Sistem şiddet üzerine kurulu

Sistem şiddet üzerine kurulu

Araştırmacı Gazeteciler Gökçer Tahincioğlu ve Kemal Göktaş, 11 yıllık AKP iktidarı döneminde öğrenci hareketine dönük baskı rejiminin bilançosunu kitaplaştırdı. Adını Başbakan Erdoğan’ın ODTÜ’de öğrencileri hedef alan konuşmasından alan “Bu öğrencilere bu işi mi öğrettiler?” adlı kit

Sultan Özer

Araştırmacı Gazeteciler Gökçer Tahincioğlu ve Kemal Göktaş, 11 yıllık AKP iktidarı döneminde öğrenci hareketine dönük baskı rejiminin bilançosunu kitaplaştırdı. Adını Başbakan Erdoğan’ın ODTÜ’de öğrencileri hedef alan konuşmasından alan “Bu öğrencilere bu işi mi öğrettiler?” adlı kitap, öğrenci muhalefeti ve baskıları içermekle birlikte, çevik kuvvet arasında yapılan ve şiddetin itirafı niteliğindeki bir araştırmayı da kapsıyor. Gökçer Tahincioğlu ile çevik kuvvet raporunu ve polis şiddetini konuşuyoruz. 

Uzun yıllar alanda da görev yapmış bir gazeteci olarak, özellikle son dönemdeki polis şiddeti konusunda neler söylersin?
15-16 yıldır alanda çalışmış bir gazeteci olarak, çok defa polis şiddetinin, hatta göstericilerin de yarattığı şiddetin ortasında kaldığım oldu ama hayatımda ilk kez bir tedirginlik yaşadım Ankara’daki Gezi direnişi sırasında. Ethem Sarısülük’ün vurulduğundan bir gün sonraydı ve henüz kurşunla vurulduğunu bilmiyorduk. Ama Kızılay’da o kadar garip bir atmosfer vardı ki, ilk kez ‘bugün bana bir şey olacak’ tedirginliği yaşadım. Ama bu, ölmekten korkmak falan değil, sakat kalacağım, gözüme bir şey olacak... Çünkü net biçimde kontrol kaybedilmiş, kör şiddet üretilmeye başlanmıştı. Devletin mevzuat diliyle konuşursak, işte orantılı, kademelere göre artan bir şiddet değil, sanki bir sokak kavgasındaki, meydan savaşındaki gibi bir şiddet.
Sadece atılan gaz bombalarından dolayı, iki metrelik Meşrutiyet Caddesi’ni karşıdan karşıya 25 dakikada geçebildim. Başbakanlığın oradaki üst geçitte atılan gaz bombalarından ki, bu gazın rahatsız etmesinden değil bulunduğumuz yere gaz bombaları atılmasından dolayı 20-25 vatandaşla birlikte o üst geçidi böyle bir kahramanlık edasıyla geçebildik.
O gün ilk kez arkam dönükken kafama bir şey gelebileceği endişesi yaşadım. Ben Ankara’daki esnaf eylemini de izledim, F tipi eylemlerini de, çok büyük çatışmaları da izledim. Ama ilk kez gözüme bir şey olacak, keşke burada olmasaydım duygusuna kapıldım. Bu önceden tanıdığım bir duygu değil.

Bu endişede polisin özellikle gazetecileri hedef almasının etkisi oldu mu?
Kesinlikle oldu, çünkü gözümüzün önünde gazeteci arkadaşlarımız vuruldu. Bizzat yaşadığımız şeyler de var. Mesela herkes saklanmış, ama bizim hareket etmemiz, olayın olduğu merkeze doğru yönelmemiz gerekiyor. Oraya yönelirken ayaklarımızın dibine atılan plastik mermi midir, başka şey midir; Arkamızdan gelen gaz fişekleri...Oradan ‘bizi de hedef alıyorlar’ duygusuna kapıldık hepimiz.
Öyle bir ortam oldu ki... Olası bir eylemde gazetecinin duracağı yer bellidir ya eylemcilere ya polise yakın durur, arada kalmamaya özen gösterirsiniz. Ama burada arada kalmamak gibi bir şey söz konusu değildi. Artık neyin nereden geldiğini göremez hale geldik. Tamamen sis kör, üretilen şiddet de kör. Artık herkese her şeyin olabileceği bir şiddet ortamı yaratılmıştı.
Son olaylara baktığımda, biraz abartırsak herkesin eline silah verirsek benzer bir atmosfer olur. Karşılıklı bir çatışma herhalde öyle olur, daha da benzerini görmem savaşa katılmadığım sürece diye düşünüyorum.


SORUŞTURMALAR TATMİN EDİCİ DEĞİL

Uyguladıkları şiddete ilişkin çok itiraf var. En barizi neydi?
Şiddetin çok normalleştirilmesi ama bir yandan da bir pişmanlık söz konusu. Bu dile getirilebiliyorsa aslında bir yanlışın ifadesi. Ama yine yapıyor? Aslında sistem böyle kurulduğu için. Devletin yarattığı normal hukuk düzeninden başka bir düşman ceza hukuku söz konusu. Çevik kuvvet de o düşman ceza hukukunun sokakta birebir uygulayıcısı. Mahkemelerde farklı, savcılıkta farklı, sokakta da çevik kuvvet bunun uygulayıcısı.
Orada artık, “onlara bu muamele müstahak, onlara böyle davranılır’” mantığının özellikle sistemli olarak verildiğini görüyoruz. Daha sonra da sistem onları korumak zorunda hissediyor, çünkü benzer olayla karşılaştığında sistem onları korumazsa bu kez aynı sertlikte davranmayacaklar.
Şöyle anlatımlar var raporda: Diyor ki “çok sert biçimde dağıtmazsam hemen dağılmayacaklarını düşünüyorum ve ben saatlerce beklemek zorunda kalacağım.” Veya diyor ki ‘bize nereye gittiğimizi söylemiyorlar. Tek bildiğimiz karşımızdakilerin vatan haini olduğu...’
Çevik kuvvet memurları bütün polis teşkilatı içinde en güç koşullarda çalışan... Her ne kadar Gezi sırasında o şiddetin nedeniymiş gibi gösterildi, ama bunun değiştirilmemesinden anlaşılıyor ki, biraz da öyle bir psikolojik faktör oluşturulmaya çalışılıyor. Çünkü aralıksız nöbet tutuyorlar, saatlerce bekliyorlar.
Diyelim ki 20 kişilik bir kalabalık toplandı, 500 kişilik otobüslerle bütün gününüzü orada ayakta bekleyerek, o kıyafetlerle terleyerek ve karşınızdakilerle bir nefret ilişkisi içinde geçirdiğinizi düşünün. Doğal olarak karşı karşıya geldiği an bir nefret psikolojisiyle yaklaşmaya başlıyor. Ki hemen hemen tamamında, ‘neden şiddete başvuruyorsunuz’ sorusuna karşılık “bekletilme, düşük ücret, teşkilat içerisinde kimsenin kendisini adam yerine koymaması, karşısındakinin vatan haini olarak tanıtılması, bu yüzden öyle davranırsa kahraman gibi görünecek olması..”

Ve cezasızlık...
Ceza almama hali var. Ne sonuca bağlanacağını üç aşağı beş yukarı bildiğimiz bazı soruşturmalar açılıyor ama yüzlerce çevik kuvvet polisinden sadece birkaçı seçiliyor. Onlar da gizlenemez ölçüde, kameralara vs. yansıdığı için. Çok da tatmin edilmeyecek soruşturmalar yürütülüyor.

ÇEVİK KUVVET NEDEN DİZGİNLENEMİYOR?

Kitabınızda yer verdiğiniz polis şiddetinin itiraf niteliğindeki raporla ilgili ne dersin?
Rapor 11 yıl önce emniyet genel müdürlüğünün kendi içinde, ‘çevik kuvvet neden dizginlenemiyor, neden bu şiddeti gösteriyor uyarılara rağmen’ diye yaptığı bir araştırma.
Üst düzey emniyet mensupları akademisyen desteği de alarak yapmış... İki ciltlik. Oldukça hacimli bir araştırma. Şube müdürleri, çevik kuvvet polisleri, şube müdürlerinin bağlı olduğu emniyet müdür yardımcılarına kadar seri mülakatlar... Bir cildi sadece mülakatlarla ilgili. Diğer cildinde de bunlarla ilgili analizler var.
Fakat sonuçları herhalde ürkütücü gelmiş olacak ki, yayınlamama kararı verilmiş. Teşkilat içinde de dağıtılmamış. Biz de aslında çevik kuvvet özelinde araştırma da yaparken biraz tesadüfen ele geçirdik. Çok yeni.
Kitaba koymamızın sebebi şu; belki yer ve zamanları değiştirirsen bugünden hiçbir farkı yok. Bugün araç gereçleri biraz daha değişmiş, gaz daha etkin kullanılıyor. O dönem TOMA denen araç yokmuş ama o dönem de suyla ıslatma gibi şeylerden bahsediliyor. Bana göre bugün yapılsa benzer sonuçlar getirecek bir araştırma.

evrensel.net
www.evrensel.net