19 Kasım 2013 01:29

Kayıp çocuklar şehri

Marc Caro ve Jean-Pierre Jeunet’in yönettiği 1995 yapımı “Kayıp Çocuklar Şehri” filminde, rüya görme yetisini kaybetmiş olan acımasız Krank bu yüzden erken yaşlanmaktadır. Çareyi kaçırdığı çocukların rüyalarını çalmakta bulur. Fantastik film kategorisinde değerlendirilen “Kayıp Çocuklar Şehri”nin çok gerçekçi olan bir yanı günümüz kentlerinde her gün daha da sertleşerek yaşanıyor. Çocukların sadece rüyalarını değil, haklarını, umutlarını ve hatta yaşamlarını çalıyoruz. Hem yaptıklarımızla hem de yapmadıklarımızla...

Kayıp çocuklar şehri

Paylaş

Mehmet Onur YILMAZ*

Marc Caro ve Jean-Pierre Jeunet’in yönettiği 1995 yapımı “Kayıp Çocuklar Şehri” filminde, rüya görme yetisini kaybetmiş olan acımasız Krank bu yüzden erken yaşlanmaktadır. Çareyi kaçırdığı çocukların rüyalarını çalmakta bulur. Fantastik film kategorisinde değerlendirilen “Kayıp Çocuklar Şehri”nin çok gerçekçi olan bir yanı günümüz kentlerinde her gün daha da sertleşerek yaşanıyor. Çocukların sadece rüyalarını değil, haklarını, umutlarını ve hatta yaşamlarını çalıyoruz. Hem yaptıklarımızla hem de yapmadıklarımızla...
Bunu önce ve en sık, çocukluğu ve onların oluşturduğu kendine has ve sınıfsal özellikler gösteren bir topluluk olarak çocukları görmezden gelerek yapıyoruz. Bunun en önemli sebebi de her birimizin çocukluk ile olan ilişkisinde ve bunun toplumsal görüntüsünde yatıyor. Çocukluk insan hayatında geçici bir dönem. Yaşanıyor ve geçiyor. Orta yaşlı, beyaz, zengin erkek ideali üzerinden yürüyen toplumda, çocukluk, bir an önce aşılması gereken ve varış noktası (başarısı) yetişkinlik olarak görülen bir süreç; neredeyse kabakulak gibi kaçınılmaz bir hastalık. Çocukluktan çıkmak ise bir nevi sınıf atlamak gibi. Kişiler yetişkinliğe varmak üzere motive olmuş bir ortamda bir şekilde atlattıkları çocukluklarını hemen unutmaya ve bir çocukları olana kadar da bir daha düşünmemek üzere geride bırakmaya programlanmış gibiler.
Oysa toplumlar için çocukluk bireylerden farklı olarak sürekli bir durum ve çocuklar da üretim araçları ile ortak sosyal, politik ve ekonomik ilişkilenme biçimleri, toplumsal kaynaktan aldıkları payın özellikleri (yetişkinlere bağımlılığı mesela) ve örgütlülük (örgütlenmeme) biçimleri ile sınıfsal özellikler gösteren bir topluluk. Ama çocukluk algısı geçicilik üzerinde kurulu olan, çocukluğunu aşmaya ve unutmaya programlı bireylerden oluşan toplum çocukluğa aynı bireyleri gibi, geçici bir durum olarak bakıyor. Dolayısıyla çocukların sorunlarına bakışı sınırlı, ürettiği çözümler ise geçici oluyor. Üstelik çocuk topluluğunun bireyleri oy hakları olmadığı için demokratik sistemin de dışında. Üstüne üstlük örgütlenmiyorlar, haklarını aramıyorlar, isyan etmiyorlar. Dolayısıyla egemen yetişkinler dünyasının çıkar mücadelesi içinde sömürülmeye, gözardı edilmeye hayli müsaitler. Rüyalarını, haklarını, umutlarını ve hatta yaşamlarını çalmak, işini bilen yetişkin dünyası için “çocuk oyunu” gibi. Sorsanız herkes çocukları seviyor; ama aslında sadece kendi çocuklarını seviyor ve sadece onlar için mücadele ediyor. Bu da ezilen bir topluluk olarak çocuklar için bütüncül bir olumlu etki yaratmıyor.

KENTTEN DIŞARI İLK ATILANLAR

İşte günümüz kentleri çocuğa ve çocukluğa bu şekilde bakan yetişkinler dünyasının kentleri. Bir kısım yetişkin tarafından ve sadece bir kısım yetişkin için inşa edilmiş, yönetirken de daha az bir kısım yetişkinin fikir ve görüşlerine başvurulan kentler... Bu kentlerde yerel yönetimlerin çocuk gündemi; kavşak kenarlarında bina yapılamayacak parsellere sıkıştırılmış, yetişkin fantezisi ucube plastik oyuncakları ile birbirini tekrar eden çocuk oyun alanları ile sınırlı. Çocuklar için olanaklardan biri olması gereken çocuk oyun alanları, gittikçe çocuklar için tek kentsel alan haline dönüşüyor. Büyük kentlerde sokakta tek başına yürüyen bir çocuk için akıllara ilk gelen iki beter ihtimal var: Ya “tinerci”dir, ya “dilenci”.
Çocukların kentsel alanları kullanması, küçük Anadolu kent ve kasabalarında sürse de büyük kentlere gelindiğinde ilk vazgeçilenlerden. Kentsel ve siyasal alanlardan soyutlanan çocuk, yerel yönetimlerin gündeminden de gittikçe düşüyor. Büyük kentlerde güvenlik, toplu taşımanın karmaşıklığı ve pahalılığı gibi sorunlar sebebiyle kentsel alandan el çektirilen çocuklar, kenti bilgisayar ekranı ile okul servisi penceresi arasında algılamaya çalışıyor (o da eğer ekonomik olarak buna olanağı varsa). Son on yılda bu ikisinin arasına girmeyi başaran yeni aktivite alanı ise kentsel alanın kötü kopyaları AVM’ler oldu. AVM’lerle yaratılan görece güvenli, konforlu alanda çocukların yeniden belirmesi yerel yönetimlerin terk ettikleri hizmet alanını sermayenin kendince yeniden üretmesinden, doldurmasından başka bir şey değil. Bu da yokluk içinde en ufak bir arzın bile hemen nasıl talep gördüğünün bir göstergesi.

ONLAR VAR VE HER YERDELER…

Toplumda var olan ve gittikçe derinleşen sosyal adaletsizliğin çocuklara yansımalarını daha hiç konuşmadık. Bu sadece tek doz girizgah olsun. “Peki ne yapmak gerek?” sorusunun cevabı da bu yazıda yok. Elbette söyleyecek çok şey var ama isabet ki yerimiz de yok. Bu başka bir yazının konusu olsun. Zaten önce hepimizin, (siyasi partilerin, yerel yönetim aday adaylarının ve seçmenlerin) kafayı kaldırıp çocukların var olduklarını, her yerde olduklarını, her birimiz gibi hak sahibi bireyler, kentliler olduklarını görmemiz gerekiyor. Bu bir. Bunu yaptıktan sonra ne istediklerini de çocuklara sormayı akıl edersiniz artık.

* Gündem Çocuk Derneği / İstanbul Maltepe Üniversitesi İnsan Hakları Merkezi – [email protected]
 

ÖNCEKİ HABER

Nejat Uygur yaşamını yitirdi

SONRAKİ HABER

Soma Maden Katliamı davasında Can Gürkan'a ödül gibi tahliye kararı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa