09.11.2026 00:09 / Güncelleme: 00:21

ABD’de tsunami, bölgede temkinli bekleyiş

Trump’ın ve Cumhuriyetçilerin yaşadığı bu yenilgi, İran savaşının ve İsrail’e verilen sınırsız desteğin bedeli olarak değerlendirildi. Ancak Tahran, seçim sonuçlarının ABD’nin yeni bir saldırı düzenleme ihtimalini ortadan kaldırdığı kanaatinde değil.

ABD’de tsunami, bölgede temkinli bekleyiş

Fotoğraf: AA

Yusuf Ertaş


Arap basını ABD ara seçimlerinde ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhuriyetçilerin yaşadığı ağır yenilgiyi “mavi tsunami” olarak gördü. Trump’ın ve Cumhuriyetçilerin yaşadığı bu yenilgi, İran savaşının ve İsrail’e verilen sınırsız desteğin bedeli olarak değerlendirildi. Trump’ın dış politikada geniş yetkilerini koruduğuna işaret edilen analizlerde, Demokratların Senatoda ve Temsilciler Meclisinde sağladıkları çoğunlukla Trump’ın yasama alanındaki hedeflerinin ve önerdiği bütçelerin önüne kalın bir set çekebileceklerine dikkat çekildi. Ancak ABD’nin dış politikasında köklü bir değişikliğin olacağına kimse ihtimal vermiyor.

Öte yandan, Middle East Online’da Semir Adel imzasıyla yayımlanan makalede, Trump ve Trumpçılığın yenilgisinin izlenen ekonomik ve toplumsal politikaların bir sonucu olduğu vurgulanıyor. Iraklı Yazar ve Siyasetçi Adel, bu yenilgiyi aynı zamanda Avrupa ve ABD’de işçi sınıfının öncülük ettiği insancıl ve ilerici toplumsal hareketlerin sanılandan çok daha güçlü olduğunun bir göstergesi olarak değerlendiriyor. Adel, “Trump ve Trumpçılığın yenilgisi; yaşam, sağlık ve eğitim koşullarının iyileştirilmesini talep eden, Filistin halkıyla dayanışmayı ve kadın haklarını savunan, ırkçılığa ve düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik baskılara karşı çıkan gösteri ve protestoların bir kazanımıdır” ifadelerini kullanıyor.

Dış politikada köklü değişiklik beklenmiyor

3 Kasım’da yapılan seçimlerin ortaya çıkardığı sonuç, Trump’ı tamamen yeni ve farklı bir denklemle karşı karşıya bıraktı. Kongreyi kaybetti ancak silahlı kuvvetlerin başkomutanı sıfatıyla sahip olduğu yetkileri koruyor. Anayasal açıdan hâlâ Kongrenin iznini beklemeden askeri saldırı emri verebilir. Ayrıca hareket alanını kısıtlayan herhangi bir yasayı veto etme yetkisine de sahip. Buna karşılık, yeni bir savaş artık siyasi destekten ve güvence altına alınmış finansmandan yoksun olacak. Üstelik Trump, denetim yetkilerini kullanabilecek ve 60 günlük yetkilendirme süresi olmaksızın yürütülen askeri operasyonları sınırlandıran Savaş Yetkileri Yasası’nı devreye sokabilecek muhalif bir Kongrenin baskısı altında kalacak. Bütün bu araçlar, yeni Kongre ile birlikte Trump yönetiminin İran savaşını yürütmesinin önünde bir baskı ve engelleme mekanizmasına dönüşebilir.

Ancak ABD dış politikasının, iç politikadaki parti rekabetinden büyük ölçüde bağımsız bir süreklilik taşıdığını da unutmamak gerekir. Demokratlar ve Cumhuriyetçiler iç politikada farklı programları savunsalar da özellikle İsrail ve Ortadoğu politikası söz konusu olduğunda aralarındaki görüş ayrılıkları büyük ölçüde ortadan kalkabiliyor. İsrail’in Gazze’ye yönelik katliamlarına Demokratlar döneminde başladığını ve Başkan Biden’ın İsrail’e her türlü desteği sağladığını hatırlayalım. Trump Biden’ın bıraktığı yerden İsrail’e destek olmaya devam etti. Dolayısıyla Trump’ın bir çılgınlık yapıp İran’a yönelik kapsamlı bir saldırı başlatması halinde Demokratların ne yapacağını bugünden kestirmek zor.

İran sonuçlardan memnun

Arap basınında, İran’ın Trump’ın seçim yenilgisine duyulan memnuniyete işaret ediliyor. Nitekim İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, “ABD seçmeni savaşa hayır dedi ve biz bunu destekliyoruz” açıklamasında bulundu. Ancak Tahran, seçim sonuçlarının ABD’nin yeni bir saldırı düzenleme ihtimalini ortadan kaldırdığı kanaatinde değil. Bu nedenle İranlı yetkililer, olası bir ABD saldırısına karşı her cephede hazır olduklarını vurgularken, aynı zamanda müzakereye açık oldukları mesajını veriyor. Dini Lider Mücteba Hamaney de ABD’de iktidardaki partinin değişmesinin Washington’ın İran’a yönelik tutumunu değiştirmeyeceğini belirtiyor. Arap basınındaki değerlendirmelerde, İran’ın şu ana kadar geri adım atmadığı, yaptırımların kaldırılması, deniz ablukasının sona erdirilmesi, dondurulmuş fonlarının serbest bırakılması ve Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünün kabul edilmesi koşulları karşılığında anlaşmaya hazır olduğu da aktarılıyor.

Üç seçenek

Ara seçimlerde alınan ağır yenilginin Trump’ı siyasi açıdan “topal ördek” konumuna düşürmesinin ardından, İran savaşının, ortaya çıkan yeni siyasi dengelerin ilk ve en önemli sınavı olacağına dikkat çekiliyor. Cumhuriyetçi Parti içinde bu konuda, Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun öncülük ettiği iki farklı yaklaşımın bulunduğu belirtiliyor. Her iki ismin de 2028 başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçilerin adayı olabilmek için şimdiden siyasi pozisyon almaya hazırlandığına işaret ediliyor.

Washington’ın önündeki seçeneklerin üç temel senaryo etrafında şekillendiği değerlendirmeleri de öne çıkıyor. Bunlar, askeri operasyonların yeniden başlatılması, İran ile müzakere masasına dönülmesi ya da Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla ekonomik baskı ve deniz ablukasının sürdürülmesi olarak sıralanıyor. Müzakere sürecine yeniden dönülmesi yönündeki diplomatik çabaların yoğunlaştığına dikkat çekiliyor.

Ancak Trump’ın nasıl bir tutum alacağı belirsizliğini koruyor. Filistin merkezli El Quds gazetesi de “Bölge, Trump’ın İran’a ilişkin seçeneğini bekliyor” manşetiyle Washington’ın vereceği karara ilişkin belirsizliği ön plana çıkardı.


ABD ara seçimlerinde tsunami: Ne oldu, bundan sonra ne olacak?

Dr. Sabih Cebbare
Savut El Irak/Irak

ABD ara seçimleri, dönem ortasında yapılan seçimlerde alışılmışın ötesinde bir siyasi tablo ortaya çıkardı. Demokratlar hem Temsilciler Meclisi hem de Senatonun kontrolünü ele geçirirken, valilik seçimlerinde de önemli kazanımlar elde etti. Üstelik bu kazanımlar, Donald Trump’ın 2024’te rahatlıkla kazandığı eyaletlere kadar uzandı. Yenilginin boyutları, seçim sonuçlarının ‘mavi dalga’, hatta New York Post gazetesinin manşetinde kullandığı ifadeyle ‘mavi tsunami’ olarak nitelendirilmesine yol açtı. Seçim sonuçlarının coğrafi dağılımı da bu nitelemeyi destekliyor. Teksas, Güney Carolina, Kansas, Iowa ve Ohio gibi eyaletlerde Demokratlara doğru belirgin bir siyasi kayış yaşanırken Cumhuriyetçiler, korumayı bekledikleri seçim bölgelerinde ve eyaletlerde dahi zorlandı.

