İnternetime dokunma

İnternetime dokunma

22 Ağustos 2011 tarihinde yürürlüğe girecek olan yasa çerçevesinde internet kullanıcıları BTK'nın belirlediği 4 internet filtresinden birini ‘yasa gereği’ seçmek zorunda kalacak. Bu filtre çeşitleri “ aile, çocuk, yurtiçi ve standart paket olarak sıralanırken bu filtreleri aşmak suç sayılacak. Hal

AYHAN YILDIZ

Özellikle sanal medyada tepki gören bu yasaya karşı Facebook üzerinden “internetime dokunma” sayfası altında yüz binlerce internet kullanıcısının desteği ile 15 Mayıs tarihinde tüm Türkiye’de eş zamanlı eylemler gerçekleşti. İnternet ortamındaki tepkiyi sokağa da taşımayı başaran binlerce internet kullanıcısı, sansürcü zihniyete karşı alanlarda haykırdı. Bu eylem sürecinin İzmir’deki çalışmalarında aktif rol oynayan İzmir Tabip Odası yetkilisi, sözlük yazarları ve üniversite öğrencisi arkadaşlarımıza eylemler ve sansür hakkındaki görüşlerini sorduk.

Arda Doğaner - İnci sözlük Yazarı - DEÜ Öğrencisi

Bildiğiniz üzere 22 Ağustos’ta ''paket'' süsü verilmiş bir filtreye, hatta düpedüz sansüre maruz kalacağız. Halkımız açıkçası benim beklediğimden daha duyarlı çıktı ve tepkisini sadece Facebookta etkinliklere katılma seçeneğini işaretleyerek değil, sokaklara çıkarak gösterdi. Özellikle İstanbul'daki kalabalık gerçekten gurur verici. Sesimizin bir yerlere gittiği aşikar. Yeterli mi? Orasını biraz da zaman gösterecek. Bu sansürü “şirin” gösterme çabası içinde olmaları, sesimizin ulaştığının açık göstergesi aslında. Birkaç arkadaşımdan duydum, “abi sansür, filtre falan yokmuş, hiç bir şey seçmeyen standart pakette kalacakmış, kimseye zorla bir şey seçtirtmeyeceklermiş” diye. Hükümet çok iyi becerdiği manipülasyonu yine çok iyi uyguluyor. Araştırmalarıma göre şu an mevcut standart pakette tam 12.000 adet yasaklı site var, sorarım bu mudur özgürlük? Bu yalanlara aşinayız artık, sorsanız YGS’de şifre yok, internette sansür yok.
Bundan sonra ne olacak? Şu an seçim sürecine giriyoruz ve tüm siyasi gündem seçim üzerine yoğunlaşmış durumda, seçim sonrası yasa girene kadar 2 ay bir süremiz olacak. Bence bu yeterli bir süre. Seçimden çıkan sonuca göre yol haritası belirlenmeli, ezici bir üstünlük alırlarsa işimiz bir nebze daha zor, ancak yakın sonuçlar, hatta İstanbul’da geride kalma gibi sonuçlar çıkarsa işimiz daha da kolaylaşacak. Biz her halükarda sesimizi kesmeyeceğiz, tepkimiz katlanarak büyüyecek. Kısa sürede yeteri kadar organize olamadan çok güzel işlere imza attık, şimdi daha çok zamanımız var, iletişimimiz kuvvetli, her şeyden önce tecrübemiz var, bu görüşte olanlar arasında çatlak sesler yok, birlik var. Gücümüz buradan geliyor. Bundan sonra yapılacak işlerin de organize olması ve tepki çekme açısından İstanbul bazlı olması önemli, çünkü İzmir olsun, Ankara olsun, ne kadar büyük şehirler olsa da tüm basın yayın İstanbul’u haber yapmakta. Neyse ki oradaki tepki de muazzam.

Çiğdem Arslan - İzmir Tabipler Odası Asistan Doktor - Sözlük Yazarı

Medyanın özgür olmadığı bir ülkede yaşıyoruz. Doğrudan yönettiği yargı organları ve elinde bulundurduğu yasama yetkisiyle ‘tehlikeli’ sesleri susturmaktan çekinmeyen korku imparatorluğunun yönetmekte zorlandığı tek kale internet. Hükümet kendi tanımladığı ahlak anlayışını topluma dayatma çabasında görünmekte. Ben bunun hükümet açısından ikincil bir kazanç olduğunu, asıl amacın bireylerin haber alma özgürlüğüne ve örgütlenmesine kısıtlama getirmek olduğunu düşünüyorum. Yakın zamanda gerçeklesen sağlık grevleri ve liseli hareketinin, 15 Mayıs sansüre karsı yürüyüşün gerçek boyutlarını yalnızca internetten izleyebildi kamuoyu. İktidarın medyanın da desteğiyle bize göstermek istediğinden fazlasını görmeye çalışmak bu noktada önemli. Internet paketlerine de bu gözle bakmak gerek

