Aşkın tek taşlaşması!

Aşkın tek taşlaşması!

İşte bu ‘sahiplik’ ve mülkiyet temeli, metalaşma; hem kadına ya da erkeğe sahip olmayı; hem de kadının ve erkeğin, mülke, eve, arabaya, tek taşa, pahalı mücevhere sahip olma tutkusunu körükledi. Meta, toplumda saygının, ‘sevgi’nin, statünün en vesveseli aracı olarak başlı başına bir amaç haline geldi.

Arif KOŞAR

3 yaşındaki Muharrem Taş’ın cansız bedeni babasının sırtında ve çuvalının içinde. Çuvalın değeri, sırtında taşımanın bedeli, evladının kırık dökük mezar taşının başında ağlayan annesinin acısının maliyeti… O annenin gözyaşının, bir metrelik mezarının, o mezar taşının yamuk yumuk kenarlarının, topraktaki tümseğin, karlı yoldaki ayak izinin; bütün bunların toplam ederi kaç lira?
Rekor kıran ihracatın, dünyanın ‘gıpta’ ile baktığı ekonominin, ayakkabı kutularındaki ‘bağış’ların, imara açılan alanların, kat izni arttırılan binaların, inşaatların, alışların, verişlerin, merkezlerin, işhanlarının, kıyılardaki otellerin, bilboardlardaki reklamların, koca koca gökdelenlerin, bankaların, ‘havuzlu’ televizyonların, gazetelerin kaçta kaçıdır?
Kaç lira tazminat ödenmelidir?
Kaç lira tazminat ödenince, o annenin gözyaşına ve haykırışına ‘höööytt’ deme hakkı olur Başbakan’ın…  

META FETİŞİZMİ

Ölümün ve öldürmenin metalaştığı bir dünyada aşkın metalaşmaması mümkün mü?
Marx’ın meta fetişizmi dediği, daha 1844 El Yazmalarında ifade ettiği ‘yabancılaşma’nın doruk noktasında; çırılçıplak kapitalizmin rezil bir sonucudur; her şeyin ama her şeyin meta/para ile ölçülmesi.
Acının, derdin kederin, mutluluğun, hüznün, geleceğin geçmişin, sevginin, saygının, aşkın; insana, doğaya, ‘ölçülemez’ olana dair ne varsa; hepsinin para ile ölçülür olması…
Ve bunun en pespaye örneklerinden birisi olarak aşkın metalaşması…
Kanser hastası üniversiteli genç kadının eline para sıkıştıran birinin bakan olduğu; Gezi’deki ölümlerin ardında ve önünde; kırılan camları, zarar gören arabaları, dövizin artışını borsanın düşüşünü anlatan, anlattıran, hele de buna inanılan bir düzende; aşkın temiz, saf kalması mümkün mü?
Marx, daha gençlik eserlerinden başlayarak; cinsel ilişkinin kurumsallaşmış hali olarak ‘burjuva aile’nin ve aşkın, kapitalist ilişkilerin toplumsal kuşatmasından; onun dinsel, kültürel ve ideolojik hegemonyasından bağımsız olmadığını vurguladı. Burjuvazinin üretim, dağıtım ve düşünsel araçlar üzerindeki mülkiyeti, devlet gücü, ataerkil kültürel hegemonya; aşkın doğallığını ve içtenliğini ortadan kaldırırken; onu kapitalist/ataerkil temelde yeniden üretti. Artık burjuva aşk; bir sahiplik ilişkisi, bir mülkiyet tarzı haline geldi: “Bütün bu çelişkileri içeren ve kendisi; ailedeki kaba işbölümüne ve toplumun tek tek ve birbirine karşıt ailelere ayrılmasına dayanan işbölümü ile ... kadının ve çocukların erkeğin kölesi olduğu ailede, ilk biçimi bulunan mülkiyet doğdu.” (Marx, Kutsal Aile)
Ve mülkiyetin bu biçimiyle, toplumdaki özel mülkiyetin biçimi tamı tamına uyuştu: “Ailede henüz elbette çok kaba, gizli olan kölelik, ilk mülkiyettir.” (Marx, Kutsal Aile)
Günümüz ailesi ve bireyler arasındaki aşk ilişkisinin; bir sahiplik ve mülkiyet ilişkisine dönüşmesi; toplumsal ilişkilerin bir sahiplik ilişkisine indirgenmesiyle kol kola yürüdü.
İşte bu ‘sahiplik’ ve mülkiyet temeli, metalaşma; hem kadına ya da erkeğe sahip olmayı; hem de kadının ve erkeğin, mülke, eve, arabaya, tek taşa, pahalı mücevhere sahip olma tutkusunu körükledi. Meta, toplumda saygının, ‘sevgi’nin, statünün en vesveseli aracı olarak başlı başına bir amaç haline geldi.
Bu nedenle; aşka biçilen ‘maddi değerle’, acıya biçilen maddi değer, aynı piyasanın kuralları tarafından belirlendi.

BİRBİRİNDEN BAĞIMSIZ DEĞİL

Aşkın ‘tek taş’laşması; metalaşmasının tipik bir göstergesi haline geldi. Afrika’nın kadim topraklarından ‘kara köle’ emeğiyle çıkartılan elmasın uygun kesim ve ‘yiyim’le ucuzundan ve pahalısından pırlantaya çevrilip tek taş halinde satışa sunulması bir sevgililer günü geleneği oldu.
Her ‘tık’ta tek taş reklamı ve kampanyasının çıkması, aşağılanan, ‘sahip olunan’ kadının, ‘ince’, ‘narin’, ‘ilgiye muhtaç’ ve ‘hediyelerle el üstünde tutulan’ aynı kadın olarak yeniden üretilmesi; kapitalist ataerki madalyonunun iki yüzü. Bu nedenle kadına şiddetten geri kalmayanlar tek taşta da dümdüz gidebildi.
Sorun; aşkın taraflarının birbirlerine hediye alması değil elbet. Aşkın değerinin büyük bir ‘tüketim’ propagandası eşliğinde tek taş değeriyle ölçülür hale getirilmesi. Bir tüketim nesnesi olan aşkın kolayca tüketilmesi ve tükenmesi de kaçınılmazdı.
Marx, aşkın hiçbir maddi kaygı ve çıkar olmadan yaşanması gerektiğini düşünüyordu. Ancak kendisinden önceki idealizmden farklı olarak Marx, aşkın özgür bireylerin özgür eylemi ve yaşamı olarak kurulmasını; sadece bireylerin keyfine bırakmıyor, aşkın ve ‘acı’nın özgürleşmesini toplumsal kurtuluşla sıkı sıkıya bağlıyordu.
Yani, aşkın kurtuluşu tek başına bireylerle değil, bireyleri kuşatan, koşullandıran, her gün bir takım iş ve eylemleri yapmaya zorlayan, bir kültür ve gelenek sistemini üreten ilişki biçimlerini kökten değiştirmekle ilgilidir. Elbette bu, bugünden, metalaşmadan bağımsız bir aşk imkanını ortadan kaldırmaz.
İşte bu nedenle, aşkın metalaşması ve tek taşlaşmasına karşı, kadınların ve erkeklerin -gerçek- özgürlüğü, kapitalizmin, burjuva ailesinin ve homofobinin ötesinde mümkündür.

www.evrensel.net