Seçimler başkanlık seçimi değildi ve Trump’ın adı da oy pusulasında yer almıyordu. Ancak seçmenler bu seçimleri Trump’ın başkanlık performansına ilişkin bir değerlendirme fırsatı olarak gördü. Reuters’ın haberine göre seçmenlerin yaklaşık yarısı, bu seçimleri Başkanı cezalandırma fırsatı olarak değerlendirirken yüzde 70’i Kongrenin daha güçlü bir denetim ve denge mekanizması oluşturmasını istedi. Seçim sonrası anketler de seçmenlerin yaklaşık dörtte üçünün ülkenin gidişatından öfkeli veya memnuniyetsiz olduğunu ortaya koydu.

Dolayısıyla ortaya çıkan temel siyasi gerçek, yalnızca Demokratların Kongreyi kazanmış olması değil. Aynı zamanda geniş bir seçmen kitlesinin, Trump’ın ikinci başkanlık dönemindeki icraatlarını maliyetli, istikrarsızlaştırıcı ve pervasız bulduğu, bu nedenle Başkanın denetimsiz bırakılmaması gerektiği yönünde karar vermiş olmasıdır.

İran, savaş yetkileri ve dış politika alanı

İran savaşı, ortaya çıkan yeni siyasi dengelerin ilk ve en önemli sınavı olacak. Anayasa uyarınca Kongre savaş ilan etme ve bütçe ödeneklerini belirleme yetkisine sahip olsa da ABD başkanları tarihsel olarak askeri güç kullanımı konusunda geniş bir hareket serbestisine sahip oldu. Yeni Demokrat çoğunluk oturumlar düzenleyebilir, askeri harcamaları kısıtlayabilir veya belirli şartlara bağlayabilir, istihbarat değerlendirmeleri talep edebilir ve savaşa karşı kararlar alabilir. Ancak Kongrenin çatışmaları fiilen durdurabilme kapasitesi; Demokratların kendi içlerinde ne ölçüde birlik sağlayacağına, bazı Cumhuriyetçilerin onlara katılıp katılmayacağına ve yönetimin nasıl bir tepki vereceğine bağlı olacak.

Sonuç

Uzmanlar, yaşanan “tsunami”nin gerçek olduğunu ancak bunun Demokratlar lehine kalıcı bir siyasi yön değişikliği olarak değerlendirilmemesi gerektiğini düşünüyor. Seçimler, her şeyden önce bir cezalandırma seçimiydi. Seçmenler, yükselen fiyatlardan, savaştan ve yürütme yetkilerinin giderek daha keyfi biçimde kullanılmasından sorumlu tuttukları Başkanı sandıkta cezalandırmak istedi. Demokratlar ise bu tepkinin yöneltilebileceği mevcut siyasi adres oldukları için seçimlerden kazançlı çıktı. Dolayısıyla kendilerine verilen yetki koşullu nitelik taşıyor. Kongrenin kontrolünü ele geçirmek, Demokratların hayat pahalılığı sorununu çözecekleri veya kalıcı bir iktidar koalisyonu oluşturacakları anlamına gelmiyor.

Kısa vadede en muhtemel sonuç, olağanüstü sert bir siyasi mücadeleyle şekillenen bölünmüş bir yönetim olacak. Demokratlar kapsamlı soruşturmalar başlatacak, sağlık hizmetleri, gümrük tarifeleri ve savaş yetkileri gibi konularda yasama girişimlerinde bulunacak. Trump ise Demokratların önemli yasa tasarılarını veto edecek; ayrıca yürütme kararlarına ve manevra alanının daha geniş olduğu dış politikaya yönelebilecek. Bu süreçte belirleyici kırılma noktası İran savaşı olacak. Yönetim, seçim sonuçlarını müzakereleri başlatmak ve enerji fiyatlarını düşürmek için bir gerekçe olarak değerlendirirse siyasi açıdan bir miktar zemin kazanabilir. Ancak yenilgiyi tırmanma için bir gerekçe olarak yorumlarsa İran savaşı, Trump’ın ikinci başkanlık döneminin en büyük başarısızlığına dönüşebilir ve küresel ekonomik şoku daha da derinleştirebilir.

