15 Mart 2014 23:34

ODTÜ'lü Fenerbahçeliler'in ortak paydası ODTÜFEB

Keşke paranın değil de emeğin, alın terinin daha değerli olduğu ya da kaybedenin kazananı kutladıgı ve bu tarz olumlu örneklerin yaşandıgı bir ortam olsa. İşin içine para girince ki futbol ekonomisi artık dünyada söz sahibi olan bir ekonomi oldu, işler farklılaşıyor

Paylaş

Yusuf Eren DÖLEK
Sinancem ALİKOÇ
ODTÜ

Taraftar grupları özellikle Gezi eylemlerinden sonra statlardaki ve stat dışındai ilginç eylemleri ve sloganlarıyla herkesin dikkatini çeken topluluklar haline geldi.  Biz de ODTÜFEB çatısı altında bir araya gelen Fenerbahçeli öğrencilerle bir sohbete başladık.

Hiçbir üst taraftar grubuna bağlı olmadığınızı biliyoruz. Bunun nedenini sorabilir miyiz? Kendinizi nasıl tanımlı-yorsunuz?

Ahmet Şenocak: Hepimizin lisedeyken hayalleri vardı. ODTÜ gibi bir okul hepimizin hayallerini süslemekteydi. ODTÜ’ye gelince de Fenerbahçeli olduğumuz için ODTÜFEB dikkatimizi çekti. Neden ODTÜFEB’de olduklarını sorduğumuzda ODTÜ’lü ve Fenerbahçeli olan herkesin bu ortak paydada buluşturduklarını söylediler. Örneğin; merkezi tribün grupları bir yerelde bir ürün çıkartmak istediğinde “Yok o ürünü çıkartamazsınız.” diye emirler alıyorlar. Bu gibi gruplarda bilet bulmak öncelikli olabilir ama bizim derdimiz aynı plartformda eşit bilet önceliği sağlanması. Biz bu gibi şeyler istediğimiz için ODTÜFEB’de birleştik.

İçinde Omonio Gate, Mavi Şimşekler gibi grublarında olduğu, sistem karşıtı ve antifaşist tribünler hakkında ne düşünü-yorsunuz?

Ferhat Açar: Türkiye’de de böyle   gruplar az çok var. Adı duyulsun veya duyulmasın fark etmez. Fenerbahçe taraftar grupları arasında da var. Ama tabi konu taraftarlıksa, biz öncelikle takımını tutan-destekleyen bir topluluğuz. Keskin çizgilerin olmaması gerektiğini düşünuyoruz. Biz onların yanlış şeyler söylediklerini söylemiyoruz tabi, kendilerine göre düşündükleri doğrudur. Hatta onlarla ortak paydada fikirleri-miz  de olabilir ama konu taraftarlıksa bu kadar keskin çizgiler olmamalı.

İŞİN İÇİNE PARA GİRİNCE

Bu grupların temelinde aynı zamanda endüstriyel futbol karşıtlığıda yer alıyor. Türkiye’de de bunun olduğunu düşünüyor musunuz? Şike davalarının muammalarla yürümesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ahmet: Keşke bütün kulüpler endüstriyel futbola karşı olsa. Yani paranın değil de emeğin, alın terinin daha değerli olduğu ya da kaybedenin kazananı kutladıgı ve bu tarz olumlu örneklerin yaşandıgı bir ortam olsa. İşin içine para girince ki futbol ekonomisi artık dünyada söz sahibi olan bir ekonomi oldu, işler farklılaşıyor. Şike davalarına geldiğimizde, biz şike olup olmadıgını tartışmıyoruz. Neden böyle bir şeyde Fenerbahçe gibi bir kulüpun suçlandığını kendimize göre açıklayalım: Fenerbahçe Spor Kulübü başkanlığı bu ülkede inalnılmaz bir güç. Binlerce sayfalık iddanameler, telefon konuşmaları, iddalar, Aziz Yıldırım gözaltına alındıktan sonra bazı basın organlarının bazı görüntüleri ortaya çıkarması, bazı yazarların daha hiç kimse bilmezken bazı iddanameleri ortaya atması bize işin içinde başka işler olduğunu düşündürüyor. 3 Temmuz sabahı kalktıgımızda biz şike olmuş olabilir dedik. Çünkü zaten şike kavramı bu ülkede gerçek, şike yapılıyor. Bizim de aklımıza şike yoktur lafı gelmedi ama sonradan baktığımızda bazı asılsız iddaların hiçbir zaman kanıtlanamaması aklımıza bunun sadece şike ile alakalı olmadığını getirdi.


KÜFÜRE KARŞIYIZ

Türkiye’de gençlerin tribüne, taraftar grublarına bakış açısı sizce nasıl? Tribünde küfrün önemli yer tutması ve reislik gençliğin bakış açısını etkiliyor mu?

