‘Aramıza siyaset giremez’ mi?

Fotoğraf: AA

‘Aramıza siyaset giremez’ mi?

İSDEMİR grevinin önemli bir bölümünü işçilerle iç içe geçirdik. Grev çadırları, iftar yemekleri, ev ziyaretleri, kahvede ‘pişpirik’ oyununa kadar birlikte olduk işçilerle. Ve bütün bu günler boyunca en sık duyduğumuz şey, “birlik şart” ve “içimize siyaset giremez&rdq

Halil İmrek / Ömer Doğuş Çelik

YAPAY AYRIMLARIN KIŞKIRTILMASINA TEPKİ

Mesela örgütçü işçilerden biri; “Ben MHP yöneticisiyim, ülkücü işçi dernekleri kurucusuyum ama grevde emekçiyiz ve bizimkiler de olsa ayrım yapmaya kalkan olursa onu ilk biz tepeleriz” diyordu. Ya da bazı CHP’li işçiler, sendika yöneticileri bile yapsa, bu konunun öne çıkarılmasının zarar vereceğini söylemişti.

Yani işçi burjuva siyasetin, birbiri ile didişen ve yapay ayrımları artıran tarzına tepkili aslında. Bu türden bir siyaset tarzıyla yanlarına gelenleri kendi güçleriyle hizaya çekeceklerine inanıyorlar. Örneğin bir ilçede CHP’nin aday adayının işçilerin yanına bu şekilde gelmesi çok tepki çekti.

SİSTEM PARTİLERİ NEDEN DESTEK VERDİ?

Ancak grev boyunca “siyaseti karıştırmayalım” dese de, İSDEMİR işçisinin siyasete ilgisiz olduğunu düşünmeyin. Çoğu MHP ve AKP olmak üzere BBP ve CHP gibi sistem partilerinin üyesi. Belediye başkanları, parti ilçe, belde başkanları hep eski ve yeni İSDEMİR işçileri. Aslında neredeyse bütün ilçeyi yönetebilecek ve denetleyebilecek, seçim sonucunu belirleyebilecek bir oy potansiyelleri var. “Payas ve Karayılan Belde Belediye Başkanlarını biz seçtik” diye övünüyorlar örneğin.

Bu sebepledir ki, düzen partileri de greve destek verdi. Grev sırasında bilboardlarda AKP dahil CHP, Ülkü Ocakları, MHP’nin grevci işçilerle dayanışma mesajlarını görmek mümkündü. AKP ve MHP, yönetimlerindeki işçiler aracılığıyla greve müdahildi zaten. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu greve destek amacıyla fabrikayı ziyaret etti. Kılıçdaroğlu’nun karşılanmasını sendika özel olarak örgütledi; binlerce işçiye mesaj atmakla kalınmadı, bütün ilçe ve beldelerden servislerle mitinge işçi taşındı. Çeşitli partilerin bölgedeki il ve ilçe yöneticileri, milletvekilleri geldi. Belediyeler çadır vererek, iftar düzenleyerek destek sundu. “Allah razı olsun” diyor işçiler, gördükleri destek için; hemen ardından “Geçmiş grevlerde destek vermeyenler sonrasında ne hallere düştü biliniyor” diye ekliyorlar.

ŞİMDİ BAKANLARI KIRMAK OLMAZ!

Türkiye’nin bu en büyük tesislerinden birinde 22 gün süren bir grevin, politikadan bağımsız olamayacağı, devam ederken olduğu gibi biterken de anlaşıldı. Çelik-İş Sendikası Genel Başkanı Cengiz Gül’ün, imzaladıkları sözleşmeyi savunurken ne dediğini hatırlayalım: “Başbakan, iki bakana ‘sözleşmeyi bitirmeden Bakanlar Kuruluna gelmeyin’ talimatı vermiş. İki Bakan (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin) rica etti. Hükümetin, Başbakanın bu kadar ısrarcı olması ve bayrama grevde girmeyin demesi üzerine imzaladık. Arabulucu olmuş bizimle birlikte masaya oturmuş iki bakanı kırmak, hükümetin isteğini yok saymak olmazdı.”

Sözleşmeden memnun olmayan işçilerden birinin, sendika başkanının sözleri üzerine, daha önce gazetemizde de yer alan şu ifadesi, aslında işçi ile burjuva politikasının ilişkisini özetler gibi: “Hükümet işçi ile işveren arasına girince hangi hükümet olsa işveren kazanır.”


“Peki, ama yanı başında Suriye’de yaşanan savaş, Hatay’daki patlamalar ve ölümler, Gezi eylemleri sırasında gençlerin ölmesi ve halkın hükümete tepkisi hiç mi ilgilendirmiyor İSDEMİR işçisini” sorusu gelebilir akla.

Arada bir bazı işçilerin “Hepimiz çapulcular gibi yapıp hakkımızı aramalıyız, biz de solcular gibi hakkımızı eylem yaparak alabiliriz” dediği oluyordu elbette...

Ama grev çadırlarında bu tür tartışmalar sözünü ettiğimiz “Acaba güçsüz mü düşeriz” kaygısıyla neredeyse hiç yapılmadı.

Sendika yönetimi bunda ne ölçüde etkilidir bilemiyoruz, çünkü bu grevde okun sivri ucu özellikle fabrika müdürüne çevrilmişti. İSDEMİR Genel Müdürü Recep Özhan’ın işçiyi insan yerine koymadığı anlatılıyor sürekli. “Eski müdür öyle değildi” diyor işçiler. Recep Özhan, AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında Petrol Ofisi’nden gelmiş. İşçilerin deyimiyle; namazı niyazı yerinde! “Böyle olunca umutlanmıştık” diyorlar.

Sınırda yaşanan çatışmalı ortamın ve savaşın grev çadırlarında çok az gündeme geliyor olması durumu, işçilerin evlerine gittiğinizde hemen değişiyordu. İşçiler savaşa karşı örneğin. “Geçmişte PETLAS’ ta olduğu gibi savaş bahanesi ile greviniz Bakanlar Kurulu eliyle yasaklanırsa ne yapacaksınız?” diye sorduğumuzda, işçilerden bir kısmı “Bu hükümet onu yapmaz”, bir kısmı da “Cesaret edemez” diye yanıt veriyordu. Ama en çok da kendi güçlerine güvenle, “Bu kadar işçiyi çarp üçle dörtle, onbinleriz biz burada, ortalık toz duman olur” diyen bir çoğunluk vardı.

Bazı çadırlarda, ama daha çok evlerde ve kahvehanelerde yapılan sohbetlerde söylenenler, hem İSDEMİR’den hem MMK Metalurji’den işçilerin politikaya uzak olmadığını gösteriyor. Bu da, onlara bunları grev okulunda tartıştıracak gücün zayıflığını daha da ortaya çıkarıyor.


BİR AY ÖNCE BEN BU GAZETEYİ EVE SOKMAZDIM!

İSDEMİR işçileri, grevleri sırasında, geçmişte yaşadıkları sorunlarda da bir biçimde yanlarında olan gazetemiz Evrensel’le bu kez daha yakın tanışma fırsatı buldu. Bu kez ayrıca bir de televizyon vardı yanlarında; Hayat Televizyonu.

İşçilerin tabiriyle “satılık medya” kendilerini görmedi. “Bir tek siz varsınız” diyorlardı, muhabirlerimize. Gittiğimiz bütün çadırlarda istisnasız diğer illerdeki kırılan grevler konuşuluyordu; İzmir’de belediye, Rize’de Çaykur, İstanbul’da THY... Yazarlarımızın kendileriyle ilgili yazıları tartışılıyordu. Diğer ülkelerdeki direnişler de... “Bu küreselleşme tam bir ahtapot, bizleri de sarıyor. Grevimiz başarılırsa bu ahtapota da darbe vuracağız” diyor bazı işçiler, gazeteyi okuduğunu belli etmek istercesine.

Her sabah gazeteyi merakla bekliyorlardı. Özellikle diğer illerden gelen destek mesajları çok etkiliyordu işçileri. Gazetemize teşekkür yağdıran işçiler, düşüncelerini içtenlikle dile getiriyorlardı: “Bizi sadece bir solcu gazetenin vereceğini düşünmezdim”. “Grevden önce olsaydı ben bu gazeteye bölücü gazete diye tepki gösterirdim”, “Bir ay önce olsa ben bu gazeteyi eve sokmazdım, Evrensel okuduğumuz gazete oldu”, “Bu gazeteyi anlamadım, hem bölücü olan Kürtleri savunuyor, hem de bizim grevi doğru veren tek gazete”, “Ben MHP yöneticisiyim. Grevden beri okuyorum, inşallah bundan sonra da okuruz”...


BU EMEK PARTİSİ’Nİ KİM KURMUŞ?

İşçilerin bir kısmı, büyük bilboardlarda ismi gözükmeyen, şehrin birçok yerinde ve özellikle ilçelerde, mahallelerde afişleri olan bir siyasi parti ile ilk kez yüzyüze geldiler; Emek Partisi’yle...

Emek Partisi (EMEP) diğer partilerden farklıydı. “Bu Emek Partisi’ni kim kurmuş” diyen de oldu, “Halkın Emekçi Partisi aramızda” diyen de...

Ama binlerce bildiriyi halka ve diğer fabrikalardan işçilere ulaştırdığını, ev ziyaretleri yaptığını, merkez yöneticileriyle ilçelerde, kahvehanelerde öğretmenlerle dolaştığını, birçok ilde grev için bildiriler ve günlük gazete dağıttığını öğrenince işçiler, farkı anladılar.

Zengin partiler gibi iftar yemeği veremiyor ama iftar yemeklerine davet ediliyor. Direniş çadırlarına Antep’te yaşanmış bir grevin kitabını dağıtıp okutturuyor. Genel Başkanı Selma Gürkan, aydın ve sanatçılarla, sendikacılarla birlikte geliyor yanlarına işçilerin ve ülke meselelerini açık yüreklice, hem de onların diliyle konuşuyor...

Bu “küçük” işlerin İSDEMİR işçisinde bir iz bıraktığı kuşkusuz. “Yaptığımız toplantıların, tartışmalarımızın en canlı ve heyecanlı konusu İSDEMİR’deki grevdi” diyor EMEP yöneticileri, “Ve elbette grev, işçilere olduğu kadar bize de öğretti.”

BİTTİ

www.evrensel.net