Dünya açısından bakıldığında ise bu seçimler, Trump öncesi düzene basit bir dönüş anlamına gelmediği gibi, ABD’nin otomatik olarak güç kaybettiğini de göstermiyor. Seçimler, Kongrenin denetim mekanizmalarını, gözetim yetkisini ve öngörülebilirliğe katkı sağlayan rolünü yeniden güçlendirmesi için bir fırsat yaratıyor. Bununla birlikte, ülke içinde siyasi tıkanıklık, dış politikada ise doğaçlama kararlar alınması riskini de beraberinde getiriyor. ABD’nin müttefikleri, Demokratların istikrarsızlığı artıran politikaları frenleyebilmesini umarken, rakipleri Washington’ın tutarlı bir karşılık veremeyecek kadar bölünmüş olup olmadığını sınamaya çalışacak.

Amerikan halkı bir uyarıda bulundu. Bu seçimlerin tarihsel anlamını ise Washington’ın bu uyarıyı itidal, hesap verebilirlik ve daha düşük fiyatlar yönünde bir değişime dönüştürüp dönüştüremeyeceği ya da önümüzdeki iki yılı kurumlar arası bir savaşla geçirip geçirmeyeceği belirleyecek.


Amerikan depremi ve Ortadoğu’ya yansımaları

Halil Hüseyin
El Halic/BAE

İlk olarak, ABD ara seçimleri yalnızca ülke içi bir siyasi gelişme olarak değil, dış politikanın yürütülmesini doğrudan etkileyen güç dengelerinin yeniden dağılımı olarak değerlendirilmelidir. 3 Kasım 2026’da yapılan seçimlerde Demokrat Parti hem Temsilciler Meclisinde hem de Senatoda çoğunluğu elde etti. Demokratlar; Iowa, Kansas, Ohio, Kuzey Carolina, Teksas, Güney Carolina ve Maine gibi eyaletlerde Cumhuriyetçilerin elindeki yedi Senato sandalyesini kazanarak Başkan Donald Trump yönetimine ikinci başkanlık döneminin ikinci yarısında büyük bir darbe indirdi.

Yeni Kongre, görevine resmen 3 Ocak 2027’de başlayacak olsa da seçim sonuçları Washington’daki güç dengelerini şimdiden yeniden şekillendirdi. ABD’nin Ortadoğu politikası, özellikle de İran’la yürütülen savaş, kamuoyu tartışmalarının merkezine yerleşti. Sandık çıkış anketleri, seçmenlerin yüzde 74’ünün İran savaşını oy tercihlerini belirleyen önemli veya belirleyici bir etken olarak gördüğünü, yüzde 62’sinin ise İran’a karşı askeri güç kullanılmasını yanlış bir karar olarak değerlendirdiğini ortaya koydu.

Buradan hareketle temel bir soru gündeme geliyor: Demokratların seçim zaferi, ABD’nin Ortadoğu politikasında köklü bir değişikliğe mi yol açacak, yoksa bu politikayı bütünüyle tersine çevirmeden sınırlayıp yönünü mü değiştirecek?

ABD sisteminde değişimin anayasal ve kurumsal çerçevesi, kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanıyor. Başkan, silahlı kuvvetlerin başkomutanı ve dış politikanın yürütücüsü olarak geniş yetkilere sahipken Kongre, bütçe üzerindeki yetkisi, denetim ve yasama işlevleriyle önemli bir konumda bulunuyor. Bu nedenle Demokratların zaferi, dış politikada karar alma yetkisinin otomatik olarak Beyaz Saray’dan Kongreye geçmesi anlamına gelmiyor. Aksine, Cumhuriyetçi bir başkanlık ile muhalefetteki Demokrat çoğunluğun bir arada bulunduğu bir “bölünmüş hükümet” düzeni ortaya çıkıyor.

Dolayısıyla Başkan, dış politika konusunda geniş bir hareket alanını koruyacak; ancak denetim ve soruşturmalar bakımından daha fazla kısıtlamayla karşılaşacak. Demokratlar oturumlar düzenleyebilir, yönetimden bilgilendirme talep edebilir, Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası aracılığıyla askeri operasyonların finansmanına koşullar getirebilir ve savaş yetkileri kararlarının oylanmasını sağlayabilir. Ancak başkanlık vetosunu aşmak için gereken üçte iki çoğunluğa sahip değiller. Bu nedenle beklenen etki, köklü bir değişimden ziyade sınırlayıcı ve aşamalı bir etki olacaktır.

Bu dönüşümün en önemli başlığını İran meselesi oluşturuyor. ABD ve İsrail’in İran’a karşı ortak savaşı 28 Şubat 2026’da başladı. Savaşta İran’ın dini lideri öldürüldü, ülkenin nükleer ve askeri altyapısı hedef alındı. Ardından Pakistan’ın ara buluculuğuyla haziran ayında kırılgan bir ateşkes ve mutabakat zaptı imzalandı. Ancak nükleer program, yaptırımlar ve Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol konularındaki anlaşmazlıklar çözüme kavuşmadı. 2 Kasım’da ABD’nin Keşm Adası’na yönelik sınırlı saldırılarıyla gerilim yeniden tırmandı.

Bununla birlikte Demokratlar savaşı derhal sona erdirecek bir kararı Başkana kabul ettiremeyecek. Başkan, sınırlı askeri operasyonlar düzenleme yetkisini koruyor. Bu nedenle en muhtemel senaryo, açık uçlu tırmanma stratejisinden koşullu bir çevreleme yaklaşımına geçilmesi ve müzakerelere daha geniş bir alan açılmasıdır.

Demokratların zaferi, parti içinde İsrail’e yönelik siyasi yaklaşımda da niteliksel bir değişime işaret ediyor. İsrail politikalarını sert biçimde eleştiren yeni Demokrat siyasetçilerin yükselişi bu dönüşümü yansıtıyor. Bunlardan biri olan Michigan’dan seçilmiş Senatör Abdülilah es-Seyyid’in, Amerikan vergilerinin savaşın finansmanında kullanılmasına son verilmesi çağrısı yapması, Demokrat Parti içinde kuşaklar arası bir değişimin göstergesi. Bununla birlikte bu eğilim, Demokrat Parti kurumları içinde hâlâ azınlıkta bulunuyor.

Uygulamada bu gelişme, ABD ile İsrail arasındaki stratejik ittifakın sona ermesine yol açmayacak; ancak “koşullu destek” olarak adlandırılabilecek yeni bir yaklaşımın önünü açacak.

Sonuç olarak, Demokrat Partinin 2026 seçimlerindeki zaferi, Trump döneminde bildiğimiz ABD Ortadoğu politikasının sonu anlamına gelmiyor. Aksine, “kurumsal frenleme” olarak nitelendirilebilecek yeni bir dönemin başlangıcına işaret ediyor. Başkan yürütme yetkilerini koruyacak, ancak kendisine karşıt bir çoğunluğun bulunduğu yasama ortamında hareket etmek zorunda kalacak ve attığı her adımı gerekçelendirmeye daha fazla mecbur olacak.


Trump ve Trumpçılığın yenilgisi

Semir Adel
Middle East Online

Trump ve Trumpçılığın yenilgisi, izledikleri ekonomik politikaların bir sonucuydu. Bunların başında dünyanın bütün ülkelerine uygulanan gümrük vergilerinin artırılması geliyordu. Bu politikalar, gümrük tarifeleri yoluyla ABD’nin ekonomik alandaki gerileyişini durdurmaya çalıştı. Ancak bu tarifeler, kapitalist gelişmenin yasalarıyla çelişiyordu. Trump’ın istisnasız bütün ülkelere farklı oranlarda uyguladığı gümrük vergileri, 1990’lı yıllarda Dünya Ticaret Örgütünün kurulmasına ve serbest piyasa ekonomisinin yaygınlaşmasına öncülük eden; malların ve ürünlerin serbest dolaşımının önündeki ulusal sınırları kaldırmayı ve serbest ticaret bölgeleri oluşturmayı savunan bir ülkenin içine düştüğü kara mizahı gözler önüne seriyor.

…

Son olarak, MAGA (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) hareketinin temsil ettiği Trump ve Trumpçılığın yenilgisi, geçen yüzyılın 1920’li ve 1930’lu yıllarında ortaya çıkan Alman Nazizmi ve İtalyan faşizmine yaklaşan ırkçı politikalara yönelik bir reddiyenin ifadesidir. Bu yenilgi, Batı’nın öncülük ettiği küresel kapitalist sistemin ekonomi ve toplumsal politikalarına aşırı sağın hakim olacağı yönündeki söylemlerin aksine, Avrupa ve ABD’de işçi sınıfının öncülük ettiği insancıl ve ilerici toplumsal akımların sanılandan çok daha güçlü olduğunu herkese göstermektedir. Göçmen karşıtı sağa ve kemer sıkma politikalarına karşı mücadele eden, Filistin halkıyla dayanışma içinde olan bu toplumsal güçler, aşırı sağın yükselişine karşı önemli bir direnç ortaya koymuştur.

Trump ve Trumpçılığın yenilgisi; yaşam, sağlık ve eğitim koşullarının iyileştirilmesini talep eden, Filistin halkıyla dayanışmayı ve kadın haklarını savunan, ırkçılığa ve düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik baskılara karşı çıkan gösteri ve protestoların bir kazanımıdır.

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
08.11.2026 22:44 / Güncelleme: 22:49

İstanbul'a kar ne zaman yağacak? Meteoroloji uzmanından tarih açıklaması

İstanbul'da sıcaklıkların 8 dereceye kadar düşmesinin ardından kar yağışı ihtimali gündeme geldi. Meteoroloji Mühendisi Adil Tek, kentte en yakın kar yağışı olasılığının aralık ayının sonunda göründüğünü söyledi.

İstanbul'a kar ne zaman yağacak? Meteoroloji uzmanından tarih açıklaması

Fotoğraf: Sora Sagano/Unsplash

08.11.2026 16:04 / Güncelleme: 16:19

İngiltere'de Türkiye vatandaşlarının kabul edilen başvuru sayısı yüzde 78 azaldı

İngiltere'de Ankara Antlaşması kapsamında yapılan süresiz oturum başvurularının kabul sayısı bir yılda yüzde 78 azaldı. The Guardian, ret kararlarında mevzuata aykırı gerekçeler ve hesaplama hataları tespit edildiğini yazdı.

İngiltere'de Türkiye vatandaşlarının kabul edilen başvuru sayısı yüzde 78 azaldı

Fotoğraf: Pixabay

08.11.2026 19:53

Kocaeli Şehir Tiyatroları’nın kurucu sanatçılarından Şafak Karali hayatını kaybetti

Kocaeli Şehir Tiyatroları’nın kurucu sanatçılarından oyuncu Şafak Karali, 57 yaşında hayatını kaybetti. “Bir Zamanlar Anadolu’da”, “Avrupa Yakası” ve “Leyla ile Mecnun” gibi yapımlarda rol alan Karali için yarın anma töreni düzenlenecek.

Kocaeli Şehir Tiyatroları’nın kurucu sanatçılarından Şafak Karali hayatını kaybetti
08.11.2026 13:16 / Güncelleme: 16:14

Galatasaray'da Leao'dan kötü haber: Şampiyonlar Ligi maçını ve Beşiktaş derbisini kaçırabilir

Süper Lig'in 11. haftasında Amedspor'u 4-3 mağlup eden Galatasaray'da, maçta gol atan Rafael Leao'nun sağlık durumuna ilişkin açıklama yapıldı. Futbolcunun sağ üst arka adalesinde ileri derecede zorlanma ve kanama tespit edildi.

Galatasaray'da Leao'dan kötü haber: Şampiyonlar Ligi maçını ve Beşiktaş derbisini kaçırabilir

Fotoğraf: AA

08.11.2026 19:02 / Güncelleme: 20:32

Trabzonspor durdurulamıyor: 6'da 6 yaparak ikinci sıraya çıktı

Süper Lig'in 11. haftasında Alanyaspor'u deplasmanda 2-0 mağlup eden Trabzonspor, ligde üst üste 6. galibiyetini aldı. 25 puana yükselen bordo-mavililer, milli araya ikinci sırada girdi.

Trabzonspor durdurulamıyor: 6'da 6 yaparak ikinci sıraya çıktı

Fotoğraf: AA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!