Fırat Berber - İnci sözlük Yazarı - DEÜ Öğrencisi

Filtreleme haberleri çıkmaya başlayınca uygulanması öngörülen yasaların detaylarına göz atmamız gerekti. İncelediğimizde çok ciddi bir tehditle karşı karşıya olduğumuzu anladık. Konu internet olunca haliyle en çok tepki internet platformlarından geldi. Biz de aktif olarak bu platformlardan faydalandığımız için kendimizi sıkı bir örgütlenmenin içinde bulduk. Bu tarz bir konuda sponsor bulamayacağımızdan, kendi cebimizden paralar ve emeğimizle sürece katkıda bulunmaya çalıştık. Gerek eylemin duyurulması, gerekse eylemin yönlendirilmesinde tamamen gönüllü olarak inisiyatif aldık. Eylem iyi geçmiş olsa da medyanın yandaşlığına bağladığım sebeplerle Türkiye'de istediğimiz etkiyi yaratamadık. Çoğu yayın organı böyle bir eylem hiç olmamış gibi davrandı diyebiliriz. Bundan sonraki süreçte gerek Türk halkının "bir kere gittik yeter" mantığından dolayı, gerekse eylemdeki kitlenin çoğunluğunu oluşturan üniversite öğrencilerinin sınav dönemine girmiş olmamızdan dolayı aynı heyecan ve kalabalıkla bir eylem öngörmüyorum. Ancak bu mücadelenin sonu demek değildir. Aksine yakılan isyan ateşinin ayakta kalması için daha küçük ama daha organize ve yaratıcı gruplarla, farklı ve ses getirecek eylemler yapılacaktır. Bu konuda çalışmalarımız sürüyor

Murat Dinçer - DEÜ Öğrencisi

15 Mayıs günü Türkiye genelinde kırktan fazla şehirde gerçekleştirilen "Sansürsüz Hayat" yürüyüşlerinin çok renkli geçtiğini düşünüyorum. Tamamen "İnternet" üzerinden organize edilen bu yürüyüşlere olan katılımın büyüklüğü, insanların artık baskılara karşı sosyal ortamda gösterilen tepkilerin yeterli olmadığı bilincine ulaştığını gösteriyor.
Ancak ne acıdır ki ülkemizde basın gerektiği gibi tarafsız haber yapmamaktadır. Bizzat tanık olduğum için İzmir'den örnek vermek gerekirse, (internetten paylaşılan video ve fotoğraflarda da açıkça görüldüğü gibi) en az 3000-3500 kişinin katılım gösterdiği bir yürüyüşten bir çok haber programında bahsedilmemiş ve birçok gazetede tek satır bile yazılmamıştır. Veya İstanbul’da da olduğu gibi binlerce insanın katılım gösterdiği yürüyüşler, basında 200 kişi, 300 kişi olarak geçmektedir. Bu sebeple bana göre daha sonra gerçekleştirilecek olan yürüyüşlerde en çok dikkat edilmesi gereken konulardan birisi bu olmalıdır. 
15 Mayıs yürüyüşü öncesi internette yayınlanan, birçok tanınmış ünlünün "Sansüre Hayır!" mesajı verdiği ve insanları Taksim'e davet ettiği videoları çok başarılı buldum. Ve insanların örnek aldığı benimsediği ünlüler ile buna benzer röportajların yapılmasının olumlu etkiler doğuracağına inanıyorum. Ancak bu videolarda sadece İstanbul değil tüm Türkiye düşünülerek bilgilendirme yapılmalı.

Youtube, Facebook ve Twitter gibi sosyal paylaşım siteleri ülkemizde sıklıkla kullanılmaktadır ve hemen hemen her internet kullanıcısının bu sitelere aşina olduğu bilinmektedir. Ayrıca bilinen bir diğer gerçek, mevcut iktidara karşı gösterilen tepkiler en çok bu ve benzeri sosyal ortamlarda yayınlanmakta, paylaşılmaktadır. Şu an çok uzak ve imkansız gibi görünse de, iktidarın bu sitelerin engellenmesi yönünde planları olduğu anlaşılmaktadır. Bana göre, İnsanlara "bu sitelerin de kapatılacağı" mesajını vermek, var olan tepkinin boyutunu kat be kat arttıracaktır. Yani söylemeye çalıştığım, insanların harekete geçmesini sağlamak için, mevcut tehditleri görmelerini sağlamak gerekmektedir.

www.evrensel.net