Hamlet ve diğerleri

Hamlet ve diğerleri

İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun Hamlet’i Bülent Emin Yarar’ın tek kişilik performansıyla ses getiriyor. Oyun, düzenin içinde farkındalıkla varolduğu vakit Hamlet oluverenlerle “diğerleri”ni karşı karşıya getiriyor.

Fatma ONAT

İktidar bir hazinedir çokları için. Karşılığında her şeyi vermeyi mübah saydıkları bir hazine. İçinde ihanet, mücadele, entrika vardır. Fakat en çok da kan kokar. Ölümlerden ölüm beğendiren çarpışmaların, arkadan darbelerin alanıdır. Bunlar içinden sağ kurtulanların, ihanete uğrayanların ya aklıyla ya da kalbiyle küskünlüğü başlar. Hamlet metninin psikolojik altyapısı işte böyle bir küskünlük taşır içinde. İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun taze Hamlet’i de bu psikolojik zemine uzak kalmadan bir oyun koyuyor ortaya. Oyunun dekorunun göbeğine yerleştirilen kral tacı bu okumamıza destek veriyor daha en başından. Fakat bu oyunu ayrıcalıklı ve çok konuşulur hale getiren öncelikli durum; Shakespeare’in çokça uyarlamaya kaynak, sahneleme örnekleri bol, sinemanın da kaymağını yemeğe devam ettiği bir trajik karakter ve onun etrafındakilerle büyüyen hikayesinin  tek kişilik bir performansla canlandırılması.

HİKAYEYE DAİR

Babası, amcası tarafından öldürülmüş, aynı amca annesiyle evlenip babasının yerine geçmiş ve etrafı güvenmedikleriyle sarılı bir çemberin içinde hayatta kalandır Hamlet. Güçlü bir gerilimin yaşandığı atmosferde, gerçeği ortaya koyup babasının intikamını alma çabası içindedir. Amcasının, babasının katili olduğu gerçeğini. En çok da kendi gözlerini buna inandırmak ister. Oyun metninin içine yerleştirilen oyun temsili de en çok bu gözler için, bir o kadar da Hamlet’in aklı içindir. Babasının ölüm anının bir gösteriye dönüşmesini ister. Bu temsil sırasında gözü seyirci tarafındaki amcasında olacaktır. Amcasının bir anlık refleksiyle aklı ve kalbi arasındaki çatışmayı durduracaktır. E bu kaba oyun özetinin bile içinde onca karakter, hikaye barındırdığı düşünüldüğünde tek başına bir Bülent Emin Yarar nasıl kalkabilmekte bunun altından.

SAHNELEME YÖNTEMİ

Hakan Dündar dekor tasarımını; siyah kadifeyle kaplanmış, pırlanta yüzüklerin yerleştirildiği, içi ipek kaplı ihtişamlı kutulardan hareketle oluşturmuş. Belli ki yaratıcı ekip değerli bir kutu sayıyor aklı ve kalbi, içine de olacakların müellifi bir taç ve ana karakterimiz Hamlet’i yerleştiriyor. Işıl Kasapoğlu’nun rejisi bu metaforik başlangıç sayesinde oyuna ilk etapta basit bir anlam yüklemeyi kolaylaştırdığından, göz korkutan oyun katmanlarına seyirciyi hemen yaklaştırma becerisi göstermiş oluyor. Demek ki ortada değerli bir şey var ve olaylar onun etrafında dönecek diyor seyirci tarafınız. Bu değerli şeyse, kutunun göbeğine yerleştirilmiş bir kral tacı. Trajedinin etrafında döneceği tac. Emin Yarar, oyundaki esas kişi Hamlet olarak varlık gösteriyor. Biz de odağımızı tactan uzaklaştırıp Hamlet’e kaydırıyoruz hemen. Daraltılmış bir metin var karşımızda. Fakat bu daraltma karakteri büyütme zıtlığıyla birarada olunca önemli bir tercihe dönüşüveriyor. Odağa Hamlet konuluyor. Lordlar, kral, Ophelia, anne ve diğer oyun kişilerinin hepsi Yarar’ın sesinde birer canlandırma olarak varlık gösterebiliyor.
Kuklalar, küçük bez parçaları, metrelerce kumaştan destek alıyor prodüksiyon. Metnin en önemli sahnelerinden biri olan “Hamlet’in babasının öldürülme anı”nın canlandırılma sahnesi kuklalar aracılığıyla kotarılıyor. Bu tercih, sözkonusu sahnenin anlamını büyüten bir yöntem olarak dikkat çekiyor. Kukla oynatıcısı, Hamlet’in kendisi çünkü. Dolayısıyla bir temsil tertip etme planının en başından beri düzenleyicisi olduğu düşünüldüğünde anlama fazlasıyla hizmet eden bir yönteme dönüşüyor bu. Zemindeki işlevsel derinlik bir yanıyla tabut, diğer yanıyla “kirli işlerin” gömüldüğü bir sandığa evrilebiliyor. Oyuncunun hareket alanı içindeki küçük malzemeler dışında, tek kişilik performansı gölgelemeyecek bir sadelik hakim sahnede.

EKSİKLİK DUYGUSU

Yarar’ı sahnede izlemenin seyirci tarafını pek memnun eden bir boyutu olsa da oyun boyunca “bu işte bir eksiklik var” duygusu peşinizi hiç bırakmıyor. Bu eksikliğin ilk etapta niceliksel bir şey olduğunu düşünüyorsunuz. Tek kişilik tercihin, hikayenin aksiyonunu yavaşlatan, kurgusunu zayıflatan bir yanı olabileceği önyargısı söz ettiğim. Fakat bir eleştiri olarak ortaya koyulabilecek bu “hafiflik” oyunun belli bir bölümünden sonra, ağırlığın bilinçli bir şekilde azaltıldığı fikriyle başka bir boyut kazanmaya başlıyor. Yani nicelikteki hafiflik kısmen oyunun yapısına da sirayet ediyor. Okumayan, izlemeyen için bile trajik bir imgeye dönüşmüş derinlikli karakterin etrafındakileri de sadece bu karakter üzerinden görünür kılan bir sahneleme olduğunu fark etmeye başlıyoruz.  Yarar’ın oyunculuğu da bu durumu destekler nitelikte. Oyundaki “diğerlerinin” toplumsal konumuna atıfla oluşturulmuş bir hafifleştirme yöntemiyle sürdürüyor performansını. Arada minik gıdıklamalar yaparcasına mizahi bir boyut katıyor oyunculuğuna. Düzenin içinde farkındalıkla varolduğu vakit Hamlet oluverenlerle “diğerleri”ni karşı karşıya getiriyor. Bütün o diğerlerinin oynatıcının elinden çıkma figürlerden öteye gitmediğini görünür kılıyor bu sayede. Hamlet’in de içinde bulunduğu kutunun kapağının bir başkası tarafından açıldığını, istendiğinde kapatılabileceği mesajını daha en başından vermiş oluyor. Tabii bütün bunlara rağmen de o “eksiklik” duygusunu gidermek noktasında çok etkili olamıyor oyun. Fakat kurmaya çalıştığı yapının içinde istikrarlı olmak noktasında bir övgüyü hak ediyor. Değerli olan, kapağı açılan Danimarka mı yoksa kapağın altındaki Hamlet ve diğerleri mi?

[email protected]

www.evrensel.net