Ahmet: Şuan ülkemize baktığımızda amigo ve reislik kavramlarının daha sonradan başka boyuta sürüklendigini söyleyebilirim. Mafya vari olan insanların geçmişte bu tribünlerde liderlik etmiş olmalarında zaten bunun payı var. Bunların hepsinin amacı işi gücü internet kafede oyun oynamak olan insanlara “Gelin sizlere abilik yapalım.”, “Sizlere bir güç verelim.” diyerek onları kandırıp etkilemek. Küfür olayına gelince de mesela bizim tek prensipimiz vardır, tek kırmızı çizgimiz, hiç bir zaman küfür etmeyiz. Küfredenlerin de hep karşısında olduk. Küfüre tepki verilecekse ODTÜFEB olarak ilk önce biz veririz.


SPOR ve SİYASET İÇ İÇE

Gezi eylemlerinden sonra tribünlere bir baskı geldi. Bu da “Spora siyaseti karıştırmayın.” sözleriyle ortaya sürüldü. Buna hükükmetin yolsuzluk sürecinde tribünlerin sesini kısması da eklendi. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce tribünler bu konu hakkında nasıl tutum almalı?

Ferhat: Zaten sene başından beri bütün maçlarda bunu görebiliyoruz. Fenerbahçe maçından örnek vereyim: Dakika 34’te atılan ‘Her Yer Taksim Her Yer Direniş’ sloganının yayıncı kuruluş tarafında kıslıması bile kabul edilebilecek bir olay değil. Gezi olayı çok büyük bir olaydı. Belki hükümet en başta çok önemsemedi ama bir yerden sonra bunu olmamış gibi sayılacak bir olay olmadığını farketti. Belki de korktular, her şeye bir sınırlama getirebildikleri gibi bu sefer de tribünlere sınırlama getirmek istediler. Sadece hükümette değil diğer taraftar grupları da çağrı yapmaya başlayınca tribünlerde ufak çaplı da olsa bölünmeler, çatlaklar oluşmaya başladı. Aynı anda birkaç maçta ‘Her Yer Taksim Her Yer Direniş’ diye  slogan atanları ıslıklamaya başladılar. Bu da Gezi eylemlerine bütün tribünlerin katılmadığını gösterdi.

Ahmet: Sporda siyaset Gezi eylemlerinden önce de vardı. Örneğin 2002 yılında ‘Sandıkta Görüşeceğiz Mesut Bey’ diye bir pankart açıldı Fenerbahçe tribünlerinde. Polis indirmeye çalıştı, indiremedi. Futbol insanların hayatlarında en ön planda olduğu sürece siyaset sporun içinde mutlaka oluyor. 2002 yılından sonra açılan bir pankart da şuydu:‘Adam Gibi Adam Tayyip Erdoğan’. 17 aralık operasyonundan sonra hükümet ve cemaat arasındaki  kavga gün yüzüne çıkınca bazı kesimler de ne oluğ bittiğini anlamaya başladı. Bizim tribünlerde Kasımpaşa maçında bir birleşim söz konusu oldu ki bu da daha 19 yaşında olan Ali İsmail Korkmaz arkadaşımızı kaybetmemizden sonra oldu. Keşke öyle bir şey olmadan bu birleşmeler olsaydı da gencecik yaşta insanları kaybetmeseydik.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Ahmet: Ben söyleyeyim. Ali İsmail Kormaz’ın annesi Kasımpaşa maçına davet edildi. O kadar çok insan Ali’nin annesinin elini öpmeye gitti. Annesinin “Bir oğlumu kaybettim ama binlerce Ali İsmail’im var.” sözü hepimizi duygulandırdı. Artık hepimiz Ali İsmailliz. İmkanımız olursa onu çağırmak isteriz. Ali İsmail’in arkasında prim yapmaya çalışan insan sayısı oldukça fazla. Artık direnişin yeni adı olmaya başladı Ali İsmail. Direnişten nemalanmaya ya da taraftar sayısını arttırmaya çalışan gruplar bile olabilir ama Fenerbahçe- Beşiktaş- Galatasaray taraftarının Kasımpaşa maçından önce kendi tutuğu takımın formalarıyla destek vermeleri, Ali İsmail’i unutmadığımızı göstermeleri güzel şeyler. Bir de bizim kulubün Ali İsmail için 19 numaralı formayı rafa kaldırma projeleri var. Bunu yaparlarsa çok anlamlı olur diye düşünüyorum.

Ferhat: Güzel örneklerden biri de B. E. kardeşimizin babasının da aynı maçta ağırlanmasıydı. Hatta onun için de yeni beste yaptık, tıpkı Ali İsmail’e yaptığımız gibi. Ahmet Atakan’ın ailesini de inşaallah bu şekilde ağırlarız.

ÖNCEKİ HABER

Her kuşak iktidarlara karşı kendi minör edebiyatını oluşturur

SONRAKİ HABER

Elazığ’da köpeklerin saldırısına uğrayan kadın hayatını kaybetti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa