28 Eylül 2013 14:51

Doğan görünümlü Şahinler: Demokratikleşme paketleri

Galiba Başbakan eski günlerine dönmek istiyor. Gezi İsyanı öncesi gerine gerine “gündemi ben belirlerim” diyordu. Haftası dolmadan isyan patladı ve o zamandan bu yana aslında karizmasını en “çizen” şey bu gündemi belirleyememe hali oldu. Oysa 2002’de iktidar oluşundan bu yana kendisi ya da bir bakanı bir açıklama y

Doğan görünümlü Şahinler: Demokratikleşme paketleri

Paylaş

Mehmet Tarhan

Galiba Başbakan eski günlerine dönmek istiyor. Gezi İsyanı öncesi gerine gerine “gündemi ben belirlerim” diyordu. Haftası dolmadan isyan patladı ve o zamandan bu yana aslında karizmasını en “çizen” şey bu gündemi belirleyememe hali oldu. Oysa 2002’de iktidar oluşundan bu yana kendisi ya da bir bakanı bir açıklama yapar, aslında önümüze bir kutu koyar, medyadaki muhipleri içinden çıkacağı rivayet edilen güzellikleri övmeye başlardı.

Şimdi de 5. demokratikleşme paketi hazırmış, 30 eylülde bir basın açıklamasıyla açıklanacakmış. Durumumuz Acun’un yarışma programı gibi; içinde olmayanları biliyoruz: Anadilde eğitim, seçim barajının kaldırılması ya da düşürülmesi, KCK rehinelerinin bırakılması. Yarışmada en anlamadığım şey birbirinin aynısı kutulara dair “mavi hissediyorum” veya “kırmızı hissediyorum” gibi şeyler söylenmesiydi. İçini görmüyoruz ve herkes insicamına göre mavi ya da kırmızı hissedip anlatıyor uzun uzun.

Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’nun (PVSK) 2004 öncesinden daha beter hale döndüğü 2007 değişikliği öncesinde kamuoyunun nasıl hazırlandığını hatırlamakta fayda var. TV ve gazetelerde boy boy “Kapkaç Terörü” haberleriyle kuşatılmıştık. Her haberde polisin “biz yakalıyoruz, mahkeme bırakıyor” ya da “şüphelilere kimlik bile soramıyoruz, nasıl önleyelim” şikayetleri vakadan fazla yer tutuyordu. Elbette kapkaç, terörle birlikte ifade ediliyor, Kürdistan’ı işaret ederek büyük çetelerin köylerden çocukları toplayıp büyük şehirlerde kapkaç şebekelerinde kullandıkları anlatılıyordu. Güvenlik mi İnsan Hakları mı sorusunda ibre içine Kürt sosu da eklenerek hızla güvenlik tarafına dönmüştü. O zamandan bu yana her paket sonrası verilenler geri alınırken bu tezgahı yeniden görüyoruz. İşte GS-BJK derbisinden çok önce üniversite ve statlar için “Koruma Memuru” kadroları oluşturulacağı bilgisi İçişleri Bakanlığı tarafından birçok kez açıklanmışken, daha olaylar bitmeden hükümet üyeleri ve muhiplerinin bu düzenlemeyi bir çare olarak sunması bana bu “Kapkaç Terörü”nü hatırlatıyor.

VİCDANİ RED TAKTİĞİ

Türkiye’de her demokratikleşme paketi şu motivasyonlarla olageldi:

AB ya da Avrupa Konseyi (AK) ile ilişkilerde zaman kazanma: AB ilerleme raporları öncesinde müzakereleri ilerletebilecek başlıklara dair sınırlı iyileştirmeler. Türkiye’nin de kurucuları arasında yer aldığı AK’ye bağlı AİHM kararlarını sadece tazminat ödeme olarak anlayan ve kendi anayasasının 90. maddesine aykırı olarak, kararlara uygun düzenlemeleri yapmamakta direnirken yaptırımları savuşturmak üzere kafa karıştırıcı değişiklikler yapmak. Bu ikincisini biraz açmak gerekiyor. Örneğin vicdani red konusunda Türkiye 2006’dan bu yana 7 defa mahkum oldu. Tazminatları ödedi ancak gerekli değişiklikleri yapmadı. AİHM kararlarının uygulanmasını izleyen AK Bakanlar Komitesi rutin olarak Türkiye’yi bu konuda uyarıyor. Türkiye de sürekli olarak ya “çeşitli hazırlıklar yapıldığını” ya da “siyasi ve sosyal ortamın uygun olmadığını ama yapılacağını” söylüyor.  2011 yılı sonbaharında Komite sert bir uyarıda bulundu. Adalet Bakanı Sadullah Ergin birden fazla kez vicdani red hakkını tanıyacakları yolunda açıklama yaptı. Bu açıklamalar Komite toplantısına kanıt olarak sunuldu ve Komite toplantısı biter bitmez Başbakan böyle bir çalışma olmadığını duyurdu. Yine 2013 baharında meclisten geçen 4. demokratikleşme paketi öncesinde basına vicdani red hakkının tanınacağına dair haberler sızdırıldı. Ancak paketten “Halkı Askerlikten Soğutma Suçu”nu düzenleyen ve vicdani red hakkının kullanımını değil propagandasını engelleyen 318. maddede bir makyaj değişiklik çıktı. Madde yeni haliyle bu hakkın savunusunu daha da güçleştirdi ve hükümete zaman kazandırdı.

DARALTILMIŞ BÖLGE TUZAĞI

Doğan görünümlü Şahin’ler: Pakette yer alacağı rivayet olunan seçim sisteminde “Daraltılmış Bölge” değişikliğine özellikle dikkat etmek gerekiyor. Barajı düşürmek bir yana barajı %20’lere çekebilecek bu uygulama BDP’nin vekil sayısında değişiklik oluşturmayacağı savıyla övülüyor. AKP’nin vekil sayısını arttırmaya yarayacağını söyleyenlerse “statükocu elitler” olarak yaftalanıyor. Milletvekili adaylarının genel başkan tarafından seçildiği bir sistemde yerel siyasetin güçlendirileceği iddiasının komikliği bir yana HDP’nin İstanbul, Mersin gibi kentlerde vekil çıkarmasının bugünkü koşullarda neredeyse imkansızlaşacağı açık. BDP’nin Kürdistan’a sıkıştırılması, dolayısıyla Türkiye demokratik kamuoyu ile HDP üzerinden kurulan işbirliğinin dağıtılması hedefi gözden kaçırılmamalı. Yine nefret suçları konusundaki düzenlemenin -burada İslamofobi öne çıkıyor- 301’in Türklüğü koruması gibi egemeni koruyan ve otoriterliği güçlendirici uygulamalara yol açabileceği şüphelerini duymamak elde değil.

Sıkıştığı ve yalnızlaştığı dönemlerde AKP’yi yeniden yenilikçi, demokratikleştirici bir parti olarak sunmak: Gezi isyanı ve Ortadoğu politikalarıyla içeride dışarıda yalnızlaşan hükümetin gönülsüz bir şekilde yürüttüğü barış süreci dışında ilerleme kaydediyor gibi göründüğü bir alanı kalmış değil. Yeni pakette anadilde eğitim, seçim barajı gibi konularda ilerleme olmayacağı Başbakan ağzından söylense de (gerçi Beşir Atalay’ın “sürprizler” olabileceği yönünde muhipleri rahatlatıcı açıklamaları var) Dersim’in adının iadesi, nefret suçlarına dair düzenlemeler gibi 12 Eylül referandumundakine benzer; kimsenin karşı çıkmayacağı ama uygulamanın nasıl olacağı konusunda şüphe edenlerin de “niyet okuyan statükocular” olarak yaftalanmaya yeteceği kadar ilerleme umudu verecek enstrümanlar yer alacak gibi görünüyor. Şimdiye kadar birkaç defa parti yetkilileri tarafından artık ihtiyaç kalmadığı ifade edilen kiminin kendine sol liberal kiminin liberal dediği kişilerin yeniden bir avuç tuzla koşarak muhipler tarafında yerini almaya çalışacağını öngörmek zor değil. Avrupa ve ABD’nin “Bir İslam ülkesi için bu standartlar yeterli” diye özetleyebileceğimiz kolonyal bakış açısına dönmesi de çoğunlukla bu grubun en önemli işlevi.

Başbakan bedelli yasası öncesinde de açıklamayı kendisinin yapacağını söylemişti. Şimdi 30 Eylül’de paketi kendisinin açıklayacağını söylüyor. O dönem “basına sızmasın” diye bakanların bile tasarıyı görmediği, sadece son sayfayı imzaladığı yansımıştı. Bülent Arınç, paket hakkında herkesin her şeyi bildiğini söylüyor ama kendi adıma ben bilmiyorum. Geçmişe bakınca açıkçası kendisinin de çok bildiğini zannetmiyorum. Şüpheli olmakta da haklıyız; bu paketlerin hazırlanma biçimine toptan karşı çıkmak gerekmesini bir yana bıraksak bile şimdiye kadarki her paket ya kaşıkla verip sapıyla çıkaran şeylerdi ya da “doğan görünümlü şahin” oldu. Taha Parla’nın bir tespitini hatırlamakta fayda var: 12 Eylül rejimi 3 ayak üzerine kuruludur: Anayasa, Seçim Kanunu ve Sendikalar Kanunu. Bunlar yerli yerinde dururken, barış süreciyle ilişkilendirilmeyen ve sürece hizmet etmeyeceği ilan edilen, hem de halihazırdaki yöntem ve motivasyonla gelecek bir paketten umutlu olmak, ya bir avuç tuzu elinde taşımak ya da safdillik anlamına geliyor.

evrensel.net
ÖNCEKİ HABER

Başkale'de askerler araç taradı: 3 yaralı

SONRAKİ HABER

Bursa’da KESK üyeleri, İstanbul bölge mitingine çağrı yaptı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa