Önlem alınmazsa Lazca kaybolacak

Önlem alınmazsa Lazca kaybolacak

UNESCO’nun yayınladığı atlasa göre Dünyada 2 bin 500 dil tehlikede. “100 yıl içinde bir dili konuşacak çocuk kalmayacak ise dil tehlikede, bir dili konuşan hiç çocuk kalmamışsa dil ölü kabul edilmektedir” diyor UNESCO. Bu çerçevede önlem alınmazsa kaybolacak diller arasında olan Lazca'nın bugünkü durumunu, bu dili ve kültürünü yıllardır alanında araştıran Kamil Aksoylu’yla görüştük.

Selmane Ertekin

UNESCO’nun yayınladığı atlasa göre Dünyada 2 bin 500 dil tehlikede. “100 yıl içinde bir dili konuşacak çocuk kalmayacak ise dil tehlikede, bir dili konuşan hiç çocuk kalmamışsa dil ölü kabul edilmektedir” diyor UNESCO. Bu çerçevede önlem alınmazsa kaybolacak diller arasında olan Lazca'nın bugünkü durumunu, bu dili ve kültürünü yıllardır alanında araştıran Kamil Aksoylu’yla görüştük.

Lazlar kimdir ve Lazca nerelerde konuşuluyor?
Çoğu insanın haklarında yanlış bilgilere sahip olduğu Lazlar, Doğu Karadeniz’in kuzey doğu ucunda, sahil bölgesi ve kısmen iç alanlarda dağlık bölgeyi kapsayan coğrafyada yerleşik olarak yaşayan halktır. Rize’nin Pazar, Ardeşen, Çamlıhemşin ve Fındıklı ile Artvin’in Arhavi, Hopa, Borçka ve Murgul ilçelerinde Lazlar yerleşik olarak yaşamaktadırlar. Bunların dışında 93 Harbi diye tabir edilen 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı zamanında bölgeden göçüp Marmara Bölgesi’nin değişik yerlerinde 135 yıldır geleneklerini ve kültürlerini koruyup, günümüzde dillerini konuşan Lazlar vardır. Ayrıca ekonomik ve çeşitli sosyal etkenler nedeniyle büyük şehirlere yerleşmiş Lazların sayısı da az değildir.  

Lazca nasıl bir dil, biraz bilgi verebilir misiniz?
Lazca, Laz halkının otokton (yerleşik) olarak yaşadığı Lazona’da binlerce yıldan beri konuşulan bir dildir. Henüz yazılı bir geleneği olmayıp sözlü bir dil olan Lazca, Güneybatı Kafkas dil ailesindendir. Gürcüce, Svanca ve Megrelce bu dil ailesinin diğer üyeleridir. Lazcayı yazıya geçirme çabaları 1910’lu yıllarda başlamış olup, 1930’larda SSCB’de Lazca Alfabe ve gazete çıkaracak başarılar elde edilmiştir. Fakat süreç içinde politik müdahalelerle kesintilere uğrayıp varlığını sözlü dil olarak sürdürmüştür. Ülkemizde 20 yıldan beri sürdürülen Lazca’yı yazıya geçirme çabaları çok olumlu sonuçlar verse de, dilbilimcileri karşılaştırmalı dilbilimi çalışmaları için henüz yeterli seviyeye gelinemediği görüşündeler. Lazca’da ses olarak fırlatmalı konsonların (ünsüzlerin) olması, Türkçe’deki büyük ünlü-küçük ünlü ses uyumunun bulunmaması, kelimelerin hem önden, hem sondan, bezen de her iki taraftan ek alması, fiil ve isim çekimlerinin farklılığı ve Kafkas Dilleri ile olan ortak özellikleri ilk bakışta Lazca’nın Türkçe’den ve diğer dillerden farklı bir dil olduğunu göstermektedir.  
Ülkemizdeki Laz nüfus, Lazca konuşanlar ve okuyup yazanlar hakkında bir bilgi var mı?
Nüfus konusunda kesin bir bilgi yok. Nüfus sayımlarında böyle bir yöntem kullanılmıyor. Ancak gerek Lazona’da, gerek Türkiye’nin değişik bölgelerinde 300-400 bin civarında bir Laz nüfusu tahmin edilmektedir. Bu sayının yarısına yakını sürekli olmasa da günlük hayatında Lazca konuşur. Okuyup yazanların sayısı ise istatistiki bir rakam verilemeyecek kadar azdır.   

Az önce Lazona terimini kullandınız. Lazona, Lazika ya da Lazistan ne anlama gelir?

Terminolojik olarak karşılıkları vardır elbette ki. Lazika, Doğu Karadeniz’de Lazların ülkesi anlamına gelen tarihsel bir bölgedir. Lazistan, Osmanlı dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarında kullanılmış, aşağı yukarı aynı bölgeye denk gelen bir coğrafyanın adıdır. Lazistan adı ayrı bir ülke çağrıştırdığı gerekçesiyle Lazlar arasında hiç kullanılmaz desek yanlış olmaz. Günümüzde Lazların çoğu Lazistan adını pek bilmez. Bilenler de öyle bir coğrafi tanıma pek sıcak bakmazlar. Lazlar arasında gerek coğrafi, gerek etnik olsun ayrımcılığı çağrıştıran olgulara değer verilmez. Lazona adını ise çeyrek yüzyılı aşkın zamandır kullanmaktayız. Hem bu endişelere yer vermeyecek bir anlam taşımakta olup, hem de Lazların yaşadığı yer ya da Lazların yurdu anlamına gelmektedir. Ama asla Lazların ülkesi anlamında değil ve belli bir siyasi sınırı yoktur.

Laz Kültürü kitabını neden yazma gereği duydunuz?
1993 yılı Türkiyeli Lazlar açısından bir milattır. İstanbul’da bir grup Laz’ın girişimiyle Laz Kültürel hareketi başlatılır. Ben de şahsen bu hareket içinde yer aldım. Türkiye’de yayınlanan ilk Lazca dergi olan OGNİ dergisinin yayın çalışmalarına katıldım. Bu alanda yapılan yayınların tatmin edici olmadığını görünce kafamda böyle bir fikir oluştu. Uzun yıllar Arhavi ve çevresinde, yaşadığım topraklarda dilim ve kültürümle ilgili alan araştırmaları yaptım. Birçok çalışmam benden önceki yayınlarda materyal olarak kullanıldı. Laz Kültürü kitabım kendi alanında en kapsamlı çalışmadır.  
 
Sizin çocuklarınız Lazca biliyorlar mı?
Tek kelime ile maalesef. Laz kültürünü biliyorlar ama konuşup anlama düzeyinde Lazca bilmiyorlar.

Sizce gelecekte Lazca ve Lazca gibi diller için bir umut var mı, yoksu unutulup gidecekler mi?
Bir dil sosyal, ekonomik, politik ve benzer kaygılardan dolayı küçük yaş grubunu kaybediyorsa dilbilimcilere göre ciddi anlamda tehlike altındadır. Çünkü konuşan sayısı sürekli azalmaktadır. Önlem alınmazsa birkaç kuşak sonra konuşanı kalmayacaktır. Ve yine dilbilimcilere göre bir dilin konuşanı yoksa ölü bir dildir. Lazca ve benzer diller ciddi anlamda tehlike altındadır. Yazılmasa da binlerce yıldan beri unutulmayan dillerin bilişim ve gelişim çağında yüz yıl gibi kısa bir sürede unutulacak gibi. Bize özel konuşursak ülkemiz genelinde bu alanda hiçbir zaman iyi bir sınav verilmedi. Türkiye’nin anadillerle ilgili karnesi henüz kırıklardan kurtulmuş değil. Umarım demokratikleşme sürecinin bir yararı olur.

TÜCCAR ZİHNİYETİYLE ANADİL EĞİTİMİ OLMAZ

Anadilde eğitim konusunda neler söyleyeceksiniz?
Öncelikle bu konuda önemli bir kavram kargaşasının sürüp gitmekte olduğunu söyleyeyim. İnsanlar, aydınlar, politikacılar, gazeteciler, akademisyenler anadilde eğitim ile anadil eğitimini ayırmadan tartışıyorlar. Vatandaş anadilde eğitim ile anadil eğitimi arasındaki farkı bilmiyor. Bence bu bir ayrıntı değil. Ben her ikisinin de yapılması taraftarıyım. Devletin bile anadillerle ilgili politikası belli değil. Öncelikle devlet anadillerle ilgili bir politika geliştirmelidir. Bu işlere arz talep dengesi gibi tüccar zihniyetiyle yaklaşılmaz. Devlet güvencesi altında yapılır ve devlet tüccar değildir. Bu işler ancak eğitimle uygulanacak ciddi programlarla başarılabilir. Bu bağlamda üniversitelerde lisans ve yüksek lisans düzeyinde eğitim gereklidir. Yöredeki bazı üniversitelerin dil bölümüne bağlı Laz Dili ve Kültürü kürsüleri açılabilir. Bir dilde akademisyenler yetişmedikçe, sözlükler, gramerler yazılmadıkça, kültürü, edebiyatı, sanatı gelişmedikçe, o dilde ticaret yapılmadıkça o dili günlük hayata taşıyamazsınız. Günlük hayatta kullanılmayan bir dili de gelecek kuşaklara taşımak boş bir beklentidir. Ancak benim şahsi fikrim öncelikli olarak anadil eğitimi hakkını elde edip, yukarıda sözünü ettiğim akademik ayrıntıların sürecinde eğer becerilebilirse anadilde eğitim hakkı da elde edilip yapılabilir. Elbette ki bütün bunlar oturup beklemeyle olmaz. Bölge halkı dil, kültür ve etnik kimlik konularında bilinçlendirilmeli.
 

www.evrensel.net