11 Mayıs 2014 11:35

Bir çocuğun ölümü yalnızca kendi ölümü değildir

Ölüm ve çocuk yan yana anılması zor iki sözcük. Bir çocuğun ölmesi doğal değildir. Çocuk büyür gelişir, doğal olan budur... Ölüm yetişkinliğe aittir. Belki de yaşlılığa… Oysa Türkiye’de her yıl ortalama 600 çocuk önlenebilir sebeplerden dolayı yaşamını kaybediyor.

Paylaş

Ezgi KOMAN

 “… Bir çocuğun ölümü yalnızca kendi ölümü değildir, başka çocukların da ölümüdür. Onun ölümüne neden olanların çocuklarının da ölümüdür. Bir çocuğun ölümü ağırdır, uzundur, yazılması zordur.”

Haydar Ergülen

Ölüm ve çocuk yan yana anılması zor iki sözcük. Bir çocuğun ölmesi doğal değildir. Çocuk büyür gelişir, doğal olan budur... Ölüm yetişkinliğe aittir. Belki de yaşlılığa… Oysa Türkiye’de her yıl ortalama 600 çocuk önlenebilir sebeplerden dolayı yaşamını kaybediyor. Devlet de bu ölümlerin ya doğrudan faili oluyor ya da önlem almadığı için müsebbibi.
Türkiye 1990 yılında BM Çocuk Hakları Sözleşmesine taraf olduğunda, çocukların haklarıyla ilgili temel 3 yükümlülüğü kabul etmişti. Bu temel yükümlülükler devletlerin insan hakları yükümlülüğünden farklı değildi: Çocukların haklarını ihlal etmeyecek, başkalarının ihlalinden çocukları koruyacak ve çocukların hak ve özgürlüklerinin yaşama geçmesini sağlayacak.  Oysa durum hiçbir zaman böyle olmadı…
2011 yılından bu yana Gündem Çocuk Derneği’nin hazırladığı “Çocuğun Yaşam Hakkı”raporları; her yıl nasıl da devletin yaşam hakkı yükümlülüğünü yerine getirmediğini açıkça gösteriyor:  2011 yılında en az 815 çocuk, 2012 yılında en az 609 çocuk, 2013 yılındaysa ne yazık ki en az 633 çocuk önlenebilir sebeplerden dolayı yaşamını yitirdi. 2014 yılında da bu ölümler ne yazık ki devam ediyor… Ecesu, Pamir, Mert, Gizem, Berkin ve diğerleri…
Haydar Ergülen’in dediği gibi; bir çocuğun ölümü yalnızca kendi ölümü değil. Kendisiyle birlikte başka çocukların da ölümü… Bir çocuğun ölümü, yok sayıldıkça kendisinden sonraki başka çocukların öleceğinin bilgisi, haberi aslında… Nitekim derneğin hazırladığı raporlar da bunu anlatıyor. Raporda yer alan aynı başlıklarda yaşam hakkı ihlaline uğrayan çocukların sadece adı değişiyor ve ne yazık ki bir sonraki yılın raporuna ilişkin haber veriyor…  
Örneğin; 2012 yılında yaşam hakkı ihlaline uğrayan en az 609 çocuk, 2013 yılında yaşamını kaybedecek olan 633 çocuğun haberini veriyordu bizlere. Veriyordu çünkü bu ölümlerle ilgili herhangi bir önlem alınmamış, çocukların yaşadıkları ihlallerin üstü örtülmüş, sorumlular cezasız bırakılmış, olanlardan dersler çıkartmak ve acil yapısal önlemler almak yerine her ölüm münferit bir olaymış gibi gösterilmişti.
Hatırlayacaksınız! 2010 yılında eğitim hizmeti alırken ölen 6 yaşındaki EfeBoz’u… Efe’nin neden öldüğünü Milli Eğitim Bakanından tutun Müsteşara, ilgili milletvekillerinden tüm cümle âleme kadar herkes bilmesine karşın, Efe’den sonra da okullarda fiziksel güvenliğe ilişkin yapısal bir değişiklik yapılmadığı için 55 çocuk aynı sebeple yaşamını kaybetti. 7 yaşındaki Şükrü Salih Sağlam bunlardan sadece biri… 2013 yılının Mart ayında Ankara’nın Etimesgut ilçesinde bir okulun yaklaşık 300 kilo ağırlığındaki raylı demir kapısı üzerine düşerek yaşamını kaybetti Şükrü Salih.
13 yaşındaki Uğur Kaymaz’ı hatırlayın… Babasıyla birlikte evinin kapısının önünde bedenine 13 kurşun yedikten sonra, “terörist” ilan edilmiş ve ölümünden dolayı tek bir kişi bile ceza almamıştı. İşte tam da bu yüzden, Uğur’u öldürenler cezasız bırakıldığı için 2013 yılında 14 yaşındaki Hasan Kaya da yargısız infaz sonucunda yaşamını kaybeden 4 çocuktan biri olarak raporda yer alıverdi. Hasan Kaya ise 6 Haziran 2013 tarihinde Şanlıurfa’da, polis ekibinin kasksız oldukları iddiasıyla “dur” ihtarında bulunduğu bir motosikletin yaptığı kaza sonucu yaşamınıyitirdi.
Peki; 14 yaşındaki Ceylan Önkol’u hatırlıyor musunuz? Akşam için annesinden makarna isteyerek çıktığı evinin yakındaki arazide askerlerin havan mermisiyle yaşamını kaybetmiş, olayla ilgili  takipsizlik kararı verilmişti. İşte yine bu yüzden, Ceylan’ın ölümüyle ilgili herhangi bir şey yapılmadığından, kara mayınları ve askeri mühimmat sebebiyle en az 5 çocuk 2013 yılında yaşamını kaybetti. 12 yaşındaki Behzat Özen ile 11 yaşındaki Ramazan Yıldız bunlardan sadece ikisi…
13 yaşındaki AhmetYıldız’ı da hatırlarsınız belki. Adana’da kaçak olarak çalıştırıldığı işyerinde,daha fazla kâr için sensörü bozulan pres makinesine sıkışarak yaşamını kaybetmişti… Çocuk işçiliğine ve onun en kötü koşullarına, yoksulluğa, ailelerin sosyal haklarına ilişkin yıllardır çözüm üretmeyen, hatta çocuk işçiliğinin önünü açan devlet yüzünden; 2013 yılında Ahmet gibi en az 71 çocuk işçi yaşamını kaybetti.
2014 yılına gelelim. 3 buçuk yaşındaki Pamir’i hep birlikte tanıdık, onun için birlikte üzüldük. Büyük bir dayanışmayla kaybolduğu andan itibaren bulunması için İstanbullular seferber olmuş ancak Pamir’in site içeirisinde açık bırakılmış havuza düşerek yaşamını kaybettiğini öğrenmiştik. Bakın 6 yaşındaki Mehmet Evgi’ye… 14 Temmuz 2013’te Alanya’da bir apartmana ait havuza düşerek tıpkı Pamir gibi yaşamını kaybetmişti. Pamir ve Mehmet’in ölümünü, 2013 yılında kentsel ve kırsal alanda fiziksel önlemler alınmadığı için yaşamını kaybeden en az 101 çocuk haber etmişti. Ancak ne yazık ki kimse bunu dikkate almamıştı. Pamir’in de, Mehmet’in de ölümünün sorumlusu; benzer şekilde yaşanan ölümlerden hiçbir ders çıkarmayan devlet elbette…  Pamir’in ölümünün ardından iki aya yakın vakit geçti. Kentsel ve kırsal alanların çocuklar için güvenli hale getirilmesiyle ilgili ne yapıldığını bilen var mı?
Peki ya devlet şiddetinden ölen çocuklar? Ölümüyle milyonları sokağa çıkartan 15 yaşındaki Berkin gibi 2006 yılından beri sadece biber gazı sebebiyle yaşamını kaybeden 7 çocuğu bilir misiniz? 8 yaşındaki Enes’i, İsmail’i, 17 yaşındaki Mahsun’u, 13 yaşındaki Doğan’ı, 7 yaşındaki Umut Furkan’ı, 1,5 yaşındaki Mehmet Uytun’u, 11 yaşındaki Mazlum’u… Berkin’den önce yaşamını kaybeden bu çocuklarla ilgili tek bir güvenlik görevlisi ceza almadığı, bu ölümlerden ders çıkartılarak biber gazı yasaklanmadığı için Berkin’i kaybettik… Peki ya Berkin’in ölümü? Onun ardından biber gazı kullanımıyla ilgili çocukların yaşam hakkının korunmasına ilişkin ne yapıldı? Yanıtı belli. Hiçbir şey. Hiçbir şey yapılmadı ki 25 Mart günü 10 yaşındaki M.E. polisin kullandığı gaz fişeği sebebiyle kafasından ağır yaralandı. Neyse ki M.E yaşamını kaybetmedi…
Gündem Çocuk Derneği olarak, raporlarımızda sadece çocukların isimlerinin değişmesini istemiyor, her yıl ölen çocukların azalacağını umut ediyoruz. Çabamız da bunun için… Ancak bildiğimiz bir şey var: Çocuk ölümlerinin sona ermesi ancak devletin tüm bu ölümlerde kendi sorumluluğunu kabul etmesiyle, tek tek her ölümden bir ders çıkarmasıyla ve acil önlemler almasıyla mümkün. İşte bu yüzden son günlerde medya görünür kıldığı için arttığı düşünülen çocuk ölümleriyle ilgili herkesi; hükümetin yüzeysel, günü kurtaran, popüler söylemlerle dile getirdiği ve etkili olamayacağı açık olan; ne sadece ağırlaştırılmış ceza değişikliklerine ne de “Çocuklarınıza çığlık atmayı öğretin” şeklindeki gayrı ciddi söylemlerine kulak asmadan hak temelli ve bütüncül bir çocuk politikası talep etmeye, birlikte, dayanışmayla çocuklar için harekete geçmeye çağırıyoruz. Bunu yapmak için daha kaç çocuğun ölmesi gerekiyor ki?

* Gündem Çocuk Derneği Çocuk Hakları Merkezi Koordinatörü

ÖNCEKİ HABER

Biz duyduk siz duydunuz mu?

SONRAKİ HABER

Bursa Demokrasi Güçleri ulaşım zammını ve YSK kararını protesto etti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa