar ve birer Mojito veriyorlar. Mojito; rom, buraya ait meyyelerin suları, limon, nane ve kırılmış buz karışımı hafif ve harika bir içki. Bir arkadaş limonu fazla mı kaçmış diyor. Ben hakiki limon kullanmışlar, biz şişede limon suyuna alışık olduğumuz için değişik geldi diyorum. Gülüyoruz.
Oda kartlarımızı alırken yanda çalan canlı müziği dinliyoruz. Bazılarımız hafiften oynamaya başlıyor.
Bavullarımızı otobüsten alıyorlar. Biz giriş işlemleri ile uğraşırken odalarımıza çıkaracaklar sanıyoruz ama her şey bittikten sonra bavulları Resepsiyon masasının bir kenarında dururken buluyoruz. Odalarımıza kendimiz çıkarıyoruz. Yemek salonu asma katta. Yine geniş bir salon. Geç kaldığımız için kalan yemeklerle yetineceğiz. Yemek onda sona eriyor. Bizim giriş yapmamız dokuz buçuk. Açık büfe. Dört bölüm. Kırmızı ve beyaz et ile sosisler ve balıktan oluşan ana yemekler, makarna ve pilav gibi karbonhidratlılar ve salatalar. Tatlılara pek itiraz eden yok ama tropik meyveler çoğu arkadaşın hoşuna gitmiyor. Bazısı karabiberli gibi. Bazısı hem kavuna, hem kabağa benziyor. Domuz etini işaretlemişler. Aşçı bizi bu domuz eti diye uyarıyor.  İçecekler ekstra. Su almak problem oluyor. Çünkü oda hesabına yazılmıyor. Ya oda hesabına bir miktar para yatıracaksın ya da garsona nakit para yani Peso vereceksin. Biz ise henüz para bozdurmadık.  Neyse suyu veriyorlar. Biz de yemekten sonra bir alt kattaki resepsiyona gidip para bozduruyoruz ve suyun parasını ödüyoruz. Bir Avro 1.25 Peso. Ya da 1 Dolar. Otelde küçük bir pet şişe suya 2.25 Peso veriyoruz.  TL olarak 5 liraya geliyor. Aynı su otelin dışında, yandaki pizzacıda 0.50 peso yani 1.25 lira falan. Bira ile suyun fiyatı arasında az bir fark var.  İki farklı para kullanıyorlar.  Turistlere bozulan Peso (KUK) dolara sabitlenmiş. Kübalıların kullandığı peso ise bir doların dörtte biri değerinde. Yani bizim bir Peso ile aldığımız maldan, Kübalılar dört adet alıyor.
Daha önce okuduklarımıza göre araç sayısı çok artmış. Her markadan otomobile rastlayabiliyorsunuz. Özellikle Havana’ nın merkezinde, elbette yeni Havana’ da yollar çok geniş olmasına rağmen yakında trafik sorunu başlayabilir.
SSCB otobüs ve otomobillerine hala rastlanıyor. Çok eski oldukları için hava kirliliğine neden oluyorlar. Çok sayıda bisiklet ve motosiklet de var. Bisiklet ve motosikletten taksi yapmışlar. Önde sürücü oturuyor. Arkada iki kişilik koltuk var. Bisiklet taksi ve motosikletli olana cocotaxi (kokotaksi) deniyor. Bazı bölgelerde faytona da rastlıyoruz. Atların arkasına bizdeki gibi sentetik çuval koymuşlar. Pislikler yerlere dökülmesin diye.
Pizzacıdan su almaya çalışırken köşe de dört polisin bir genci götürmeye çalıştığını görüyorum. Polislerden üçü başka şeylerle uğraşıyor. Biri telsizle, ikisi kendi arasında konuşuyor. Olayın dikkatimi çekmesinin nedeni gencin anormal bir şekilde yüksek sesle polise bir şeyler anlatması ve gitmeye direnmesi.  Polis çok sakin. Kesinlikle gence dokunmuyor. Bir şeyler anlatıp “ merkeze” davet ediyor. Genç yaklaşık on dakika bağırıp çağırdıktan sonra polisle sakin bir diyaloğa gidiyor. Ve polis hadi bir daha görmeyeyim it dercesine genci uzaklaştırıyor. Bu kadar bağırıp çağırmasına, direnmesine rağmen polisin gence dokunmaması beni şaşırtıyor.

ÖNCEKİ HABER

Çanakkalelliler geceyi dışarıda geçirdi

SONRAKİ HABER

Bursa Demokrasi Güçleri ulaşım zammını ve YSK kararını protesto etti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa