Aşıklarıyla ünlü kanlı kilise onarılıyor

Aşıklarıyla ünlü kanlı kilise onarılıyor

Artvin’in Yusufeli ilçesi, İşhan köyünde öyle bir yapı var ki, çoğumuzun adını duyduğu ama görmediği, her yıl çoğu yabancı olmak üzere yirmi altı bin turist tarafından ziyaret edilen, mimarisi ve süslemeleriyle ziyaret edenleri kendine hayran bırakan, İşhan Manastırı yıllar içerisinde uğramış olduğu hasarlar

Gençağa Karafazlı / Hayati Akbaş

KANLI KİLİSE

Manastır her yıl çok sayıda yerli ve yabancı turisti kendisine çekmektedir. Turistler köyün ekonomisine katkıda bulunduğu gibi, aynı zamanda köyün ve yöremizin tanıtımı için de oldukça iyi bir fırsat sağlamıştır. İşhan Manastırı’na Kanlı Kilise de denilmektedir. Efsaneye göre kilise sekiz yıl gibi uzun sürede yapılmış, çok uzun ve zor geçen yıllar es-nasında birçok isyan olmuştur. Manastırın yapımı uzun sürdüğü için halk moralmen de çöker. Hatta iş o kadar ileri gider ki bir isyan da olur. İsyan bastırılır. Keyhus Ağa değiştirilerek yerine başka bir ağa gönderilir. Sonunda kilisenin yapımını çokça maddi yardımlarda bulunan Bagrat Kralı Sumbat’ın kızı Elen üstlenir. Elen dillere destan güzel mi güzel bir kızdır. Kızın sarı saçları o kadar uzunmuş ki yerlere sürünmesin diye arkasında bir bohça ile taşırmış. Evlenme çağına gelen Elen evlenmesi için bir şart koşar. İşhan Kilisesi’ne iki kilometre uzakta bir mezarlık vardır. Oradan okunu atıp kiliseden aşıranla evlenirim, bunu başaramaz ve başaramayanlar mukavele gereğince okların düştüğü yere gömülür der. Orada bir ardıç ağacı biter. Ardıç halen orada durur ve sevgilisinin eserini bekler, derler. Yıllar yılı sonra bu işi bir Türk genci başarır. Ne yazık ki okunun düştüğü yeri görmek heyecanı içinde atını koştururken bir ceviz ağacının dalına çarpar ve böylece o da okunun düştüğü yeri görmeden ölür ve öldüğü yere gömülür. Daha sonra Elen bir Yahudi ustaya aşık olur. Fakat krallık gururunu ve kuralları yeremez. Bu Yahudi genci sonradan bir halatın kopması sonucu kilise duvarına konan taşın altında kalır ve can verir. Kanlı kilise oluşu nedeni de budur.


GÜRCÜLER YAPTI

Köyün içinde bulunan İşhan Manastırı, 9. yüzyılın ilk yarısında yapılmış ve kilise ile şapelden (küçük kilise) oluşmaktadır. Manastırı Bagratlı Gürcüler yaptırmıştır. Manastır piskoposluk makamı olarak da kullanılmış ve bu görevini 16. yüzyıla kadar (Osmanlılar Artvin ve çevresini ele geçirene kadar) devam ettirmiştir. Osmanlılar Artvin ve çevresini ele geçirdikten sonra manastırın batıya bakan tarafı camiye dönüştürülmüş ve bu sayede yapının harap olması da engellenmiştir.

EJDER-ASLAN MÜCADELESİ

Manastırın asıl yapısı olan kilise haçvari planlı olup düzgün kesme taşla inşa edilmiştir. Naosun üzerini örten yüksek kasnaklı kubbesi oldukça kalın tutulmuş payeler üzerine oturtulmuş, dıştan konik külahı dikkat çekmektedir. Apsis düzenlemesi de diğer kiliselere göre farklıdır. Yer yer bozulmuş olsa da iç duvarlarının tümünün freskli süslemelerle hareketlendirildiği anlaşılmaktadır. Özellikle kubbenin iç yüzeyine işlenen “haçın göğe yükseltilişi sahnesi” hâlâ canlılığını muhafaza etmektedir. Dış cephelerindeki kabartmalı süslemelerinden en dikkat çekici olan, güney cephesinin pencere pervazını oluşturan “ejder-aslan mücadelesi”dir. Yapılara ilişkin şu yöresel tespit “İşhan’ın nakışı, Parhal’ın bakışı ve Öşvank’ın oturuşu” kilisenin önemini dillendirmeye yetmektedir. Kilisenin hemen yanında Meryem Ana Şapeli bulunmaktadır.

KORUMA ALTINDA

Manastır, Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Müdürlüğü tarafından 1987 yılında tescil edi


KİLİSEYİ MÜSLÜMAN BİR KADIN KORUYOR

Birçok medeniyete beşiklik etmiş, birçok inanç ve kültürü hoşgörüyle bir arada tutabilen Mardin’in Derik ilçesinde bulunan beş kiliseden şu an ayakta kalan tek kilise olan “Kırmızı Ermeni Kilisesi” (Dêra Sor), bugün sessizlik içerisinde. 1650 yılında inşa edilen Kilise, 1915 Ermeni soykırımından sonra Anadolu’da bulunan birçok kilise gibi 40 yıl boyunca ordu tarafından ahır olarak kullanılmış. Bugün yaşlı bir Ermeni çiftinin dışında kimsenin kalmadığı ilçede geçmişte Ermeni, Asuri, Süryani, Keldani ve Ortodoks’lara ait beş ayrı kilise ve bu kiliselerin cemaatleri bulunuyordu. Yıllar içinde yıpranan ve yıpratılan kilisenin bakımını üstlenen 60 yaşındaki Hatun Görünen, Müslüman olarak hiçbir karşılık almadan aynı inancı paylaşmadığı bir mabedin bakımını üstleniyor. Bugün tek başına ayakta kalan Dêra Sor’un bakımını ve korumasını üstlenen Hatun Görünen, “Ben buradan hiçbir karşılık almıyorum. Derik’te insanlar başka inançlara hep saygı duymuşlar. Herkesin inancı kendisinedir. Yeter ki insanca bir arada yaşamayı bilelim” diyor. (Mardin/DİHA)

www.evrensel.net